BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ya şehr-i Ramazan - 2 -

Ya şehr-i Ramazan - 2 -

Basra’lı Şem’ûn kendi halinde bir mecusidir. Müslümanlarla içli dışlıdır ve bir sürü güzel haslet edinir. Kimseyle uğraşmaz, yalan söylemez, sözünde durur ve cömerttir. Sonra o gülyüzlü komşusunu (Hasan-ı Basri Hazretlerini) çok beğenir, uzaktan bile görse ayağa kalkar, hürmetle yol verir.



Bir gün Basra’da... Basra’lı Şem’ûn kendi halinde bir mecusidir. Müslümanlarla içli dışlıdır ve bir sürü güzel haslet edinir. Kimseyle uğraşmaz, yalan söylemez, sözünde durur ve cömerttir. Sonra o gülyüzlü komşusunu (Hasan-ı Basri Hazretlerini) çok beğenir, uzaktan bile görse ayağa kalkar, hürmetle yol verir. Hasan-ı Basri, Şem’ûn’un Müslüman olmasını çok ister. Hatta bazı geceler sabahlara kadar yalvarır onun ve onun gibiler için hidayet diler. Rahman ve Rahim olan Rabbimiz bu duaları kâbul eder ve mübareğin tebliğ için beklediği fırsatı önüne çıkarır. Nasıl mı? Anlatalım. Şem’ûn amansız bir hastalığa yakalanır. Birkaç gün içinde mum gibi erir ki artık öleceğinin farkındadır. Hasan-ı Basri biraz süt, biraz hurma alır, komşusunun kapısını tıklatır. Şem’ûn onu görünce çok duygulanır. Ağlamakla gülmek arasında gidip gelen bir sesle “Ey asil komşum” der “niye zahmet ettin ki?” -Ne zahmeti, vazifemiz değil mi? -Biliyor musun ben gidiciyim. -Hepimiz gidiciyiz. -Korkarım ahirette de görüşemeyeceğiz. Zira inandıklarım doğruysa aynı yerde olmayacağız. Mübarek acı acı gülümser. “Peki” der, “ya benim inandıklarım doğruysa?” -Yine aynı yerde olmayacağız, zira beni taptığımla yakacaklar. -Bak Şem’ûn ateş yaratıcı değil mahlûktur. Alemlerin Rabbi (Celle Celalüh) dilemezse kimseye bir şey yapamaz. -Müslümanlar buna benzer şeyleri çok söylerler ama ateşin yakmadığı nerede görülmüş? -Ateşin yakmadığını görsen bana inanır mısın? -İnanırım. Biliyor musunuz veliler hallerini bir sır gibi saklar, tanınmaktan, bilinmekten sıkılırlar. Ancak böylesi hayati kavşaklarda keramet göstermek zorunda kalırlar. Nitekim Hasan-ı Basri Hazretleri de mangaldaki ateşi avuçlar, kızgın korla kollarını sıvazlar. Şem’ûn hayretler içindedir. Büyük veli, bunlar sıradan şeylermiş gibi gülümser, “İstersen yanan fırına girelim” der, “var mısın?” -Yoo, hayır. Bu kadarı yeter. -Görüyorsun işte. Senin, benim, dağların, göklerin, denizlerin yaratıcısı onu zararsız kıldı. -Sanırım, Allah’ın büyüklüğünü kabullenmek zorundayım. -Al, istersen dokunabilirsin. Eğer ateş bir şeye kaadirse yaksın da görelim. -Diyecek bir şey bulamıyorum. -Ama benim diyecek çok şeyim var. Yapma Şem’ûn, kendine kıyma. Gel iman et ve kurtul. Altından nehirler akan köşkler, nefis şerbetler, bahçeler, huriler seni bekliyor. Bir kere kelimeyi şahadet söyle, ebedi saadete kavuş. -Bu kadar kolay mı yani? -Evet bu kadar kolay. -Ama benim ömrüm günah içinde geçti. -Benim ki de öyle ama Allah-ü teâlâ affedicidir. -Ne desem bilmem ki, bunca yıldır mecusi olarak yaşadıktan sonra... -Sakın “millet ne der?” diye düşünme, sadece kalbinin sesini dinle. -Kalbim seninle beraber, yalnız endişelerim var. -Nasıl yani? -Sahi, Rabbim beni kâbul eder mi? -Eder. -Bana kulum der mi? -Der. -Emin misin? -Adım gibi. -Peki kefil olur musun? -Olurum. -Ahitname de yazar mısın? -Yazarım. -Mührünü de basar mısın? -Basarım. -İyi öyleyse, sen şimdi bana yapmam gerekenleri söyle. Şem’ûn oğullarını, yakınlarını çağırır. Kalabalığın huzurunda iman eder. Olacak bu ya hemen o gün ecel şerbetini içer. Onu söz konusu kâğıtla birlikte toprağa verirler. Hasan-ı Basri Hazretleri hem şaşkın, hem sevinçlidir. Omuzlarından irice bir yük gitmiştir. Definden sonra evine gelir. Bir başına kalınca hadisenin muhasebesini yapar ve birden dehşete düşer. Büyük bir pişmanlıkla “yaptığını beğendin mi” der, “sen kim oluyorsun da ahidname veriyorsun. Kendini kurtaracağın şüpheli, kalkıp başkalarına kefil oluyorsun. Eyvah ki ne eyvah! Aman Allah’ım ben ne yaptım!” O gece binlerce, onbinlerce kez tövbe eder, “Yarabbi, ben acizin, zavallının biriyim” der, “n’olur bu cüretimi affeyle!” Hasan-ı Basri o kadar ağlar ve o kadar yalvarır ki bitap düşer. Birara içi geçer, rüyasında Şem’ûn belirir, çok neşelidir. Öylesine nurludur ki dolunayı imrendirir. Başında cennet cevahirleriyle süslenmiş bir taç vardır. Hasan-ı Basri Hazretlerine döner “Meğer Allah-ü teâlâ ne büyükmüş” der, “merhametinin zerresi benim gibi nice asiye yetti.” -Peki ya ahitname? -Ona bakmadı bile, istersen geri verebilirim. -Yalvarırım ver, n’olur ver. -Al! Hasan Basri Hazretleri heyecanla uyanır. Ne görse beğenirsiniz. Kâğıt elindedir. Peki Hasan-ı Basri kimdir? Onu da anlatalım ama yarına. Çocukları unutmayın Mübârek hurmaların hepsi güzel ama bana sorarsanız üç kuruş fazla verin hakiki Medine hurması alın. Bu hurma yuvarlanırkan tıkır tıkır ses çıkarır ve asla birbirine yapışmaz. Serttir, çürümez, bozulmaz ve kolay kolay kurt tutmaz. Ama siz beni dinleyin yine de yarıp çekirdeğini çıkarın ve yıkayın. Bu boşluğa şöyle bir ceviz çeyreği koyup kapatın. Unutmayın cevizi hurma ile yemekle hem doyumsuz bir lezzet yakalayacak, hem de sünnet-i seniyye sevabına kavuşacaksınız. Biliyor musunuz kadınlık zor zenaat. Hep öyle olur, henüz iftar sofrası ortadan kalkmadan “yarın ne pişirsem” sancısı tutar. Biz eskiler tumturaklı yemekleri severiz ama küçükleri de düşünmeli ve onları oruca özendirmeliyiz. Meselâ diyeceksiniz. Meselâ minikler patates kızartmasına bayılırlar. Yanında ketçap, mayonez ve birkaç tane de ızgara köfte oldu mu değmeyin keyiflerine. Hatta köfteleri sandviç ekmeklerinin arasına koyabilir marul, domates ve turşu parçaları ile süsleyebilirsiniz. Dün pişirdiğiniz peynir tatlılarını bitirebildiğinizi sanmıyorum, getirin sofraya, şerbetine kadar sünnetlensin. Gelin kesenize bir iyilik daha yapın akşamdan kalan pilavı da yoğurtlu yayla çorbasına çevirin. Şimdi elinizi vicdanınıza koyup söyleyin. Nasıl, hem masrafsız, hem de mükemmel bir sofra olmadı mı? AVRUPA’DA İSLÂM Roma’da ezan sesleri Avrupa’nın en büyük camisi, Katolik dünyasının kalbi olan Vatikan’la birlikte Roma’da. Camiye ek olarak inşa edilen İslam Kültür Merkezinde 400 kişilik bir konferans salonu bulunuyor. Kültür Merkezi’nin altı odasında mini konferanslar düzenlenebiliyor. İtalya’nın Başşehri Roma’nın içinde bir devlet var..Adı: Vatikan, yani katolik dünyasının kalbi olan papalık.. .Yüzölçümü 44 kilometrekare olan Vatikan, katolik kilisesinin merkezi olmanın yanıda aynı zamanda bir devlet. Roma şehri ile Vatikan’ı yere beyaz boyayla sürülmüş bir çizgi ayırıyor. İşte buraya sadece 17 kilometre uzaklıkta İtalya’ nın en lüks semti olarak tarif edilen Pivoli bölgesine Avrupa’nın en büyük camisi yapıldı. Katolikliğin merkezinde, Roma’nın ortasında büyük bir cami, Avrupa’nın en büyük camisi yapılıyor. Pek çok Hıristiyan için bu şaşkınlık verici. Ancak bu, bizler için, tarihi süreç içinde gerçekleşmesi gereken en tabii bir hadise. Camii’in açılışı muhteşem oldu. Konferans salonlarıyla, aynı zamanda İslam Kültür Merkezi olarak bilinen Roma Camii’nin Müdürü Faslı Abdullatif Kettani bizi gezdirirken şunları anlatıyor: “Camiye ek olarak inşa edilen İslam Kültür Merkezinde 400 kişilik bir konferans salonu bulunuyor.Altı odada mini konferanslar düzenleyebiliyoruz ve anında yedi dilden çeviri yapılabiliyor. 250 bin kitaplı kütüphane Camimizin en büyük gururu.Kettani, Ramazan’da büyük bir salonun yemekhaneye dönüştürüldüğünü, masalar yerine yerde yemek yeneceğini anlattı. “Savaş sonrasında komünist memleketlerden kaçan bütün siyasi sığırnmacılar kamplara sığındık.çocuk ,.çocuk aileler kiliselere sığındık ...Düşündük bu böyle olmaz. Biz müslümanlarda örgütlenelim. İstedik ki, bir devlet bizi himaye etsin. Böyle şeylere Bazı müslüman ülkeler karışmazdı. O zaman kiliseler çocuklra hep yiyecek dağıtırdı. Nihayet başvurduğumuz Müslüman ülkelerden paketlerle çikolata,şeker gibi en başta çocuklara dağıtabileceğimiz hediyeler geldi. Biz de eyleme geçerek , Müslüman çocukları kiliseden ayırdık.1952 yılından itibaren İslam ülkeleri elçilikleri bizimle ilgilenmeye başladı.1965 yılında ise resmen kurulduk. İslam Birliği olarak ilk iş Roma’da Müslüman mezarlığını gerçekleştirdik. Bu şehirde bir cami yapmak için kolları sıvadık. İtalya’da 1.5 milyon Müslüman var. Bundan 30 sene önce her sene bir İtalyan Müslüman oluyordu. 20 sene önce bu süre bir aya düştü, ayda bir kişi Müslüman oluyordu. 10 sene önce de haftada bir kişi müslüman oluyordu. Günümüzde ise hergün bir kişi Müslüman oluyor. Milano’da 20 sene önce bir camimiz vardı. Şu an da ise 5 camimiz bulunuyor. En büyük camiye Cuma günü en az bin 200 kişi geliyor”. Kettani’nin bu sözlerine bizzat ben de şahid oldum. Camide bulunan başı örtülü Müslüman olan genç bir bayanı gösterdi. Müslüman olmadan önce adı Roberta olan 31 yaşındaki hanım Müslüman olunca Samira adını almış. “Hayır ben evlenince müslüman olanlardan değilim”, diyor Samira. Çünkü kocam da İtalyan ve ikimiz de çok dindar dini uygulayan Hristiyanlardandık. ikimizin de meslek sahibiyiz. Tatil için Fas’ a gitmiştik. .Orada tarihi camileri gezdik ve içimden bir şey bizi yakaladı. Zamanla, okudukça, dinleri öğrendikçe, İslamın, bizim inandığımız değerlere daha yakın olduğunu gördük. Önce kocam iki yıl sonra da ben Müslüman oldum. Günün Sözü İyi komşu, komşularına eziyet etmeyen değil, onlardan gelen sıkıntılara katlanandır.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109119
    % 1.11
  • 3.8237
    % -0.3
  • 4.5067
    % 0.03
  • 5.1299
    % -0.14
  • 153.794
    % -0.17
 
 
 
 
 
KAPAT