BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Heyecandan eli ayağı kasılmıştı...

Heyecandan eli ayağı kasılmıştı...

Sadık Beyleri tanıdığını söyleyen yaşlı adamla birlikte otobüsten indiler. Adam tam karşılarında duran demir kapılı büyük bahçe içindeki iki katlı muhteşem villayı işaret etti:



Sadık Beyleri tanıdığını söyleyen yaşlı adamla birlikte otobüsten indiler. Adam tam karşılarında duran demir kapılı büyük bahçe içindeki iki katlı muhteşem villayı işaret etti: - İşte, aradığın yer karşısı kızım. Sadık Gürsoy’un evi orası. Kendisi buranın yerlisidir. Yaklaşık otuz senedir burada otururlar. Hürmetlerimi ilet kendilerine. Emekli bankacı Mümtaz bey dersin... Hülya başını salladı. Usulca teşekkür etti. Heyecandan eli ayağı kasılmış, rengi sararmıştı. Yavaşça bahçe kapısını araladı. Fevkalade bakımlı bir bahçeydi girdiği yer. İki tarafta rengarenk güller ve aralar serpiştirilmiş zakkum ağaçları süslüyordu çim alanı. Ortada büyük parke kaplı bir yol gidiyordu karşıda görülen eve doğru. Yan tarafta da bir araba yolu vardı. Çekinerek ilerledi parke yolda. Sokak kapısına beş basamakla çıkılıyordu. Tahta direklerle tutturulmuş rengarenk sarmaşık güllerinin sarılı olduğu bir verandadan geçilip varılıyordu sokak kapısına. Korkarak attı adımlarını. Kapının önünde durup derin bir nefes aldı. Yan taraftaki sarı, parlak metalden zile bastı. İki tane çan sesi duyuldu. Beklemeye başladı. Çok geçmeden, beyaz önlüklü, siyah elbiseli yaklaşık yirmi iki, yirmi üç yaşlarında bir kız açtı kapıyı, merakla baktı Hülya’ya: - Buyurun, ne istediniz? - Şey... Tarık beyin evi değil mi burası? - Evet? - Haber verir misiniz kendisine. Ben Hülya... Karamürsel’den. Tanıyor beni Tarık bey... Hizmetçi kız birkaç saniye hiç konuşmadan süzdü genç kızı. Sonra başını havaya kaldırdı. Ukala bir tavırla: - Tarık Bey evde yok! Diye söylendi. Şaşırmıştı Hülya: - Yok mu? Diye kekeledi... Ama... ne zaman gelir? - Bilmiyorum. Hanımefendi var. İsterseniz... Ürperdi Hülya. Hiç hazır değildi böyle bir şeye. Tam o sırada Semiha hanımın sesi duyuldu: - Kim o Pervin? Hizmetçi kız ince sesiyle bağırdı içeriye doğru: - Bir bayan. Küçük beyi arıyor... Çok geçmeden, ipek, pahalı sabahlığının içinde Semiha hanım göründü. Gözlerini kısarak bakıyordu Hülya’ya... - Ne istediniz küçük hanım? Genç kız terlemişti. Yüreğini saran huzursuzluk rengini soldurmuş, elleri titremeye başlamıştı: - Ben... ben.. Tarık’ın arkadaşıyım. Karamürsel’den.... Kendisini görmek istemiştim. Semiha hanım kaşlarını çattı. Dikkatle süzdü genç kızı. Sert bir sesle sordu: - Ne yapacaksın Tarık’ı? - Şey... biz... Biz onunla arkadaştık. Yani evlenecektik efendim. Söz verdik birbirimize... Hizmetçi kız hafif bir çığlık atarak geri çekildi. Yan gözle hanımına baktı. Semiha hanımın gözleri fal taşı gibi açıldı: - Ne dedin sen ne dedin? Hülya korkmuştu. Cılız bir sesle fısıldadı: - Evlenecektik efendim. Benim evim yıkıldı, ailemi kaybettim. Onun için geldim Tarık’ın yanına... Semiha hanım toparlanmıştı. Kaşlarını kaldırdı: - Şöyle söylesene, nereden çıktı bu evlenmek falan. Pervin, git çantamı getir! Hizmetçinin getirdiği çantadan yirmi milyon lira çıkartıp uzattı: - Al şunu haydi git bakalım. Böyle numaralar ayıp oluyor biraz. Şuna bak! Haline bakmadan ne diye gelmiş... Haydi güle güle. *DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT