BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Bir daha asla gitmem oraya...”

“Bir daha asla gitmem oraya...”

Sadık Bey erken kalkmış, televizyonun karşısına geçmişti. Hizmetçi kız onun salona indiğini görünce ayaklarının ucuna basarak yaklaştı yanına:



Sadık Bey erken kalkmış, televizyonun karşısına geçmişti. Hizmetçi kız onun salona indiğini görünce ayaklarının ucuna basarak yaklaştı yanına: - Günaydın beyefendi... Kahvenizi hemen getireyim mi? Yoksa çay mı içersiniz önce? - Kahve getir kızım... Gazeteleri de getiriver. Ha... kahvaltıya bir de elma suyu hazırlayıverin bana... İncecik sesiyle cevap verdi hizmetçi. - Baş üstüne beyefendi... Bahçe içinde, dubleks bir villaydı oturdukları yer. Geniş bir yapıydı. Sokak kapısının önünde geniş bir balkon vardı. Boğaza karşıydı. Tam sahil yolu geçiyordu önlerinden. Karşı kaldırım deniz kenarıydı. İstanbul’a ilk geldikleri zaman hayal etmişti böyle bir evi. Sonra şirketini açıp, mali durumunu fevkalade duruma getirince hemen özel olarak çizdirtmişti planını mimarlara. Araziyi satın alıp kendi yaptırmıştı evi. Gönül rahatlığıyla, sağlamlığından emin olarak oturuyorlardı artık. Semiha hanım evinin dayanıklılığını bildiği için feryat etmişti buraya gelebilmek için. Oldukça zorluk çekmişlerdi o gün. Yalova’ya kadar gelmişler, ama arabayı oradan geçirmek imkanı bulamayınca da geri dönüp körfezi dolaşmışlardı. Neredeyse Karamürsel’den İstanbul’a dokuz saati geçen bir yolculuk sonucu ulaşabilmişlerdi. İşin boyutlarının fecaatini yol boyunca gördükleri manzaraları gördükçe, daha sonra da televizyonlardan dinledikleri haberleri duydukça anlamışlar, nasıl büyük bir şans eseri kurtulduklarına kendileri de şaşar olmuşlardı. Semiha hanımın sosyete içindeki dostları peş peşe geçmiş olsun ziyaretlerine akın ediyorlardı geldiklerinden beri. Tarık ise sinirleri oldukça bozulmuş, yaşantısındaki planlarda değişiklikler yapmıştı. Yurt dışına gidip yerleşecekti tekrar. Asla burada kalmayacağını söylüyordu. Semiha hanım ise abartılı sinir bozukluğu ile kırana kesiyordu herkesi evin içinde... Dengeleri şaşırmıştı adeta... Hizmetçi kız kahvesini ve gazeteleri getirdi Sadık Bey’e. Yaşlı adam ayaklarını uzattı, okumaya başladı. Bütün sayfalar deprem haberleriyle doluydu. Bu sırada kapı açılıp Semiha Hanım girdi içeri: - Ne zaman kalktın Sadık? Hiç duymadım... - Uyuyordun hanım, uyandırmak istemedim. Gazetelere bakıyorum. Kadın yüzünü buruşturdu: - Öfff! Depremden başka bir şey yok! İçimiz karardı artık. Televizyon öyle, gazeteler öyle, radyolar öyle... Sinemalar bile film göstermiyormuş. Ruhum karardı... Hayretle baktı adam karısına: - Yahu bu milli bir felaket... tabii ki bu haberler olacak... - Ama insan psikolojisi dayanmıyor buna. Durdu. Gözlerini kısarak baktı camdan dışarıya: - Bir daha asla gitmem oraya. Hemen sat o evi. Gözüm görmesin... Derin bir nefes alıp devam etti. - Ben Avrupa’ya gideceğim. Bir moral tatiline... Sinirlerim çok bozuldu... Sadık bey gazetesinin sayfalarını çevirirken cevap verdi: - İyi ya git! Nereye istersen git... - Tarık’a söyleyeceğim bugün, gidip araştırsın... Yaz tatilini Fransa kıyılarında geçireceğim. Sadık Bey cevap vermedi. Semiha Hanım bir müddet televizyona baktı yüzünü buruşturarak. Günlerdir enkazın altında olup da yaşadığı anlaşılan bir kişinin kurtarma çalışmaları naklen veriliyordu bütün kanallarda. Sonunda sert bir hareketle kapattı: - Öfff.... şu hale bak! Sinir sistemi diye bir şey kalmadı artık. Yeter... Bu sırada Tarık uyanmış salona gelmişti. Annesini eğilip sevgiyle öptü. Saat sabahın onuydu... *DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT