BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Atasagun’un sözleri üzerine; MİT’i irdelemek...

Atasagun’un sözleri üzerine; MİT’i irdelemek...

MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un “seçme” gazetecilerle yaptığı “sohbetin”, kendisi muhakkak arzu etmediği halde, devlette bir bunalım meydana getirdiği ortada.



MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un “seçme” gazetecilerle yaptığı “sohbetin”, kendisi muhakkak arzu etmediği halde, devlette bir bunalım meydana getirdiği ortada. Üstelik, müsteşar, gene istemediği halde, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yeni sivilleşen ve şeffaflaşan bünyesinin, kadrosunun, gözden geçirilmesine de yol açmış oluyor. Şöyle ki; Atasagun’un açıklamalarından, (eğer sözleri çerçeveleri dışında nakledilmemişse), MİT ile Genelkurmay arasında, özellikle, Kürtçe, Öcalan, HADEP ve PKK konularında bir istihbarat ve değerlendirme çelişkisi olduğu ve de MİT’in bu konulardaki istihbaratının Genelkurmay istihbaratından farklı, geride hatta biraz iyimser kaldığı anlaşılıyor. Daha vahimi, ülkenin hayati sorunlarında bu iki temel kuruluşun sıkı işbirliği ve uzlaşma içinde olmaları gerekirken, öyle görülüyor ki, ortada rekabetten de öte, bir nevi zıtlaşma var. MİT’in yapısı MİT sivilleştirilmeden önce, istihbarat örgütünün müsteşarları ve yüksek kademeleri ve kadrosu, geleneksel olarak, büyük çoğunluğu ile, asker kökenli idi. Bugün ise, MİT’te ne kadar muvazzaf asker ve asker kökenli kişi bulunduğunu bilmiyorum. Ama, varsalar bile, muhtemelen azınlıktadırlar. Bu “sivilleşme”, modaya ve AB kriterlerine uygun olabilir de, acaba ülkemiz gerçeklerine uygun mudur? Sayın Atasagun, MİT’te genç kurmayların yetiştirileceğini söylüyor ama gerçekçi ve pratik olmak gerekir; bugün Harp Okullarında ve Akademilerde en kaliteli yüksek eğitimi gören, en az iki yabancı dil bilen, genç subayları ile, Türk Silahlı Kuvvetleri, MİT için bu “Kurmay” kadrosunun kaynağı olamaz mı? Ve böylelikle, MİT’le Genelkurmay arasında, yeniden sıkı bir işbirliği kurulması böylelikle daha kolay olmaz mı? Öcalan’ı yaşatıp kullanmak! Biraz da Atasagun’un, tartışma konusu olan sözlerine değinelim: * Kürtçe TV ve Radyo: Bu hayati konuda, maalesef, ne MIT Müsteşarının, ne Başbakan’ın ve son haberlere bakılırsa, ne de yeni Anayasa Başkanının, sathi bazı sebeplerle, konunun TC’nin temellerini sarsacak, ilkesel ve hassas yönünü ve ezcümle, bu yayınların Anayasaya ve devletin üniter yapısına aykırı olacağını, Genelkurmay kadar göremedikleri anlaşılıyor. Geçenlerde Devlet Bakanı MHP’li Abdülhaluk Çay’ın çok güzel ifade ettiği gibi, mesele dışardan yapılan ve geniş surette izlenen Kürtçe yayınların çanak antenlerle izlenmesini yasaklamak değil. Bu mümkün de değıl. Ama, bu yayınlara devlet himayesini sağlamak ve böylelikle meşru zemine oturtmak farklı bir olay. Üniter yapıdan kilit taşını çekmek ve milli dokuda bir çorap söküğünü başlatmak demek! Eğer özel kuruluşların Kürtçe veya diğer yerel dillerde yayınlar yapmalarına izin verirseniz, kontrol etmek mümkün ve caiz de değil. Böylelikle ülkemizdeki diğer yerel dillere de TV yayınları imkanı verilmiş, bir Pandora hercümercinin kapağını açmış olacaksınız. Bu yayınları eğer devlet, Kürt kökenli vatandaşlarımıza ulaşabilmek için yapacaksa, Kürtçe, haliyle resmileştirilmiş olacaktıır... Hele arkasından Kürtçe eğitim de gelirse! Sonra Kürtçe ama Kürtçenin hangi lehçesinde? Ve nihayet, devlet yayınları hiç inandırıcı olabilir mi? Dışardan yapılan Kürtçe yayınlarla başa çıkabilir mi? Yok, bu hususta, “insanların kendi ana dillerini kullanmaları hakkı” gibi entel dürtüler öne çıkıyorsa, sormak lazım; hangisi daha önemli, üniter devletin bekası mı yoksa entel fanteziler mi? Siz bölücülerin, Öcalan’ın bu tezi niçin hararetle desteklediklerini sanıyorsunuz? Kültürel kimlik talepleri öyle masum talepler değil; altında, üniter yapımızı yıkıp Türkiye’nin tümüne hakim olmak emeli yatıyor. Bunu anlamak için PKK organlarında yazılanlara bakmak yeter! Bu acele neden? Bütün bu gerçeklere ve MGK’nın, Genelkurmay’ın aksine düşünce ve uyarılarına rağmen Kürtçe TV ve Radyo oldu bittiye getirilmeye çalışılıyor. Haberlere göre RTÜK de TRT de bu yayınlara hazırlanıyormuş... Acaba bu acele neden? Durun bakalım; hükumet daha karar vermedi. Bana kalırsa MHP orada durdukça veremez de! Hem bu konuda Genelkurmay’ın itirazı da ortada. Cumhurbaşkanı da onaylamadı; kolay onaylayacağını da sanmıyorum. RTÜK ve TRT nasıl kendiliklerinden gelin-güvey olurlar? Onlara bu konuda birileri start mı vermiştir? Bu Kürtçeye bazıları neden bu kadar gönül verdiler? Bu gafletin sebebi ne? Galiba bazılarında maalesef entel-şıklık veya liboşluk, milli duyarlılıklara ve sağduyuya baskın çıkıyor. TV’nin fonksiyonu Atasagun ve diğerleri haklılar; Güneydoğu’daki vatandaşlarımızın çoğu Türkçe bilmiyor. Bu da devletin ayıbı ve bölücülerin mümbit zemini. Öncelik Kürtçe TV ve Radyo değil vatandaşlarınıza Türkçe öğretmek olmalı! “1944’te zamanın İçişleri Bakanı Hilmi Uran’ın Güneydoğu raporunda, vatandaşların hepsine Türkçe öğretmenin milli entegrasyonun gereği olduğu belirtildiği halde bu konuya nedense önem verilememiş. Ama bu ihmalin bedelini şimdi de üniter yapıyı bozarak mı ödememiz gerekir? TV’nin gücü Televizyon ve Radyo toplumları birleştirmek veya bölmek gücüne sahiptirler. Bu gücü niçin Güneydoğu’dakı vatandaşlarımızın Türkçeyi öğrenerek topluma entegre olmaları için kullanmayalım da, Kürtçe yayınlara meşruiyet tanıyarak, Türkiye’yi bölmek için kullanılmasına neden resmi cevaz ve meşruiyet verelim? Bu gibi yayınların yaygınlaşması, ülkeyi birleştirmeye çalıştığımız bir dönemde, Kürt vatandaşlarımızı Türkçe’den ve Türklükten daha fazla uzaklaştırmaz, koparmaz mı? Kim kimi kullanıyor? * Öcalan: Sayın Müsteşarın, Öcalan hakkında söylediklerini de anlamakta güçlük çekiyorum. Öcalan’ı Suriye’den TSK çıkartmıştı. Eşkıya başını yakalayıp getirenlerin de, Genelkurmay’ın Özel Kuvvetleri ile birlikte MİT elemanları olduğu doğru. Ama doğrusu Atasagun’un dediğine göre “asılmaması için, yaşatmak için en büyük mücadeleyi”, hükumete bu yolda telkinler yaparak MİT’in verdiği de herhalde doğru ama, acaba “Neden?” ve acaba son tahlilde benim bilemeyeceğim gerekçe ve hesaplarla, “Doğru mu?” yapmışlardır? Atasagun, Başbakanın, Öcalan’ın idamını askıya alan demecinin hazırlanmasında telkin ve katkıları olduğunu söylüyor. O demece göre, güya Öcalan’ın “dirisi ölüsünden beter” olacaktı. Hiç konuşturulmayacaktı? Müsteşar, şimdi de Öcalan’ı “kullanacaklarını veya kullandıklarını” da ima etmiş. Bu sözler yıllarca önce Öcalan’ın MİT ajanı olduğu ve kullanıldığı iddialarına kuvvet verdiği gibi, bence, boş bir hayaldir. Kimin kimi kullandığı zaten, AB’nin demeçlerinden, Öcalan’ı muhatap kabul eden, mektuplarından ve Avrupa sokaklarında belli olmakta! GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Centilmenler başkalarının mektuplarını okumazlar!” Cordell Hull - Eski ABD Dışişleri Bakanlarından. (Amerika’da istihbarat örgütü kurulur ve başka üllkelerin şifrelerinin çözülmesi söz konusu edilirken)
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT