BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aç olma estetiği

Aç olma estetiği

İyi hatırlıyorum, daha benim çocukluğumda, babam, ramazan ayının ilk üç iftarını evin bahçesinde karşılardı. Derdi ki, "O, bizim misafirimiz.



İyi hatırlıyorum, daha benim çocukluğumda, babam, ramazan ayının ilk üç iftarını evin bahçesinde karşılardı. Derdi ki, "O, bizim misafirimiz. Misafiri kapıda karşılamak evlâdır!" Ramazanın son üç gününü de bahçe kapısına kadar yürüyerek uğurlardı: "Bizden memnun kalsın!" diyerek... Yani yaklaşık otuz yıl önce... Ne değişti de, böylesine allak bullak oldu her şey? Teravih namazlarının coşkusu, iftarların bölüşme kıvancını ne alıp götürdü toplumumuzdan? Benim çocukluğumu daha dün gibi kabul ediyorum. Önceleri, daha önceleri sanki bir masal gibi anlatılıyor yazılarda, gravürlerde, resimlerde. Besmeleyle çıktım yola Selam verdim sağa sola A benim devletli beyim Vakt-i şerif hayır ola Diye başlayan ilk sahur manisini, ne kadar da güzel söylermiş davulcular. Hatta, Ruşen Eşref Ünaydın'a göre, "Dambır da dan dan, dambır da dan dan dan, dambır da dan dan, dambır da dan!" diye çalarak davullarını... Şehrâyin letafeti Namık Kemal de, o geceleri şöyle anlatır yazısında: "İstanbul'un ramazan geceleri şehrâyin letafetine benzer. Minareler, nuranî kandillerle donanır. Dükkânlar açılır. Kahvelerde vesair mevak-i müteaddidede orta oyunları, hayaller, çalgılar bulunur. Hâsılı esbâb-ı tarab mükemmeldir; amma iptidasında değil. Çalgı ve hayal gibi şeylere ancak sekizinde, onunda ruhsat verilir. Bu ruhsatın teahhürünü sual buyurursanız 'Mülkümüzde pek kesretli olup da hiçbir sebeb-i makule hamlolunamayan münasebetsiz göreneklerdendir' demekten başka söz bulamam..." Ramazan aylarının, eğlence ayı olarak da anlaşıldığını görüyoruz. Onlarca yazarın kaleme aldığı deneme, fıkra, roman, hikaye ve şiirde, bu eğlencelerin çeşitleri, mekanları ve önemli bir detay olarak da ramazan mutfakları hakkında geniş tariflere rastlıyoruz. Gözü yaşlı ramazan Kurtuluş Savaşı dönemlerinde, ramazan eğlencelerinin biraz yavaşladığını görüyoruz. Ercüment Ekrem Talû'nun, İkdam'da (1 Ramazan 1339) kaleme aldığı "Hoş Amedî" başlıklı yazısında bu sancılı sürecin ramazan ayına yansıması etkili bir biçimde görülür: "Geçen sene ya şehr-i mübarek! Seni boynumuz bükük, alnımız yerde, kalbimiz kırık, dimağımız yeis bulutları ile kaplı olarak karşılamış, kudûmünü bayram sabahını hüzün ile idrak eden öksüzler gibi gözyaşları ile tebrik etmiştik (...) Büyük küçük, cümle muvahhidînin kalbinde bizim için, hayli vakittir mazlûm ve mağdur olan İslâm âlemi için zaferler, haberler, müjdeler getirdiğine dair kavi bir iman var (...) Şu talihsiz müslümanlığı artık güldür. Zira gözümüzden akan yaş, damarlarımızdan dökülen kanlar elverdi..." Türkiye'de bulunan seyyahların da ilginç tesbitlerinin olduğu Türk'ün ramazan ayları ile ilgili geleneklerin bir çoğunun Cumhuriyet döneminde de devam ettiğini görüyoruz; son yılları ise hep birlikte yaşıyoruz. Nice ramazanlara, eski coşkuyla, eski heyecanla... YORDAM: Orucun sadece günün ışımasından gün batımına kadar aç kalmaktan ve nefse hoş gelen şeylere yaklaşmamaktan ibaret olmadığını herkes biliyor; bu haliyle oruç pasif bir ibadet biçimi olarak görünür: oruçlu olmak için bir şey yapmak değil, yapmamak kâfi gibidir. Bu tarifte eksik kalan şey bir ibadet türü olarak orucu, sadece bir şeyler yapmamak şeklinde idrak etmekle yetinmeyip, onu bir davranış güzelliği ile taçlandırmak, oruç bilincini aktif hale getirmek ihtiyacıdır... * Ahmet Turan Alkan DERGİ: Giysilerin kimliği Bugünlerde, 'eskiyi çağrıştıran' etkinliklere özellikle önem veriliyor. Dergiler, gazeteler, toplantılar hep aynı tarzda. Hayatta keyifli bir yavaşlık, faaliyetlerde saygılı bir estetik göze çarpıyar. Üç ayda bir yayımlanan "P" sanat, kültür ve antika dergisi de üçüncü sayısında Osmanlı giysilerine geniş bir dosya ayırıyor. Osmanlı'da halkın giydiği geleneksel elbiseler, yerel halk giysileri, devlet adamlarının çeşitli yer ve zamanlarda giydiği hırka, kaftan gibi giysiler ve bunların devirlere göre taksimi derginin sayfalarında... Avrupa'da geçen yüzyıllar içerisinde değişen giyim anlayışı, saray kral ve kraliçelerin giysileri de bir başka araştırma konusu. Osmanlı ve İslam geleneğinde saray ve konaklarda kullanılan çeşitli takı, süs ve ev eşyaları da dergiyi renklendiren bir diğer konu. Derginin, en önemli handikapı ise İngilizce olarak yayınlanıyor olması. Sadece Türkiye değil, dünyanın belli başlı kitabevlerinde satılan ve Raffi Portakal’ın yayınladığı P’nin ana hedefi ise, ülkemizin zengin mirası üzerindeki kültür ve sanatı çağdaş bir yaklaşımla dünya kamuoyuna sunmak. (İlgilenenler için tel: * 0 212 225 46 37) GÜLMECE: Külliyât-ı Letâif'den Sultan İkinci Mahmud asrı ricalinden bir zat, ramazanda bazı ahbap ve aşinasını iftara davet etmiş. Meşhur şair İzzet Molla da davetliler arasındaymış. Yatsı ezanı okunmuş, cemaatle teravih namazına başlamışlar. İmamlık eden zat, neredeyse iki secdeyi bir edecek kadar namazı acele ile kıldırıyormuş. Daha beş dakika olmadan onuncu rekatin tahiyyatına gelmişler. O aralık dışarıdan bir adam gelip bunların namaz kıldıklarını görünce, "Hazır abdestim varken ben de cemaate yetişeyim" diye düşünüp safa dahil olacağı zaman, cemaat selam vermiş. İzzet Molla, adama dönüp şöyle demiş: - Be adam! Biz içinde iken yetişemiyoruz, sen dışarıdan gelip nasıl yetişeceksin!...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT