BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ya şehr-i Ramazan

Ya şehr-i Ramazan

İmam-ı âzam Şa’bi Hazretlerinin ardından tam 28 yıl Hammad Hazretleri’nin derslerine devam eder. Defalarca Mekke ve Medine’ye gider. Çok sahabe ve veli tanır hepsinden de istifade eder.



Kapatın zindana! İmam-ı âzam Şa’bi Hazretlerinin ardından tam 28 yıl Hammad Hazretleri’nin derslerine devam eder. Defalarca Mekke ve Medine’ye gider. Çok sahabe ve veli tanır hepsinden de istifade eder. Hazret-i Ömer’den, Hazret-i Ali’den ve Abdullah bin Mes’ûd’dan ilim alanları bulur önlerine oturur. Ehl-i Beyt’in büyüklerinden Zeyd bin Ali ve Muhammed Bakır’ın huzurunda manevi mertebelere yürür. O tam bir ilim sevdalısıdır, ufak bir mâlumat için fersahlar ötesine koşar, olmayacak sıkıntılara katlanır. İmam-ı âzam, Emeviler’in son, Abbasilerin ilk yıllarında yaşar. Böylesi dönemler çok çalkantılıdırlar. Mübarek, devlet adamlarına mesafe koyar. Zira bazı melikler, âlimleri saltanatlarının payandası sanırlar. Milletin önünde “bize bir nasihat buyrun hocam” demelerine rağmen, yanlışlarının söylenmesinden hoşlanmazlar. Eğer yanlarında susulursa ayrı gailedir, zira bu kez insanlar yapılanları doğru sanırlar. Küf kokulu zindan Gün gelir Emevi valisi İmam-ı âzam’a vazife vermeye kalkar. İmam reddeder, vali zorlar. Mübarek ne kadar kaçsa da vali peşini bırakmaz. Devlet adamı değil mi, dediği dediktir, nitekim bir gün kibarlığı biter ve değişiverir. Peşisıra dolandığı büyük âlimi hapseder ve işkence ettirir. Ebu Hanife, zindanda geçen yıllardan sonra Mekke’ye göçer. Bu esnada Abbasiler yönetime el koyarlar. Ortalık durulunca talebelerinin yanına koşar. Lâkin gelen, gideni aratır. Ortalık silbaştan karışır. Ebu Cafer Mansûr, İmam-ı âzam Hazretleri’ni Kûfe’den ayağına getirtir ve ondan “Halifelik Mansur’un hakkıdır. Hepiniz ona biat etmelisiniz” demesini ister. Büyük veli böylesi çekişmelere alet olmaz. Elbette bu tavrın da bir bedeli vardır ama o bunu göğüslemeye hazırdır. Nitekim beklenen olur. Mansur onu hapseder ve teklifini kabul edinceye kadar hergün 30 değnek vurulmasını emreder. Üç gün, beş gün, on gün derken İmam-ı âzam Hazretleri’nin ayakları parçalanır. Zemin al kanlara boyanır. İstersen para ve itibar Muhafızlar durumu Mansur’a anlatırlar. Sultan önce özür diler, ardından önüne 30 bin akçe koyup teklifini yineler. Bu dudak uçuklatacak bir servettir ama büyük veli parayı elinin tersiyle iter. Dilediğini para gücü ile de yaptıramayacağını anlayan sultan küplere biner. Büyük veliyi tekrar zindana tıktırır. Bu kez 30 değnekle de kalmaz hergün onar onar zam yaptırır. Biliyor musunuz bütün zalimler ürkek olurlar. Sultan da öyledir, korktukça zulmeder, zulmettikçe korkar. Zira Bağdatlılar infiale kapılırsa (ki belirtileri başlamıştır) tacı, tahtı kalmaz. Gelgelelim onu dışarı da salamaz, çünkü büyük müctehid muharebeden çıkmış gibidir. İmam-ı âzamı halkın gözünden saklamanın tek yolu vardır: “Ortadan kaldırmak!” O da öyle yapar, muhafızları üstüne salar. Büyük veliyi zorla yatırıp, ağzına zehir akıtırlar. Cellatlar işlerini bitirip giderken hayatları boyunca unutamayacakları bir manzaraya şahit olurlar. Nurlu cesed derlenir, toparlanır ve kıbleye dönüp secdeye kapanır. Sanki lisan-ı hâl ile “İşte beceremediniz!” der, “Beni Allah’tan gayrisinin önünde eğemezsiniz!” Yıl Hicri 150’dir. Bağdatlılar “Yüzelli senesinde dünyanın ziyneti gider” hadis-i şerifini hatırlar ve ağlamaklı olurlar. Ah o elma olmasa... O gün hava iç bayıltır. Gök kirli sarı, zemin çatlak çatlaktır. Genç yolcu Dicle kenarında mola verir. Bir ara suyun bir elmayı kendine doğru getirdiğini görür. Gayri ihtiyari uzanıp yakalar. Elma serin suda döne döne sertleşmiş kütür kütür bir şey olmuştur. Bu davetkâr meyvaya dayanamaz, dişleyiverir. Boğazına nefis bir rayiha yayılmıştır ki “Aman Allahım ben n’aptım!” der, “Ya bu elma sahipliyse?” Hemen kalkar, nehri takip ede ede bir bahçeye varır ki dallarda ısırdığı elmalardan vardır. Sorar soruşturur, sahibini bulur. Boynunu bükerek “Ben bir hata işledim efendim” der, “Elmalarınızdan yedim. N’olur hakkınızı helâl edin” Adam bir mustarip gence, bir ucu ısırılmış elmaya bakar. Sonra aklına ne gelir bilinmez, kaşlarını kaldırır. “Helalleşmek öyle kolay mı?” der, “Yanımda çalışmalısın!” Genç ağlamaklıdır: - Ama benim Kûfe’ye gitmem gerek. - Kûfe’de ne yapacaksın? - İlim okuyacaktım. - Onu elmayı ısırmadan düşünecektin. Mahşer meydanında hesaplaşmak istemiyorsan kollarını sıva. Delikanlı “Pekâl┠der. Günlerce elma toplar, dallarda bir tek elma bile kalmayınca bahçe sahibinin karşısına çıkar. “Müsaade etseniz de gitsem” der. Adam babacandır, hoş sohbettir, lâkin söz gitmekten açılınca birden değişir. “Bahçeyi kotardık ama tarlalar duruyor” der, “Onları kim sürecek?” Uzatmıyalım adam on gram elma için delikanlının bir yılına ipotek koyar. Taş taşıtır, kerpiç kardırır, çatıyı aktartır. Gün gelir yapılacak iş kalmaz. Genç bir kez daha huzura çıkar. Adam “Şimdi sana hakkımı helâl edebilirim” der, “Ama son bir şartım var.” - Söyleyin yapayım. - Benim kör, topal bir kızım var. Onu alırsan anlaşabiliriz. - Tamam, kâbul ediyorum. Adam hemen bir hocaefendi iki şahit bulur, nikahı kıyarlar. Delikanlı müstakbel hanımının bulunduğu odaya girince gördüğüne inanamaz. Karşısında dünyalar güzeli bir kız durmaktadır. “Bir yanlışlık olmalı” deyip dışarı çıkar. Kayınbabası ile karşılaşırlar. Adam “Dön geri” der, “Senin hanımın odur. Kör diyorsam harama bakmaz, topal diyorsam harama basmaz. Ben yıllardır ‘Ona, onun gibi bir efendi nasip eyle’ diye dua ediyorum. Yüce Rabbim kısmetimizi ayağımıza gönderdi. Biliyor musun, seni gördüğüm gün kararımı vermiştim. Bu güzel ailenin nur topu gibi bir oğulları olur. Küçük çocuk emeklerken heceler, yürürken okur. 4 yaşında hatim eder, derken hafız olur. Annesi “Aslında bu yaşa da kalmazdı ama” der, “Ah, o elma olmasa.” Sanırım anladınız bu çocuk Kûfe âlimlerine reis olur, İmam-ı âzam derler adına.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110248
    % 0.84
  • 3.8277
    % -0.93
  • 4.5278
    % -0.49
  • 5.1355
    % -0.16
  • 155.463
    % -0.28
 
 
 
 
 
KAPAT