BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beyninden vurulmuş gibiydi...

Beyninden vurulmuş gibiydi...

Hülya taş gibi kalmıştı. Eline tutuşturulan banknotlara baktı öylece. Kapının gürültüsüyle irkildi. Kapanmıştı yüzüne.



Hülya taş gibi kalmıştı. Eline tutuşturulan banknotlara baktı öylece. Kapının gürültüsüyle irkildi. Kapanmıştı yüzüne. Şaşkınlığından ne düşüneceğini bile bilemiyordu. Bir dilenci muamelesi görmüş ve kovulmuştu resmen. Yüreği karma karışıktı. Bir kere daha çalmayı denedi zili ama hemen vaz geçti. En iyisi dışarıya çıkıp kapıda Tarık’ın gelişini beklemekti. Bu insanlara anlatacağı çok fazla bir şeyi yoktu zaten. Geldiği yoldan yürüdü omuzları çökmüş bir vaziyette. Eğer arkasını dönüp baksaydı, pahalı Fransız tülünden yapılmış salon perdesini aralayarak kendisini çatık kaşlarla takip eden Semiha hanımın gergin yüzünü görebilecekti. Bahçeden çıktı. Gururu kırılmıştı. Bütün kabahat Tarık’ındı. Kendisinden ailesine bahsetmemişti hâlâ. Artık zamanı gelmişti işte. Bahçe duvarına oturup beklemeye başladı. Birden avcunun içinde sıkı sıkıya tuttuğu banknotları fark etti. Sinirle buruşturdu yüzünü. Yine de paraları özenle bluzunun cebine yerleştirdi. Yoldan gelip geçenler garip bir şekilde bakıyorlardı onun yüzüne. Ayağındaki sokak terlikleri toz içindeydi. Üzerindeki bir başkasının giysileri eğreti duruyor, garip görüntüsüyle insanların ilgisini çekiyordu. Hiç usanmadan saatlerce bekledi aynı yerde. Karnı acıkmış, içi ezilmişti. Parası vardı ama eğer bahçe kapısından bir saniye bile ayrılırsa Tarık’ı kaçırırım korkusuyla bir yere uzaklaşamıyordu. Ayaklarının sızısını belinde hissetmeye başladığı bir anda bahçe kapısının önünde bir taksi durdu ve genç adam indi içinden. Siyah güneş gözlükleri takmıştı. Oldukça şık bir gömlek vardı üzerinde. Siyah pantolonunun içine sokmuştu gömleğinin eteklerini. Hızla bahçe kapısına doğru atıldı genç kızı görmeden. Heyecanla seslendi Hülya: - Tarık! Genç adam durakladı. Birden döndü. Karşısında kızı görünce gözleri açıldı önce, rengi sarardı. Anlaşılmaz bir şeyler mırıldandı dudakları. Hülya rahatlamış bir şekilde gülümseyerek yaklaştı: - Tarık, şükürler olsun seni buldum... Mahvoldum hayatım... Evimiz yıkıldı. Gelip görmüşsündür... Ama ben yoktum. Helikopterle İstanbul’a getirmişler. Sonra yeniden döndüm, seni aradım, gittiğini söylediler. Yoksa beni öldü mü sanmıştın? Delikanlı hiçbir şey konuşmuyordu. Öylece kilitlenmiş bir şekilde bakıyordu sadece. Hülya devam etti: - Annem, babam, Selda öldü Tarık... Enkazın altında kaldılar. Benim senden başka kimsem kalmadı... Genç adam biraz toparlanmıştı. O ilk şaşkınlığı atlattıktan sonra ona doğru yaklaştı. - Beni nasıl buldun? Burayı nasıl buldun? - Sitenin bekçisi babanın şirketinin telefonunu verdi. Orayı aradım. Oradaki adama sözlün olduğumu söyledim. Verdi adresi. Kendi başıma geldim buraya. İki gün sokakta yattım zaten Karamürsel’de. Her yer çok kötü Tarık... Yutkundu. Kızgın bir tavırla devam etti: - Annen beni kovaladı. Beni dilenci sandı... Elini cebine daldırıp Semiha hanımın verdiği paraları çıkarttı: - Bak, bana para verdi bir de utanmadan. Söyledim ona, bizim evleneceğimizi de söyledim. İnanmadı... - Ne dedin, ne dedin? Evleneceğimizi mi söyledin? Korkuyla ve hayretle baktı genç kız sevdiği adama: - Evet, senin yapamadığını ben yaptım... Ama beni kovdu... Beyninden vurulmuş gibiydi delikanlı. Etrafına bakındı çaresizce. Sonra genç kızın omzundan tuttu: - Tamam, haydi gel, seni bir arkadaşımın evine götüreyim. Ben annemlerle konuşup, getiririm ondan sonra buraya. Yürü, çabuk gidelim... Orada kalırsın bir süre... Hülya koşar adımlarla ilerledi ona yetişebilmek için. Tarık’ın niçin kendi evine götürmediğine şaşırmıştı ama bir şey sormadı. Bir taksi çevirdi genç adam: - Nişantaşı lütfen... dedi. Cep telefonunu çıkartıp arkadaşını aradı. Hülya kendini bir sığıntı gibi hissetmeye başlamıştı tuhaf bir şekilde... * DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT