BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ramazan edebiyatı

Ramazan edebiyatı

Edebiyatımızda ramazaniyelerin ve ramazan konulu şiirlerin önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. 15. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar farklı zenginlikte devam etse de, “ramazan edebiyatımız”, araştırılması gereken bir alan olarak varlığını koruyor.



Alışılmış söyleyişle, “Onbir ayın sultanı, Ramazan”a bir “hoşgeldin” de biz sunmak istiyoruz. Ramazan, İslâm dünyasının en mübarek ayı olduğu gibi, özellikle bizim toplumumuzda, geleneksele dayanan ve bugüne çok az rengi kalan mutluluk ayı olma özelliğini de taşıyor. Öyle ki, on bir ay boyunca kendini Ramazan için hazırlayan insanların, evlerin, sokakların, kurum ve kuruluşların bu ay içinde kendilerini yenilediklerini söyleyebiliriz. Ramazan, sadece sosyal hayatın içinde anlamını bulmuyor; bir toplumsal bütüne yayılıyor etkinlikler. Türk edebiyatında da Ramazan aylarına özel eserlere fazlaca miktarda rastlamak mümkün. İlk örnekler Nesirde Ahmet Muhtar Alus, Refik Halit Karay, Samiha Ayverdi, Sâbit, Midhat Sertoğlu, Ref’i Cevad Ulunay, Halide Edip Adıvar vb. gibi onlarca imzaya ilham veren Ramazan ayları, hiç şüphesiz, şiirimizi daha derinden etkilemiştir. Dr. Filiz Kılıç ile Yrd.Doç.Dr. Muhsin Macit’in hazırladıkları “Türk Edebiyatında Ramazan Şiirleri” (Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları) isimli eserden yola çıkarak, Ramazan’ın şiirimizde ne kadar önemli bir yer tuttuğunu görürüz. Dinî-manzum türler içinde ramazaniyelerin ve ramazan konulu diğer şiirlerin önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Bir “Ramazan edebiyatı”ndan söz edebileceğimiz kültürümüzde, ilk örneklere, nesib bölümünde ramazan konusunu işleyen kasidelerde rastlayabiliyoruz. Özellikle 18. yüzyılda Dîvan şiirinde yoğunluk kazanan ramazan şiirlerinde, üzerinde hassasiyetle durulan “Kadir Gecesi” ile ilgili bölümler de dikkat çekiyor. Bilelim kadrini savmın gece kâim olalım Olmaya göz göre kadri gözümüzden pinhân (Kâmî) Kültür yansıması Ramazaniyelerde sahur, imsak, oruç, iftar ve bayramla ilgili ifadeler de yoğun olarak işlenir. İlk dönemden, günümüze kadar toplumumuzda ramazan ve ona bağlı olarak kutlanan bayram dolayısıyla eğlenceler, sohbetler; kandillerle ve mahyalarla süslenen camiler, önceden hazırlanmış olan özel yiyecekler, bir coşkunun işareti olarak eserlere yansımıştır. Bir sütûn-ı nûrdur kim her minâre tâ seher Şu’le kandîl-i berk-efşân ile rahşân olur (Yahya Nazîm) Ramazan şiirleri ve ramazaniyeler, bir kültür yansıması olarak bu mübarek ayı coşkunluğunu yansıtıyor. İşte Niyâzî Mısrî, Ramazan ayının sona ermesiyle müslümanların içine giren hüznü şu mısralarıyla anlatıyor: Yine firkat nârına yandı cihân Hasretâ gitdi mübârek ramazân Nûruyla bulmuşdu âlem yine cân Firkatâ gitdi mübârek ramazân” İstanbul ramazanları Batı tarzı üslûp ve söyleyişin edebiyatımızı etkilediği dönemlerde, Ramazan ayı ile ilgili ortaya konulan eserlerde de farklılıklar göze çarpar. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanlarından, Ahmed Rasim’in fıkralarında, özellikle İstanbul eksenli Ramazan edebiyatı göze çarpar. Tevfik Fikret, Mehmed Akif, Arif Nihad Asya, Şemseddin-i Bursevî, Kemal Edip Kürkçüoğlu, Necip Fazıl ve nihayet yeni edebiyatımızda Feyzi Halıcı, Dilaver Cebeci, Hüseyin Çelikcan, Ömer Lütfi Mete’nin şiirlerinde Ramazan, farklı bir söyleyişle sunulmaya başlanmıştır. Eski ramazan güzelliklerinin ve ramazan tadlarının yeniden dirilmesi dileğimizle, halk kültürümüzü besleyen bir Ramazan manisini de sunup, sözümüzü bitirelim: Ramazan ibtidâsı Kuruldu cennet binâsı Bu ayda oruç tutanın Kabûl olar her duâsı...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108153
    % -0.82
  • 3.8325
    % -0.13
  • 4.5073
    % 0.05
  • 5.1169
    % -0.13
  • 153.903
    % 0.01
 
 
 
 
 
KAPAT