BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nasıl bir vergi reformu?...

Nasıl bir vergi reformu?...

Türkiye’de vergi ödeme alışkanlığının olmadığı, herkesçe bilinen bir gerçektir. Vergi kaçırmak bir suç olarak kabul edilmemektedir. Vergi ödemenin milli bir görev olduğu idrak edilmemektedir. Eğitim politikamızda da, bu konuda herhangi bir gayret bulunmamaktadır.



Türkiye’de vergi ödeme alışkanlığının olmadığı, herkesçe bilinen bir gerçektir. Vergi kaçırmak bir suç olarak kabul edilmemektedir. Vergi ödemenin milli bir görev olduğu idrak edilmemektedir. Eğitim politikamızda da, bu konuda herhangi bir gayret bulunmamaktadır. Uygulama, adı gibi “vergi”dir. Yani “gönlünden koptuğu kadar ver”. Halbuki, olayın “algı” olması icabeder. Devlet otoritesi varsa, vergi de alınır. Herkes, istese de istemese de, kazancına ve servetine uygun bir ödeme yapmak zorunda olur. Şüphesiz, sağlıklı bir vergi politikasının yürütülebilmesi için; 1-Sistemin, adil, yaygın ve anlaşılır olması, 2-Halkın yönetime güvenmesi, (bugün, Türk halkı, Ankara yönetimine güvenmemektedir. Mevcut kayırma, istismar, Devlet kaynaklarının sömürülmesi, israf politikalarını tasvip etmemektedir.) 3-Vergi oranlarının tahammül edilebilir seviyede kalması gerekir. (Şu anda, namuslu mükellefler için, mevcut vergi oranları tam bir yıkımdır. Ankara yönetimi, “ya hırsız ol, ya da müflis” demektedir. Alıcı ve satıcı arasında, özellikle KDV’de, menfaat paralelliği doğmaktadır. Halbuki: a) KDV genel oranı %17 değil, %5 olsa; zaruri ihtiyaç maddelerinde %1, gerçek lüks mallarda (kürk. mücevher gibi) %10 oranları uygulansa, bugünkünün çok üzerinde KDV tahsilatı yapılır. En önemlisi de, Gelir ve Kurumlar Vergisi’nin otokontrolü sağlanır. b)Yine, Gelir Vergisi %10’dan başlayıp %25’de nihayet bulsa; Kurumlar Vergisi oranı da (Kâr dağıtmamak şartıyla) % 25’e inse; hem vergi tahsilatı artacak, hem de ekonomi canlanacaktır. (Reagan bunu başarmıştır.) Tepki azalacaktır. Şüphesiz, başarı için; 1-Herkese bir vatandaşlık numarası uygulamasının başlaması; 2-Servet beyanı ve gider mukayesesi uygulamalarının olması; 3-Belge almama ve vermeme cezalarının arttırılması; 4-Denetimin yeterli seviyeye getirilmesi; (nedense Mali Muşavirlik sisteminden yeterince yararlanılmamaktadır. Aksine, engelleme ve mesleğin itibarını zedeleme eğilimleri daha hakimdir:) 5-Para kupürlerinin küçültülmesi; hamiline çek uygulamasının tamamen kaldırılması: KDV iadelerinin nakit ödeme değil, mahsup yoluyla yapılması: 6-Kara deliklerin yok edilmesi; (Devlet bankalarının ve tüm KİT’lerin hızla özelleştirilmesi; Sosyal Güvenlik Kuruluşlarının özel sigortalar konsorsiyumuna devredilmesi; mevduat garantisi vb. hatalı uygulamaların kaldırılması: Devletin sadece Adalet-Emniyet-Savunma ve Dışişlerinde kalması; ademi merkeziyetin gerçekleştirilmesi, gibi). Tedbirlerin alınması da şarttır. Özellikle, gelişmiş 15 ilimiz disiplin altına alınsa, yeterlidir. (Hatta, ekonomik olarak daha az gelişmiş şehirler vergiden muaf bile tutulabilir. Zira, yapılan gider, tahsilatın kat kat üzerinde olmaktadır.) Şüphesiz, herşeyden önce, niyet-kararlılık ve mantık gereklidir. Yoksa, vergi oranlarını arttırmak en kolay (ama en başarısız) yoldur. Nitekim: A-Türkiye’deki Kurumlar Vergisi mükellefi sayısı 533 bindir. Bunun 147.766’sı zarar vb. sebeplerle hiç vergi ödememiştir. Toplanan 819 Trilyon TL. Kurumlar Vergisinin, %83’ü olan 679 Trilyonu, 1.448 Şirket ödemiştir. (Mükelleflerin binde 4ü.) kalan 383.786 şirket 140 Trilyon TL. ödemiştir. (Şirket başına yıllık 365 Milyon TL. aylık da 30 Milyon TL. düşmektedir. İşçi ücretinin altındadır.) (Vergi ödemeyenler hesaba katılınca, aylık ortalama 263.-Milyon TL’ye inmektedir.) B-Gelir Vergisi ödeyenlerin durumu da (Özellikle, doktor, avukat, vb. serbest meslek erbabının) farklı değildir. (Kaldı ki, Gelir Vergisi mükellefi sayısı 1 Milyon 980 bindir. 30 Milyonu aşan seçmeni olan bir ülkede, bu rakam kaçağın ne vahim boyutta olduğunun açık bir göstergisidir. Bu acıklı tablo karşısında, (zaten kaldırılması hata olan) “Hayat Standardı Esası”nın, tekrar uygulanmaya konması, çok doğrudur. Karşı çıkanları, samimi ve iyiniyetli bulmak da mümkün değildir. Hepimiz, ellerimizi cebimize sokmak zorunda olduğumuzu idrak etmeli, yıllardır uygulanan popülist politikaların, halk dalkavukluğunun ve her hizmeti bedava isteme hastalığının, Türkiye’yi nerelere getirdiğini ve nasıl batırdığını; görmeliyiz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT