BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ya şehr-i Ramazan - 8 -

Ya şehr-i Ramazan - 8 -

Hazret-i Malik gibi dedesi, Hazret-i Enes gibi babası ve Hazret-i Süheyl gibi amcası olan bir çocuk başka nasıl olabilir ki? Enes bin Malik hadis ravilerinin konuşulduğu bir evde doğar ve Medine gibi bir ilim ikliminde boy atar



Ýmam-ı Malik Enes bin Mâlik henüz dört yaşındadır. Annesi onu büyük bir adam gibi karşısına alır ve “Bak yavrum” der, “beni seviyorsan okumalı, insanlara yol gösteren bir alim olmalısın!” Sonra onu yıkar, paklar, lüle saçlarını tarar, minik sarığını özenle sarar ve güzel kokular sürüp elinden tutar. Birlikte mektebe varırlar. Burada Enes’i en az annesi kadar müşfik bir kadın karşılar. Rabia Hatun küçük talebesini oğlu gibi bağrına basar. Enes çok farklı bir çocuktur, arkadaşları henüz alfabedeyken okuyup yazmaya başlar ve diğerleri namaz surelerini hecelerken Kur’an-ı kerim’i ezbeleyiverir. Hocası bu şirin çocuğun anlayışına, kavrayışına ve muazzam hafızasına hayran olur. Annesine gider “İnanın, ben böylesini görmedim” der “Onu medreselere gönderin, zayi etmeyin”. Bunun üzerine onu Medine’nin sayılı âlimlerinden Abdurrahman bin Hürmüz’ün yanına yollarlar. Enes bin Malik tam 13 yıl buraya devam eder. Binlerle cild kitap okur, ince ince notlar tutar. Hatta dahasını yapar, sırf Hazret-i Ömer’den nakledilenleri derleyebilmek için Abdullah bin Ömer’in azatlı kölesi Nafi’nin peşine takılır. Öyle ki Hazret-i Nafi günün hangi vakti kapısını açsa karşısında bu genci bulur. Bakın bu az şey değildir zira öğlen sıcağında develer bile girecek gölge ararken Enes sabırla kapının önünde bekler. Acaba bir meseleye daha cevap bulabilir miyim diye kıvranır durur. Diyeceksiniz ki “kapıyı çalsa ya” Evet böyle yapsa mutlaka açılacağını ve iyi karşılanacağını adı gibi bilir ama o, bizim anlayamayacağımız kadar edeplidir. Genç talibin birşeyler öğrenebilmek için amansız takibe aldığı büyüklerden biri de İbn-i Şihab’tır. Nitekim onun tavsiyelerini dinler ve muhaddis olmaya niyetlenir. Cafer-i Sadık’la tanışınca İmam-ı Malik çok hocada okur ama en fazla Ehl-i beytin büyüklerinden Cafer-i Sadık Hazretleri’nden hisse kapar. Bu mübarek son derece tatlı dilli ve güler yüzlüdür. Karşısındakine değer verir ve şaşılacak kadar mütevazıdır. Server-i âlem’e kelimenin tam manası ile aşıktır. “Muhammed” kelimesini duyunca kendinden geçer, yüzü sararır. Cafer-i Sadık, Enes’i çok sever. Onu her seferinde kendi minderine oturtur. Önüne şerbet koyar, arkasına yastık sürer. İmam-ı Mâlik’in âlimlere tarifsiz bir hürmeti vardır. Sırf o havayı teneffüs edebilmek için Abdullah bin Mesud’un (radıyallahü anh) evine yerleşir ve mescidde Hazret-i Ömer’in oturduğu köşeye diz çöker. Medine’de asla hayvana binmez. Alemlerin Efendisi’ni barındıran beldeye ve toprağa hürmet eder. Zemini çiğnerken bile özürler diler. İmam-ı Malik Hazretleri 300 tanesi tabiinden olmak üzere bine yakın âlimden ilim derler. Bunları tasnif eder ve kitaplara geçer. Ancak kürsüye çıkmaz. Gelgelelim Medine alimleri ona muvafakat verir ve fetva vermesi için teşvik ederler ki yaşı onyedidir. İmam-ı Malik ilme olan saygısıyla bilinir. Her dersten evvel mutlaka gusl abdesti alır, yeni elbiselerini giyer, saçını sakalını tarar, güzel kokular sürer ve sarığını özenle sarıp talebelerinin karşısına çıkar. Allah-ü teâlâ onu ilme gösterdiği hürmetten dolayı vakur kılar. Mizahtan uzak durur, lakin fıkhi mevzuları ilginç misallerle süsleyip zihnleri zinde tutar. Talebeleri ile samimi konuşur, araya mesafe koymaz. Ancak hadis nakledeceği zaman derlenir toparlanır. Sesi öyle davudi olur ve öylesine manalı titrer ki dinleyenler heybetten ürperirler. İmam-ı Malik günde üç ayrı gruba ders verip binlerle talebe yetiştirir ki İmam-ı Şafii ve İmam-ı Hanbeli bunların içindedir. Sultanlar selâm durur Birara Halife Harun Reşid, İmam-ı Malik Hazretlerinden, oğlu Emin ile Me’mun’u okutması için sarayına gelmesini ister. Mübarek “Ya Halife!” der, “İlmi aziz ederseniz aziz olursunuz, zelil ederseniz zelil olursunuz. İlim kimsenin ayağına gitmez. Doğrusu talebenin ilme gelmesidir”. Ve öyle de olur, şehzadeler diğerleriyle birlikte diz çökerler. İmam-ı Mâlik’in devlet adamlarına doğruları söylemekten çekinmez. Hak bildiğinde ısrar eder, baskı ile geriye dönmez. Mesela “Zorla yapılan talak, talak değildir” hadisi şerifini rivayet ettiğinde ortalık karışır. Zira siyasetle uğraşanlar bundan “zorla yapılan biat biat olmaz” gibi bir mânâ çıkarır, halifeye tavır alırlar. Medine valisi İmam-ı Mâlik Hazretleri’ni tutuklayıp kırbaçlatır. Bu ceza öylesine şiddetli uygulanır ki omuzu çıkar ve kolu sakatlanır. Halife Ebû Cafer Mensûr bunu duyar duymaz Medine’ye gelir ve özür diler. Valiyi şiddetle cezalandırmak ister ama mübarek araya girer, “Ben affettim, siz de affedin” der. Diğer alimlerin devlet adamlarına mesafe koydukları günlerde o sultandan ve nazırlardan kaçmaz. Talebeleri hikmetini sorarlar. Mübarek “Çünkü” der, “biz çekilirsek, ehil olmayanlara gider ve tesirlerinde kalırlar”. Nitekim bir gün Halife Mehdi’ye “Medine benim hicret yurdumdur, kabrim de, dirilmem de burada olacaktır. Medine halkı benim komşularımdır. Benim komşularımın hukukuna riayet etmek ümmetime borçtur. Kim onları korursa kıyamet günü ona şefaatçi olurum” hadis-i şerifini nakleder. Mehdi o kadar etkilenir ki tek tek Medine evlerini dolaşır ve dert dinler. Halka görülmemiş ihsanlarda bulunur. Yine bir gün “Allah için tevazu edeni Allah-ü teâlâ yükseltir” hadis-i şerifini öyle bir anlatır ki Hârûn Reşid oturduğu yerden yere iner, kapı önüne diz çöker. Yıldız gibi Emevi- Abbasi çekişmelerinin arttığı günlerde ortalık karışır. Bozuk fırkalar zemin bulur. İmam-ı Malik Hazretleri geceli gündüzlü doğru itikadı anlatır, sapıkları susturur, hakikatlare ulaştıran bir yıldız olur. İmam-ı Malik Hazretleri tam 100 bin hadis-i şerif yazar. Bunların içinden bin tanesini Muvatta adlı bir kitabta toplar. Yüce imam hüküm çıkarırken kendine has metodları kullanır. Buna rivayet yolu (Hicaz âlimlerinin usulü) derler. O ve talebeleri bu usulü tatbik ederek bir çok meseleyi çözerler ki “Maliki mezhebi” şekillenir. Ulemaya göre Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) “Öyle bir zaman gelir ki insanlar Medîne’dekinden daha âlimini bulamazlar” hadis-i şerifi onu işaret eder. Buyurdular ki: š Kalbine bir nur penceresi açmak mı istiyorsun? Mideni doldurma, sefihlerle düşüp kalkma ve ilmini asla dünyalık için kullanma. Günün bir vakti yalnız kal, huzur ara. š Resulullah’ın ve eshabının yolunda olmayanın doğruluğuna inanmam. Velevki uçarken görsem bile... š Parası ve malı olanlara özenme, zira onlar biriktirdiklerine hasret giderler. š Sen sadece Rabbini razı etmeye bak. Zira insanları memnun etmek zordur.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT