BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kafa değişmedikçe!..

Kafa değişmedikçe!..

Saha içi ve saha dışı olaylarla ilgili olarak yıllardan beri yazıp çiziyoruz!. Olumlu yönde değişen bir şey olmadığı gibi, aksine “olumsuz yönde” çok hızlı ve korkunç bir yarış var!.



Saha içi ve saha dışı olaylarla ilgili olarak yıllardan beri yazıp çiziyoruz!. Olumlu yönde değişen bir şey olmadığı gibi, aksine “olumsuz yönde” çok hızlı ve korkunç bir yarış var!. Neden? Zira, olayları “körlerin fili târifi gibi” ele alıyoruz! Hemen hemen herkes, “körlerin fili, tuttukları yere göre târif etmesi gibi”, olaya baktığı pencereden ne gördü ise, daha da kötüsü “ne görmek istedi” ise onu söylüyor, onu yazıyor!. Fenerlisi “Fenerbahçe penceresinden!.” Galatasaraylısı “Galatasaray penceresinden!.” Beşiktaşlısı “Beşiktaş penceresinden!.” Federasyon yanlısı “Federasyon penceresinden!.” Polis yanlısı “Polis penceresinden!.” Reyting yanlısı “fanatiklerin, küfürcülerin, kavgacıların, bıçakçı ve saldırmacıların penceresinden!.” Ya da “karşılar” tam ters pencereden!. Olayın sosyolojik, ekonomik, kültürel, sportif ve çok yönlü karmaşık bir yapıya sahip olduğunu, bunu çözebilmek ve olayları azaltabilmek için “kişi ve kurumlar olarak” el ele, sabırlı ve uzun bir mücadelenin gerekli olduğunu pek düşünen yok!. Düşünen ve yazan varsa da, sesleri pek duyulmuyor ya da dinleyen olmuyor! Özetini söyleyeyim: Artık maçların bile “kulüpçü-fanatik spikerler” ağzı ile anlatıldığı, “kulüpçü yazarların her olayı kulüpleri lehine çarpıtarak ele alıp yazdığı, yorumladığı”, kulüp yöneticilerinin, teknik adamların ve hatta futbolcuların “en ağır tahrikleri ve tahribatı yaptığı” ve yetkililerin seyrettiği bir ülkede, “sadece polisiye tedbirlerle” saha içi ve dışı anarşi önlenebilir mi? “Kendi taraftarlarının, kendi idari ve teknik yöneticilerinin, kendi futbolcularının yaptıklarını görmeyecek kadar kör” ya da “gördükleri halde görmezlikten gelecek kadar taraflı” kişilerin, kulüplerin, takımların, TV’lerin, radyoların, gazetelerin her yerini doldurduğu bir ortamda, ekonominin ve iyice çarpılan gelir dağılımının her türlü manevi değeri yok etmeğe başladığı bir dönemde, değil polis coplarının hatta polis panzerlerinin bile “tek başına” işe yaramayacağı ortada değil mi? Bu yöneticiler “en az” kulüp yöneticiliği kadar “spor yöneticisi” olmadıkça, bu yazarlar ve yorumcular “en az” kulüp yazar ve yorumculuğu kadar “spor yazar ve yorumcusu” olmadıkça, biline ki sadece bakanların, valilerin, kaymakamların, emniyet müdürlerinin alacakları tedbirler olayları bitirmeye, hatta “aza indirmeye” yetmiyecektir; yetmez!. Hele, bizim gibi, kültür ve eğitim seviyesi çağdaş standartlara ulaşamamış ülkelerde!. Kendi mesleğimden örnek vereyim: Her pazar, her pazartesi TV’lerdeki spor proğramlarında, dikkat ediniz, altını çiziyorum, hep ama hep “saatlerce ve saatlerce” sadece “olumsuzluklar gösteriliyor, tartışılıyor!.” Onun attığı tekme, bunun vurduğu dirsek, berikinin yanlış kaldırdığı bayrak, ötekinin yanlış çaldığı düdük!. Atılan hangi gol güzeldi? Verilen hangi pas enfesti? Maçın, haftanın yıldızları kimlerdi? En başarılı teknik adam, en başarılı hakem kimdi? En güzel çalımı kim attı? En keyif verici hareketi kim yaptı? Siz, ey okuyucularım, TV’lerde “bunların tartışıldığını” hiç gördünüz mü? Elbette ki “Ali Şen’lerin, Ömer Çavuşoğlu’ların” doldurduğu “Galatasaray takım mı, Fenerbahçe Paf takımından 11 kişi çıkarsa bile Galatasaray’ı yener” diyerek haftalar boyu “dalga geçmelerinin sonucu” tahrik olan Galatasaray taraftarları, bir avuç fanatiğin de kışkırtısı ile işte pazar gecesi olanları, yapacaktır!. İşte, “onlara cevap yetiştirmeye çalışan” Galatasaraylı yazar ve yorumcuların tahrik ettiği Fenerbahçe taraftarları, hem de Ali Sami Yen Stadı önünde “Galatasaray bayrağını, flamalarını, kaşkollerini” işte böyle yakacaktır!. Hele hele “bu sahneler” TV’lerde defalarca ve saatlerce gösterilirse, ikinci yarıda, Fenerbahçe Stadı’nda kimbilir neler olacaktır? Ve de “bunları göre göre”, hâlâ işi “bir-iki milyar lira ceza ile geçiştirmeye çalışan”, hâlâ ve hâl⠓seyircisiz maç oynatma gibi” hem kulübü, hem de taraftarlarını cezalandıracak “caydırıcı bir uygulamayı yönetmeliklerine koyamayan” Federasyonlarla neyi değiştireceğiz? Güldürmeyin beni! Hiç bir şey değişmez, hiç bir şey!. Psikolog şart!. Ali Sami Yen Stadı’nda oynanan Galatasaray-Vanspor 7-0’lık Kupa maçının “ilk beş dakikasını, maç kasetinden dikkatle izleyiniz!.” Galatasaraylı Fatih’in, yere düşmüş Vansporlu futbolcunun diziyle kalçası arasındaki bölgeye “nasıl insafsızca ve bilerek bastığını” çok iyi göreceksiniz!. Daha ikinci dakika olmamış!. Ardından “normal bir faule maruz kalan” Emre’nin 20 saniye içinde ard arda iki Vansporlu futbolcuya nasıl kıyasıya girdiğini ve “verilmiş sadakası varmış”, nasıl tutturamadığını da göreceksiniz! Hakemi alkışlıyorum; ikinci hareketten sonra, Emre’nin yanına koştu ve oyun devam ederken, onu ikaz etti ve Emre de bir daha yapmadı!. “Top yerine adama sert ve adeta sakatlayıcı hareketten” 20 saniyede iki sarı kart görüp, oyundan çıkarılması işten bile değildi, Emre’nin!. “Bu tablo” sadece bu haftaların örneklerinden oluşmuyor!. Yıllardır böyle!. Aylardır iş iyice çığrından çıktı!. Görülüyor ki, Galatasaraylı futbolcuların başına “devamlı bir doktor gibi, devamlı bir psikolog gerek!” Yoksa, Galatasaray hem ligde, hem Şampiyonlar Ligi’nde göreceği bol kartlar yüzünden, çok maçı “çok önemli futbolcularından mahrum olarak oynamaya devam edecek!” Söyleyin Allahaşkına bu takımın yöneticileri uyuyor mu? Biz yazmaktan, söylemekten bıktık; onlar buz gibi!. İş sonunda, Fenerbahçe maçı gibi, taraftar nezdinde, “şampiyonluğa bedel” bir derbiden önce “hem de Şeref Trübünlerine kadar” uzanan “Jardel bu maçta gol atmayacak” dedikodularına, fısıltılarına ve “Jardel’in 5 mutlak gollük fırsatı kullanamamasına kadar” uzandı, hâlâ hareket yok!. Ya ne var? Başkan diyor ki; “Arif yalvar yakar oldu, Galatasaray’dan koptu İspanya’ya gitti! Sonra yalvar yakar geldi, aldık!.” Aaaa, o da ne? Daha “doğru dürüst antrenman bile yapmadan” Fenerbahçe maçında forma giyiyor, 3 gün geçmeden Türkiye Kupası maçına “kaptan çıkıyor!.” Başkan diyor ki; “Biz Jardel’i satmayacağız! Şampiyonlar Ligi’nde iddialıyız! Benficalı yöneticileri biz çağırmadık. Fenerbahçe maçı öncesi oyun oynamak isteyenler var!” Aaaa, o da ne? Aynı başkan diyor ki; “40 milyon dolar getirirlerse Jardel’i veririz!” İşte Galatasaray “böyle” yönetiliyor; alkışlar!. Yoo, o kadar değil!. Yazılarını büyük bir keyifle, dikkatle ve zevkle okuduğum iki yazar ard arda aynı konuya değindiler; önce sevgili Ali Sami Alkış, sonra da sevgili Hıncal Uluç!. Ne olmuş; Beşiktaş ve Galatasaray “Türkiye Kupası maçlarını” kurada rakip saha çıktığı halde, rakip kulüple anlaşarak “kendi sahalarında oynamış!. Sevgili Alkış yazıyor: “... Böyle şey olmazmış!. Bu açık bir şike imiş!.” “... Dünya’da benzeri var mı imiş?” Sevgili Hıncal ekliyor: “Bu karanlık federasyon buna göz yummuş. Bakan hemen gereğini yapmalı imiş!.” Nereden başlayayım: Bir defa, Türkiye Kupası’nda “bu olay” ilk defa olmuyor!. Geçmiş yıllarda da örnekleri oldu!. İkincisi, “özellikle” basketbolda, voleybolda, hentbolda “özellikle” uluslararası şampiyonalarda “benzeri olaylar çoktur!.” Takım gelir, iki maçı da İstanbul’da oynar!. Takımımız gider, iki maçı da “orada oynar!.” Bu karşılıklı “centilmen anlaşmasıdır”, şike değil!. Şike, “anlaşarak sahaya çıkıp bile bile yenilmedir!.” “İlke olarak yanlış” denirse, anlar, saygı duyarım; ama şike? Ne Sahrayıcedit, ne Vanspor, ne Beşiktaş, ne Galatasaray kulübüne “şike yaptılar” demek insafa sığar, ne de “bu mantıkla”, hatta daha da ileri gidip “maç tekrarlarına, hükmen yenilgilere kadar varmaya!.” Bu mantıkla, dört takımın “ceza olarak Türkiye Kupası’na gelecek yıl katılmamalarını sağlamak” bile düşünülebilir! İstanbulspor maçlarını Bayrampaşa’da değil, Fenerbahçe Stadı’nda oynuyor, şike mi yapıyor? Yoksa Fenerbahçe’den teşvik primi mi alıyor? Olacak şey mi? Gülünç!.. Adam Fransız futbolunun gözdesi!. Dünya’nın en büyük oyuncularından!. Bir maçta rakibine kafa atıyor; İtalya’daki yönetmelikler uygulanıyor! Zidane 5 maç cezalı!. Jardel, rakibine göz göre göre yumruk, Andersson dirsek atıyor! Andersson’unki “daha hafif ve olağan!.” Jardel’inki “bariz ve ağır!.” Ceza “ikisine” de “birer maç!.” Kararda adalet yok! Hele hele “asıl olması gereken” caydırıcılık ise hiç yok! Ver Andersson’a iki maç, Jardel’e beş maç ceza, bakalım bir daha, “tabii gitmeyi kafaya koymamışlarsa”, yaparlar mı? Üstelik bir de “uygulama komedisi” var ki, evlere şenlik! “Cezalar” tam tamına “Siirt Jetpa ve Vanspor maçlarına raslatılıyor” ki; bu uygulamaya kargalar bile güler! “Cezalar Galatasaray-Fenerbahçe maçında uygulansa idi”, bakın nasıl kıyamet kopardı? İşte Türk futbolundaki çifte standart! Büyük kulüpler böyle istiyor! Medya bu yönde “inanılmaz” şekilde baskı yapıyor! Federasyon Kurullarında eyyamcılık! Sonuç; Türk futboluna ve fair play’e oluyor! Biraz da şaka: Cezaların Galatasaray-Fenerbahçe maçında uygulanmaması. Galatasaray aleyhine oldu! Zira Jardel oynamasa, yerine konacak Serkan, Jardel’in kaçırdığı o “5 gol pozisyonundan” acaba kaçını atardı? Yazık!.. Doğrusu ya, Trabzonlular’a da, başkanları Mehmet Ali Yılmaz’a da acıyorum!. Yıllardır, hep aynı masallarla uyutuluyor, hüsrana uğruyor, verdikleri emeğin, desteğin, paranın boşa gittiğini görüyorlar! Tabii, bu tablonun sorumlusu bizzat Başkan’ın kendisi! Etrafını çeviren, inandığı yetki verdiği kişileri kendi seçti! “Uzaktan kumanda ile” ama “tek yetkili” olduğu yönetim sistemini, kendisi uyguladı! Durmadan teknik adam ve futbolcu değiştirdi! “Su gibi” para harcadı! Sonuç ortada!. Faruk Özak döneminde kılpayı şampiyonluğu kaçıran takım, artık dördüncülükten, beşincilikten yukarı çıkamaz oldu! O, “hınk deyicilerden” hoşlandı, “haklı eleştiri yapanları” düşman saydı! “Asıl Trabzonspor dostlarının” haklı eleştirileri yapanlar olduğunu bir türlü anlamadı; anlayamadı! Cezasını çekiyor, ama beraberinde Trabzonspor’a ve Trabzonlular’a da çektiriyor; yazık!. Neymiş efendim? Federasyon başkanlarının mazbata töreninde Spor Bakanımız Fikret Ünlü’nün bir sözü beni çok güldürdü; “Spora siyaset karıştırtmadık, Karıştırtmamakta da kararlıyız!.” Aman sevgili Ünlü, yapma etme!. Biz “en önemli federasyonların başkanlıklarına talip olanların” hangilerinin arkasında hangi bakanların, hangi milletvekillerinin, hatta hangi partilerin, onların belediyelerinin, il teşkilatlarının olduğunu çok iyi biliyoruz! Hangi federasyonların, hangi partiler tarafından paylaşıldığını da. Hatta hangi adayların, seçim için ne kadar para harcadıklarını bile söyleyebiliriz! Şimdi, “siyaset karışmadı, karıştırmıyacağız” sözüne nasıl inanalım!. Daha da önemlisi; kim inanır?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT