BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mütedeyyin Müslümanlar

Mütedeyyin Müslümanlar

MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un ağzından yapılan “şok açıklama” iki kısımdı. Birincisi, ana fikri Kürt anaları olan görüş. İkincisi de mütedeyyin Müslümanlar.



MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un ağzından yapılan “şok açıklama” iki kısımdı. Birincisi, ana fikri Kürt anaları olan görüş. İkincisi de mütedeyyin Müslümanlar. Konuşma hedefini bulup strateji gereği tartışmalar başlayınca MİT her ne kadar düşüncenin kendilerine mahsus olduğunu; hatta hariciye de namlarına başka müessesenin beyanda bulunma hakkı olmadığını -zarurete binaen- açıklamış olsa bile şok teklif, öylesine sıradan edilmiş bir laf değildir. Ve iki maksat gütmektedir. Birincisi, kayıp yılları ve kayıp insanları kazanmak; Kürtler. İkincisi de kırgın kitlenin gönlünü almak; mütedeyyin Müslümanlar. Birincide reçete Kürtçe televizyon tavizidir. Belli ki Kürtçe TV yayınına geçilecektir. Ancak mükerreren ifade etmeye çalıştığımız gibi devlet, bu konuda sadece tahditleri kaldırsın, kendisi Kürtçe TV yayını yapmasın. Bu Kürtçe’ye dolaylı yoldan resmiyet kazandırmak olur. Özel TV’den ürkülmemeli. RTÜK kontrol mekanizmasını işletecektir. Üstelik yayınlar, özel sektör anlayışının hakimiyeti ile ideolojik iltifat görmeyebilir. Devlet elinden yayınsa ‘diğer ideoloji’ telakkî edilir. Kırgın mütedeyyin kitleyle nasıl barışılacak? Yıllardır bunu anlatmaya çalışıyoruz. “Siyasal İslâm’la mütedeyyin Müslümanları karıştırmayın!” diye defalarca yazdık. Darbeler ister klasik isterse post modern olsun; aşırılıklardan kurtulamazlar. Zaten çıkış sebepleri biraz da ideolojik kaynaklıdır. 28 Şubat da öyle oldu. Güven Erkaya, Çevik Bir, Kemal Gürüz, Kemal Alemdaroğlu gibi isimler genellemelere gittiler. Bu yanlıştı. Sonunda üniversiteye de, orduya da, devlete de zarar verdi. Böyle bir uygulama 12 Eylül döneminde “Kürt yoktur!” diyen anlayışın bir başka tezahürü idi. Şimdi sağduyu bu hataları tashih yoluna gidiyor. Sorumuzu tekrarlayalım? Kürt kitleye televizyon hakkı tanınıyor; dindar kitle için düşünülen nedir? Onlarla barışma, gönül alma, usulünce özür dileme nasıl olacak? Her namaz kılanı, her başı örtülüyü, her sakallıyı, her içki içmeyeni, her “Allah” diyeni “irticacı” kabul eden zihniyetle bir sonuç alınamaz. Daha basite indirgemek gerekirse... Bu yıl üniversite imtihanına müracaatta başı kapalı kızlar fotoğraf dahi veremediler. Şimdi siz ne derseniz deyiniz; bu binlerce kızın annesinin, babasının, kardeşlerinin, hısım akrabasının ve kendisinin kırgınlığını düzeltemezsiniz. Vergide, askerlikte, resmi mükellefiyetlerde eşitlik, eğitim ve ibadet hakkında mahrumluk!.. Düzeltilmesi gereken bu. İyi niyetli bir adım atılmıştır. Temenni ederiz ki bu adım ideoloji karanlığında kalmış olanlar tarafından sakatlanmaz. Başka bir husus daha var: Mütedeyyinle şeriatçi ayrılmalı deniyor. MİT Müsteşarlığı gibi zirve bir kurumda böylesi ilmî bir yanlışlık nasıl yapılır? Diyanete olsun sorulamaz mıydı? Tarihi bir konuşma yapılıyor. Önemli bir adım atılıyor, fakat kaş yapılırken bir yandan da göz çıkartılıyor. Ne demek istediğimizi sözlük yardımı ile izaha çalışalım: Derine gitmeye hacet yok. Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Lûgat’inde mütedeyyin kelimesi aynen şöyle tarif edilmekte “dine bağlı, dindar.” Şeriate gelince onun için yazılan da şu “doğru yol, Allah’ın emri, âyet, hadîs ve icmâı ümmet esaslarına dayanan din kaideleri.” Hangi aydayız? Ramazan. Müslümanlar ne yapıyor? Oruç tutmaktalar. Başka? Teravih namazı kılmaktalar. Başka? Zekât borçlarını ödemekteler. Başka? Sadakayı fıtır vermekteler. Başka? Dua etmekteler. Başka? Mübarek mekânları ziyaret etmekteler. Başka? Umre için Kâbe’ye gitmekteler. Başka? İftar yemekleri vermekteler. Başka? Günahlardan sakınmaktalar. Bunların bazısı farz, bazısı vacip, bazısı sünnettir. Yapmak ve yapmamak şeklinde tecelli ediliyor. Tamamı şeriat kaideleri. Şenkal Atasagun, belli ki dinine bağlı Müslüman’la siyasal İslamcıyı veya radikalleri karıştırmamak lazım demek istemiş. Bunu böylece anlayıp çareler, tedbirler üretmeliler. Fakat nasıl? Bir taraftan üniversitenin giderek katmerleşen hali, diğer taraftan bütün mütedeyyin memurların içine düştüğü endişe. Cami cemaatini kazanmak istiyorsanız cami cemaati işte bu kitle. Camiye sadece esnaf gitmiyor ki... Süleyman Demirel, eski döneminde -Başbakanken- ne demişti? “Tetik çeken elle, tesbih çeken el bir tutulamaz!” 25 sene sonra dönüp dolaşıp aynı noktaya geldik. Söz konusu iki kitleden birine televizyon yayını gibi müthiş bir imkân tanırken diğerini de bırakınız okusunlar, bırakınız namazlarını kılabilsinler. Tavsiyemiz o ki devlet rahat olsun. Bu kadar şüphecilik fazla. Yersiz kuşku korkuya dönüşmekte. Artık fark edilmeli; şüphe rantçıları, hakim unsurları vatandaşının üzerine kışkırtarak önce kasalarını doldurmakta sonra da kasanın bulunduğu bankayı soyup soğana çevirmekteler. Hâlâ anlaşılmadıysa hâlâ ideoloji tüccarlarına alet olunuyorsa çok yazık!.. Kürt vatandaşı da mütedeyyin dindarı da elbette kazanmak lazım. Huzuru temin için başka yol var mı?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT