BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye’yi parçalama plânları

Türkiye’yi parçalama plânları

Sözün kime ait olduğunu bilmiyorum: “Tarih şuurundan yoksun milletler, hâfızasını kaybeden insanlara benzerler!”



Sözün kime ait olduğunu bilmiyorum: “Tarih şuurundan yoksun milletler, hâfızasını kaybeden insanlara benzerler!” Şu son aylarda cereyan eden olaylar, gazetelerde, televizyonlarda yer alan beyanlar, bana hep bu sözü hatırlatıyor. Değerli tarihçilerimizden Prof. Dr. Halil İnalcık, geçenlerde, Balıkesir’de yaptığı bir konuşmada demiş ki: “Türkiye, tarihte görülmemiş bir Haçlı taassubuyla karşı karşıya bulunuyor!” Bu görüşe katılmamak mümkün değil. Türkiye, gerçekten anlatılmaz bir Haçlı taassubunun, düşmanlığının kıskacında. Sultan Alparslan, Anadolu kapılarını bize açınca, bütün Hıristiyanlık dünyasının en mukaddes şehirlerinden biri olan İznik’i Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti ilân edince, Batı Dünyası, bizi, Türkistan topraklarına sürmek istedi. Bu münasebetle üzerimize tam sekiz Haçlı seferi düzenlendi. 1096 yılında başlayan ilk Haçlı seferini, diğerleri takip etti. Haçlılar, üzerimize bazan yüzbin, bazan beşyüzbin kişilik ordularla saldırdılar. Çok kanlı savaşlar oldu. İlk Haçlı seferini Pierre L’Ermite isimli bir papaz başlattı. Sonraki Haçlı seferlerini şövalyeler, krallar düzenlediler. Anadolu’yu Türkler’den kurtarmak istediler. Bu gayeye, Batılılar Şark Meselesi dediler. Şark Mes’elesi bugün de devam ediyor. Yalnız, başka oyunlarla, başka silahlarla, başka sözlerle ve başka oyuncularla devam ediyor. Dün, Şark Mes’elesi’nin bütün oyunları ve oyuncuları Batı Dünyasından idi; Şark Mes’elesini bugün bizim içimizden de hararetle destekleyen cahiller ve gafiller güruhu var. Bunlardan biri, geçenlerde, anlı-şanlı gazetesinin sütununda, çok alaylı bir dille saçmalıyordu: Canım diyordu birtakım kimseler, Batılı devletlerin bize düşman olduklarını yazıyorlar. Ey Türk, titre ve kendine dön diyorlar. Yok böyle birşey. Batı neden bize düşman olsun ki? Bazı emekli büyükelçilerimiz TV ekranlarında böyle gerdan kırıyorlar. Bunlar etraflarına bir anda yüzbinlerce gafil topluyorlar. Ama öte yanda, Fransa’da, Romen asıllı bir diplomat çıkıyor, 650 sayfalık bir kitap yazıyor. Kitabın ismi: “Türkiye’nin parçalanması için yüz plân” T.G. Djuvara isimli diplomat, tamamen tarihî belgelere dayanarak anlatıyor ki: “Hıristiyan Batı, 1096-1913 yılları arasında, Türkiye’yi parçalamak için tam 100 plan uyguladı!” Bizim yazar-çizer takımımızdan bazı gafiller, bu çalışmaya itiraz ediyorlar. “Yok canım diyorlar olur mu öyle şey. Batılı devletler böyle birşey yapmazlar!” T.G. Djuvara, yaşamış olsaydı, 1913-2000 yılları arasındaki yeni plânları da yazabilseydi, bu sayının 150 civarında olduğunu görebilir, gösterebilirdi. Djuvara’nın bu mühim eserine bir önsöz yazan Paris Üniversitesi Hukuk Profesörlerinden Louis Renauld diyor ki: “Bir hükümdar Türkiye ile ittifak ilişkilerine girerken, hemen hemen aynı anda da Türkiye’nin parçalanarak yok olmasını amaçlayan başka ülkelerle ittifaklar kurmaktadır. Örnek olarak 1. François gösterilebilir” (*) Prof. Louis Renauld, bizim bazı aydınlarımıza göre vehim içindedir. “Ey Türk! Titre ve kendine dön!” diyen zavallı milliyetçilerden biridir. NATO Anlaşmasına birlikte imza koyduğumuz Batılı devletlere bakın. Hepsi de, Türkiye’yi bölmek, parçalamak isteyen ihanet hareketlerine kol kanat geriyorlar. Bu nasıl bir dostluktur? O NATO anlaşması ki, onun 5. maddesi gereğince, “NATO ülkelerinden herhangi birinin toprak bütünlüğüne yapılacak bir saldırı, bütün NATO ülkelerine yapılmış sayılacak. Ve o ülkeler gelip, tecavüze uğrayan devletin yanında yer alacaklardır.” Peki Türkiye’nin toprak bütünlüğüne PKK saldırısı olunca Almanya, İtalya, Yunanistan, Fransa, İngiltere...bu ihanete neden destek veriyor? Bu nasıl bir dostluktur? Alman Başbakanı, daha geçenlerde, ülkesinde yaşayan yabancılara resmen beyanda bulunmadı mı: “Almanya’da yaşamanız için Almanca bilmeniz, Alman Ceza kanunlarına uymanız, Alman Anayasası’na saygılı davranmanız şarttır!” demedi mi? Peki Almanya için çok önemli olan hususlar, Türkiye için neden tabii karşılanmasın? Çağdışı sayılsın? Yani biz, kendi vatandaşımızın Türkçe bilmesini neden istemeyelim? Türkiye’de, bizim Ceza Kanunlarımız neden uygulanmasın? Batı Dünyası idam cezalarına neden itiraz diyor? Aynı itirazımızı, Anayasa konusunda neden hoş karşılamıyor? Türkiye’de yaşayan herkesin de Anayasa’ya saygılı olması gerekmiyor mu? Bizi Batı’nın bir sömürgesi gibi görenlere, içimizden de birtakım gafiller arka çıkıyorlar. Devletimizin en ciddî kuruluşlarından biri olan MİT, Anayasamıza rağmen, Kürtçe TV yayını yapılmasını tavsiye ediyor. MİT’in bu konudaki gerekçesi kat’iyyen doğru değil. Güya Kürtçe TV yayını başlayınca, analar Türkçe öğrenince PKK ihaneti bitecekmiş (!) Bu, denizleri bile donduracak bir yanlış tesbit. Anlaşılıyor ki MİT, PKK öncüleri, yancıları, artçıları hakkında hiçbir ciddi incelemede bulunmamış. Demek ki MİT mensupları, dağdaki, Meclis’teki, basındaki, TV’deki PKK militanlarının, devletimizin okullarında, üniversitelerinde okuduklarından, Türkçe bildiklerinden, hatta başta Öcalan olduğu halde, pek çoğunun Kürtçe konuşamadığından hâlâ haberdar değil. Sanıyor ki Kürtçe eğitim ve TV yayını başlayınca PKK ihaneti bitecektir. Bu, milyon kere, milyar kere yanlış bir düşünce. Kürt halkı Müslüman bir halk! Ama PKK, Marksist-Ateist bir teşkilât. Geçenlerde, oruç tutmak isteyen 4 kişiyi, PKK militanları öldürmediler mi? Hal böyle olmasına rağmen, “lululuuu” çığlıklarıyla meydanlara dökülen bazı kadınlar ve erkekler, -Müslüman olmalarına rağmen- hâlâ neden “Yaşasın PKK! Yaşasın başkan Öcalan!” diye tepiniyorlar. Türkçe bilmedikleri için mi derseniz? Bu gafleti ve cehâleti Ağrı Dağı bile tartamaz. ........... (*) Türkiye’yi parçalama plânları T.G. Djuvara/Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları syf: 27
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT