BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bugün, “Ak Pazartesi” olmalı...

Bugün, “Ak Pazartesi” olmalı...

Bugün, IMF’nin Avrupa Bölüm Başkanı Michael Deppler Ankara’ya geliyor; Deppler, IMF hey’etine başkanlık yapacak. Ayrıca...



Bugün, IMF’nin Avrupa Bölüm Başkanı Michael Deppler Ankara’ya geliyor; Deppler, IMF hey’etine başkanlık yapacak. Ayrıca... Bugün Brüksel’de Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi, KOB/Katılım Ortaklığı Belgesi’ni inceleyecek. Bu bir nihâî şekil verme toplantısı. Kıbrıs, Ege, Güneydoğu meseleleri üzerinde durulacak... Her şey birden patlak verdi. 22 Kasım “Kara Çarşamba” adını aldı; yaşananlar öylesine karanlıktı. Şirketler, önce sadece kendileri sallanıyorlar sandılar. Sonra etraflarına bir baktılar ki herkes aynı vaziyette. Şu manzara Türk ekonomisinin ne kadar zayıf olduğunu, ne kadar dışa bağımlı yaşadığını gösteriyor. Kafalar kızmış, düğmeye basılmış ve perişan manzara çizilmiştir. Hepsi bu. Şunları tesadüf sayabilir misiniz? Bakınız neler arka arkaya sıralandı: -Carlo Cottarelli’nin intikamı mı alınıyor? Daha bir-bir buçuk aya kadar önceydi. IMF Türkiye Masası Şefi, Antalya’daki bir toplantıda ücret politikaları hakkında rahatsız olduğumuz bir konuşma yaptı. Belki dediklerinde bir kasıt yoktu. Hatta bir şey de yoktu ama verilen tepki şiddetli olmuştu. Başbakandan medyaya herkes bu yabancı memura ağzına geleni saydı. Şimdi huylanıyor veya şüpheleniyoruz. Acaba o günlerin intikamı mı alınıyor? Şunu mu diyorlar? “Açtığımız kredi ile kendimize hakaret ettirmeyiz?” -AB ile takışmamız... Avrupa Birliği Komisyonu, Kasım ayı başında önce gayet makul bir KOB projesi sunmuştu. Hepimiz bunu fevkalade iyi niyetli gördük. Çok geçmeden Yunanlı bir parlamenter, Kıbrıs ihtilafının 2001’e kadar halledilmesi şartını belgeye ekletince işler sarpa sardı. -Üçüncü sebep, Denktaş’ın Kıbrıs görüşmelerinden çekilmesi... Bayan Diamantopulo’nun KOB’a ilave ettirdiği paragraf, haliyle Türk tarafını rahatsız etti. Hele bunun kısa vadede hallinin istenmesi New York görüşmelerini mânâsız kılıyordu. O yüzden KKTC Cumhurbaşkanı’nın Kıbrıs müzakerelerini terk etmesi uygun bulundu. Karar, Çankaya zirvesi ile devletindi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Denktaş’a dön çağrısı da fayda vermeyince sonun başlangıcına gelindi. Böylece önce, 6 milyar dolar çekilerek piyasa allak-bullak edildi. Borsa taban yaptı. İş yerlerinde maaşlar dahi ödenemez oldu. İş dünyası küçüğünden büyüğüne sarsılmaya başladı. Zaten banka dolandırıcılıkları ile vatandaşın midesi bulanmışken bir de bunlar yaşanıyordu. İç piyasa darlığı gerçekleştirildikten sonra bir de mektup sakandalı patlak verdi. Türkiye’nin AB’ye katılım ortaklığı belgesini hazırlayan Avrupa Komisyonu’nun Türkiye Masası Şefi, Alain Servantie, Komisyon Başkanı Romano Prodi adına PKK’nın kendilerine yazdığı mektuba cevap veriyor. Servantie, bir Türk hanımla evlidir. “Basiretim bağlandı” diyecek kadar da bizden haberdardır. Türk dostu olduğu söylenmektedir. Belli ki sekreteri aracılığıyla kullanılmıştır. Masasına konan 40 mektubu inceleme lüzumu görmeden imzalamıştır. Terör örgütü Başkanlık Divanı, gönderdiği mektupta “etnik grupların ulusal azınlık olarak tanınmasını “istemektedir. Servantie ise saygı ve teşekkürlerini dile getirmektedir. İşte bu ortamda Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz kıskaca alınarak Telekom’un yüzde 33.5’u “stratejik ortak yönetimi adıyla” yabancılara terk edilmiştir. Para kontrolümüzde değil. Haberleşme de kontrolü de kaybedildi. Normal zamanlarda yapılacak bir özelleştirme böyle olmazdı. El açarak yaşamak en fena hayat. Onun için devletlerin de kişilerin yapması gereken ayağını yorganına göre uzatmak ve israftan şiddetle kaçınmaktır. Şu darlıkta, şu zorlukta ve bu mübarek ayda bile israf yine dolu dizgin. Sudan elektriğe, telefon görüşmelerinden televizyonların 24 saat yayın yapmalarına kadar her alanda israf içindeyiz. Bugün 4 Aralık Pazartesi. Önemli bir gün. İçerde ve dışarıda Türkiye konuşuluyor. Türkiye’yi kuşa çevirerek AB’ye kabul etme gibi bir plan cari. Bari Türk devlet, hükümet, siyaset ve bürokratlarının basireti bağlanmasa da “Ak Pazartesi”ni yaşasak. Olmaz mı? Olur. Bilgili cesur, atak ve karşı kozları masaya süren bir üslupla iddia ve taleplerin üzerine gidilmeli. “Bölge devleti”, lider devlet”, “Türk asrı” derken teslimiyetçi görünüş yakışmıyor. Hak verilmez alınır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT