BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Fenerbahçeli olmanın mahçupluğu

Fenerbahçeli olmanın mahçupluğu

Hiçbir mazeret başarının yerini tutamıyor. Önceki akşam siyasilerle beraber Fener-Cimbom maçını izlerken bu sözün doğruluğuna bir kez daha şahit olduk. Atatürk’ün takımı FB’ye lejyonerler görüntüsü hiç yakışmıyor.



Hemşehrilerime düşkünlüğümü bilenler benim neden Trabzonsporlu değil de Fenerli olduğumu sorarlar. Cevabım takım tutma yaşıma geldiğimde Trabzonspor’un ikinci ligde olmasıdır. İnsan bir yere gönül verdi mi başkasına yar olamıyor. Bizim Fenerbahçeliliğimiz de öyle. Lise ve üniversite yıllarımızda Fener’in maçlarını kaçırmamaya çalışırdım. O günlerin takım kadrolarını bugün bile sayabilirim. Aradan geçen yıllar ve meşgaleler bizi stadyumdan uzaklaştırdı, ancak keskin Fenerliliğimizden hiç ödün vermedik. Kanaryaları ve futbolu medya’dan izlemeye çalışıyoruz. Mahcuplar ve mağrurlar Önceki akşam oynanan Fener-Cimbom maçını Ankara kulübünde izledik. Siyasetçi-bürokrat ve işadamı taifesinin üye olduğu bu kulüpte bugüne kadar şahit olmadığım bir kalabalık vardı. Maç yayınının yapıldığı dört ayrı mekan da tıklım tıklımdı. Bizim de bulunduğumuz büyük salonda iki tür insan tipi göze çarpıyordu. Birinci grup mahcuplar ya da ezikler, ikinci grup ise mağrurlar ya da şımarıklar. Ezik olan biz yani Fenerliler, mağrur olanlar ise Galatasaraylılardı. Hayır o andaki eziklik duygusu sadece Fener’in oynadığı kişiliksiz oyundan değildi. Uzun bir başarısızlık birikiminin sonucuydu. Keza Galatasaraylılardaki mağrurluk da aynı şekilde oynanan futboldan ziyade son dönemde kazanılan müthiş başarıların eseriydi. Evet mağrur olmaya alışmış bir Fenerli olarak o tablodan hiç mi hiç keyif almadım. Dahası, sıkıldım. Avrupa takımı Devre arasında ayaküstü sohbet ederken Galatasaraylı olan DYP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Ekinci kelimesi kelimesiyle bana şunu söylüyor: “Sabahattinciğim sana Fenerbahçeliliği hiç yakıştıramadım.” Hasan bey avını pençesine almış aslan edasıyla devam diyor: “Biz Türkiye ligi ile değil Avrupa ligi ile ilgiliyiz. Fener de sayemizde bir Avrupa takımı ile oynadı.” 7-8 kişilik sohbet grubunda tek Fenerli ben. Ve itiraf edeyim o an ciddi bir eziklik yaşadım. Cim-Bom’un başarıları ortada, verilebilecek bir cevabım da yok. Sustum ve yutkundum. Ekinci’nin iğnelemelerine ancak tehditle cevap verebildim: “Ne yani senin Genel Başkanının kocası da keskin Fenerli değil mi? Özer Bey’e senin ne menem Fener düşmanı olduğunu anlatacağım.” Şaka bir yana hiçbir mazeret başarının yerini tutamıyor. İşte Galatasaray olayı ortada. Yükselen değer Spor ve özellikle de futbol Türkiye’de son dönemde adeta yükselen değer. Pekçok insan stresini futbolla atıyor. Futboldaki cepheleşme siyasette ya da ideolojilerdeki gibi keskin olmadığından toplum onunla adeta eğleniyor. Açıkçası iyi de oluyor. Futbol sadece bir rahatlama aracı değil, aynı zamanda bütünleştiriyor. Milli maçlar ve Avrupa kupaları olayı ortada. Gelelim şu eziklik konusuna: Fenerli olmaktan elbette kıvanç duyuyorum ama maziyle avunur olduk. Korkum arkadan gelen kuşağın Cim-Bom lehine seyretmesidir. Çıkış yolu mu? Reklam aracı Galatasaray gibi kısmen de olsa kurumlaşmak. Fenerbahçe maalesef para babalarının reklam oyuncağı yapıldı. Önceki akşam Rüştü, Ogün, Mert Meriç ve bir de Mustafa Doğan ki o da sadece Türk asıllı başka Türk futbolcu yoktu. Açıkça söyleyeyim bu tablo içime sinmiyor. Atatürk’ün takımı Fenerbahçe’ye lejyonerler görüntüsü hiç ama hiç yakışmıyor. Bana kızmayın ama Mustafa Denizli ile de bu iş olmaz. Fener hiç vakit kaybetmeden kendi çocuğu olan Erdoğan Arıca’yı Antep’ten koparmalı ve onunla 5 yıllık bir sözleşme imzalamalı. Arıca, Fener’in Fatih Terim’i olabilir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT