BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yurdumdan insan manzaraları

Yurdumdan insan manzaraları

Öğretmenlik yapmak için özel okullarda ders arıyorum. Malum emeklilik maaşımız üç ayda bir veriliyor. O da ancak bir ay yetiyor. Çocuklar okuyorlar. Geçim zor, hayat mücadelesi işte...



M. Necdet Dursun edebiyat öğretmenliğinden emekli. Ama alnının akıyla aldığı emekli maaşı Türkiye standartlarında bir aileyi geçindirmediği için o ak saçlarına rağmen özel okullarda öğretmenlik arayışlarına devam ediyor. Gelin görün ki branşı edebiyat. Yani bizim dilimizin, diyalektiğimizin, bizim şiirimizin, bizim roman ve hikayemizin konu edildiği bir branş. Para eder mi? Etmez. Eğer fenci ya da matematikçi olsaydınız kolaydı. Türkçeci olunca milli eğitim dışında kimse yüzünüze bile bakmaz. Çünkü Türkçe’ye rağbet yoktur. Hele de özel dershanelerde... Kendi diline ve kendi dilinin öğretmenine dahi önem vermeyecek kadar kendinden uzak bir başka dünya ülkesi yok. Peki siz ülkede yaşanan şu içi boşaltılmış bankaların ve bankacıların, öte yandan tıklım tıklım dolduğu için başka çare bulamayan hükümetin af bahanesiyle tahliye etmek zorunda kaldığı hapishanelerin, özetle bunca yolsuzluğun talanın tesadüfen mi olduğunu sanıyorsunuz? En azılı katilinden, en yüzsüz banka yiyicisine, sokak kadınından, dilencisine kadar hepsi bu ülkenin insanı. Bizim insanımız. Ama bu ülke, kendi insanına kendisini, ailesini, milletini, dilini, dinini, estetiğini, ahlaki değerlerini öğretmemiş ki... Bu duyguyla yetişmeyen ya da hiç eğitilemeyen insan başka ne olacaktı ki?.. Söyleyecek çok şey var ama burada ahkam kesmek bizim işimiz değil. Sadece, emekli maaşı yetmediği için iş arayan bir edebiyat öğretmeniyle, ne hazindir ki görkemli bir okuldan çıktığı için kerli ferli birisi zannedilerek kendisini talan etmek için arabasına alan, yine bu ülkenin “edebiyat” dersi almamış insanlarının halini okuyunca, ister istemez bu duygular döküldü kalemimizden... Sözü değerli hocamıza bırakıyorum efendim: “Emekli öğretmen olduğum için zaman zaman özel okul ve dershanelerde ücretli ders arayışlarında bulunuyor, müsait açık kadro bulunursa çalışıyorum. E-5 yolu üzerinde, Kartal-Maltepe arasındaki okulları yine bu amaçla ziyaret ettiğim bir günde, bir özel okulda Türkoloji’den arkadaşım bir müdire hanımla tanışıp sohbet etmiş, güzel duygularla ayrılmıştım. Kapıdan dışarı çıktığım anda son model koyu renkli bir mercedes araba, sanki benim makam aracımmış gibi yanıma yanaştı. Camı yarıya kadar indiren sürücü gayet kibar bir dille seslendi: -Buyurun gittiğiniz yere kadar götüreyim. Doğrusu bir minibüs parası yanıma kâr kalacak diye sevindim. Hiçbir tereddüt geçirmeden, sanki kendi arabammış gibi kapıyı açtım ve sürücünün yanına kuruldum. Ama aracın kapısını kapatıp da araba hareket edince içimden, “Eyvaah ben ne yaptım?” diye bir sızlanma geçti. Tabii, iş işten geçmişti. Sürücünün hemen arkasında oturan, aynı yaşlarda sırım gibi bir delikanlı daha vardı. Bir koruma hassasiyetinde hep dinlemede kalıyordu. Sürücü, daha “merhaba” bile demeden sordu: -Bir arsa veya bina mı alacaktınız? Bu ne biçim soruydu böyle? İçimdeki şüphe katmerlenmeye başlamıştı. Beni bu lüks binadan çıktığım için olsa gerek paralı sanmışlardı. Hiç bozuntuya vermeden cevapladım: -Ah beyefendi, nerde bizde o şans. -Nasıl yani? -Öğretmenlik yapmak için özel okullarda ders arıyorum. Malum emeklilik maaşımız üç ayda bir veriliyor. O da ancak bir ay yetiyor. Çocuklar okuyorlar. Geçim zor, hayat mücadelesi işte. Hem böyle söylüyor hem de onların konuşmasına fırsat vermeden daldan dala konuşmayı sürdürüyor, arada bir teşekkür etmeyi ihmal etmiyordum: -Sizin gibi iyiliksever insanlar da olmasa halimiz zor. Beni arabanıza almanızdan dolayı çok teşekkür ederim. Bu konuşmam karşısında sürücünün de arkada oturanın da çok morali bozulmuştu. Umdukları bir adam çıkmamıştım. İçimi bir korku kapladı. Şimdi bu iki adam beni ne yapacaktı öyleyse? Devamı yarın
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT