BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Sevgi paylasarak artar”

“Sevgi paylasarak artar”

Her Ramazan-ı Şerif ayında, “Nerede o eski Ramazanlar? Bizim çocukluğumuzda Ramazanlar bir başkaydı” derler.



* Her Ramazan-ı Şerif ayında, “Nerede o eski Ramazanlar? Bizim çocukluğumuzda Ramazanlar bir başkaydı” derler. Halbuki bulunan çevre o hazzı almaya uygundu ve çevrenizle paylaşıyordunuz. Paylaşılan şey güzel olunca tıpkı ‘sevgiler paylaşıldıkça artar’ dedikleri gibi duygular da artarak hissediliyor. * Ramazan ayı merhameti, sevgiyi, dostluğu ve acımayı getiriyor. Ama bu ayın kıymetini bilen içindir. Birçok şeye zaman ayırıyorsanız biraz gayret gösterip Ramazan’ın güzelliğini paylaşmak için de çaba sarfetmek gerek. Eski Ramazanlar geçti diye sitem etmek yanlış, çünkü değişen Ramazan ayı değil insanlardır. Eski Ramazanlar geçti diye sitem etmenin yanlış olduğunu belirten Osman Ünlü, değişen Ramazan değil insanların olduğunu söylüyor. Eskiden herşeyin olduğu gibi özel anların da hep birlikte paylaşıldığını ve farklı bir haz alındığını belirten Ünlü, o hazzın paylaşıldığı insanlar olmadığı zaman, o günlerin de arandığını ifade ediyor. Bu hafta soyadı ile müsemma bir misafirimiz var. Ünlü ama ünü yaptığı kasetlerden, yazdığı kitaplardan değil. Ünü insanlara insan olmanın hassaslığını hissettirmesinden, kaybolmuş değerlerimizi bize sunmaktan, iyi insan olmanın güzelliğine varabilmemizi sağlamasından kaynaklanıyor. Osman Ünlü, TGRT’de yaptığı programlarla sadece televizyon seyircisine değil, radyo vasıtasıyla da dinleyicilerine ulaşan bir hizmet adamı. Hizmeti kendine değil hepimize. Durmak bilmeyen telefonlara ve lüzumsuz sorulan sorulara gülümseyerek sabırla cevap veren bizden, aramızdan birisi. Ancak onun bizden bir farkı var; aldığını veren, paylaşan ve sevgiyle bezeyen bir simâ. Huzuru ve mutluluğu bulduğumuz şu aylarda Osman Ünlü ile yaptığımız ve kelimenin tam anlamıyla samimi olan sohbetimizi sizinle paylaşmak istedik. Yorumlarımda biraz kişisel, taraflı yaklaşacağım beni mazur görmenizi istiyorum. Şayet en sıkıntılı ve zor anlarınızda dahi yanınızda bir Osman Ünlü olsa, sanıyorum kimsenin psikoloğa ihtiyacı olmazdı ve sizlerde benim gibi düşünürdünüz. Kısacası, her eve lazım bir Osman Ünlü Bey ile yaptığımız sohbete sizleri de davet ettik, umudumuz bu davete icabet etmenizdedir. İki çocuk babası mütevazı bir eş olduğunuzu biliyoruz, ancak emin değilim Konyalıydınız değil mi? O.Ü: Konya’nın Başarakavak köyünde doğdum ama, doğum tarihim meçhul. Annem iyi biliyor aslında, “Patatesler sökülüyorken doğdun” der hep. Babaannem de iyi hatırlıyor Sarı Mehmet muhtar olduğunda dünyaya gelmişim ben. İlkokulu bitirdiğimiz zaman nüfus cüzdanı vermişler bize. Eskiden hep böyleydi, ekinler ya da mevsimler zaman mefhumunu oluştururdu yahut bir hayvan varsa onunla özdeşleştirilirdi; “Sarıkız doğduğunda dünyaya gelmiştin” derler. Bütün bunlar ayrı bir tat veriyor insana, çünkü o eski insanların masumluğunu saflığını ve temizliğini gösteriyor. O günler sanıyorum, aynı saflıkta ve masumlukta hepimizin hayalinde yaşıyor. O günleri siz de arıyorsunuzdur mutlaka. O.Ü: Şimdi hemen hemen herkes aynı şeyleri düşünür. O günleri özlememek mümkün değil. Eğer bir kimse yaşadıklarından haz almak istiyorsa, o haz her zaman bulunabilir. Eskiden o haz aldığınız insan sayısı fazla olduğu için tat alma fazla oluyordu. Mesela her Ramazan-ı Şerif ayında derler, “Nerede o eski Ramazanlar” diye. “Ah! ah! Bizim çocukluğumuzda Ramazanlar başkaydı” derler. Halbuki bulunan çevre o hazzı almaya uygundu ve çevrenizle paylaşıyordunuz. Paylaşılan şey güzel olunca tıpkı ‘sevgiler paylaşıldıkça artar’ dedikleri gibi bu duygu da artarak hissediliyor. O hazzı paylaştığınız insanlar daha sonraki yıllarda yanınızda değilse işte o zaman o günler aranılıyor. Onun için eski diyerek iç çekiyorsunuz. Ama zamanla şartlarda değişiyor. Yani şu kısacık günlerde, iftar sofraları eskisi gibi çok detaylı olamıyor, ya da insanlar o önemi eskisi gibi gösteremiyorlar öyle değil mi? O.Ü: Ama şimdi gene o bakış açısıyla alakalı bu olay. Siz şayet çevrenizdeki insanlarla o mutluluğu paylaştığınız için zevkli ve güzel geliyordu. Eskiden Ramazan ayına karşı sonsuz hürmet gösterirlerdi. O dönemlerde insanlar daha saygılı ve daha dikkatliydiler. Dini literatürde buna ‘edep’ derler. Mesela adam oruç tutmuyor ama kimsenin yanında yemiyor saygı gösteriyor. Siz onun oruç tutmadığını bilmiyorsunuz, bilmediğiniz için kendi yaşadığınız o hazzı o da yaşıyor sanıyorsunuz. O da yaşıyormuş gibi size ikramda bulunuyor ve dolayısıyla bu duyguyu paylaşıyorsunuz. Başta da söyledik, paylaşılan şeyler özellikle sevgiler büyür diye. Sonuçta bu aya mahsus insalara farklı bir hava, bereket ve lezzet sunulmuş oluyor. Evet Hocam, (İnsanın karşısında kendisine bilmediği bir çok şeyi öğreten biri oturunca öğrencilik günleri aklına geliyor) Ramazan deyince hemen aklımıza bereket geliyor. Yemekler artıyor, misafirler eksik olmuyor, ve bu aya mahsus çok bereketli mutfaklara sahip oluyoruz. O.Ü: Bu doğru tabii. Mesela ben kitapları okurken birşey dikkatimi çekmişti. İslam alimlerinden İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin kitaplarında Nisan yağmurlarını yazar. Bu aylarda yağan yağmur bereketlidir ve Anadolu insanın yüzünü güldürür. Ramazan’ın kendisi rahmet ayı, yani beraberinde rahmet bulutlarıyla geliyor. Ramazan ayı merhameti, sevgiyi, dostluğu ve acımayı getiriyor. Ama bu ayın kıymetini bilen içindir bu. Birçok şeye zaman ayırıyorsanız biraz gayret gösterip Ramazan’ın güzelliğini paylaşmak için de çaba sarfetmek gerek. Eski Ramazanlar geçti diye sitem etmek yanlış, çünkü değişen Ramazan ayı değil insanın ta kendisidir. Bu ayda gıybet, dedikodu, kötü düşünceleri kendimizden uzak tutarsak rahmet bulutlarının bereketi üzerimize akmaya başlar. “Ramazan’a ayrı bir kıymet verilirdi” Çocukluğumuzda neden bu kadar güzeldi herşey? Çünkü nefsimiz bu kötü hal ve hareketleri daha bize yaşatmıyordu. Şayet aynı güzelliği yakalamak istersek kontrolümüzü nefsimize bırakmayacağız yoksa aynı lezzeti bulamayız. Şimdi nefsimiz devreye girince, konu kendiliğinden Ramazan’da kurulan iftar sofralarına gelir. Oruç tutulduğundan dolayı o sofralar için normalde yemediğimiz şeyleri bile satın alıyoruz. O.Ü: Ramazan’da herkes kendine göre, gelirine göre sofralar kurardı. Bizden önceki kuşaktan bu konuda gördüğümüz bir eğitim, bir görgü vardı; Ramazan-ı Şerif’e kıymet vermek. Mesela sahur için hususi erişteler hazırlanırdı, günlerce öncesinden kuru yufkalar hazırlanırdı. Bu insanlar o bir ay içinde aç kalacaklar o yüzden mi hazırlıyorlar bunca yiyeceği? Hayır, Ramazan-ı Şerif’e ayrı bir kıymet, ayrı bir değer vermek için. Bu bir kültür meselesidir. Bu insanlar çok aç olduğu için değil, sadece hürmetlerinden yapıyorlar bunca hazırlığı. “İnsan ihsanın kulcağızıdır” Bir de Ramazan ayına mahsus sanıyorum, insanların birbirlerine davranışları da değişiyor. Daha yardımsever, daha paylaşan insanlar halini alıyoruz. O.Ü: Tüm bunlar bu ayın bereketinden kaynaklanıyor. Siz birisine hediye verdiğiniz de kalbi kendiliğinden sizin kalbinize meyleder. İnsan ihsanın kulcağızıdır. ‘Hediyeleşiniz’ buyurulmuştur. O hediye bir araçtır, kalpten kalbe bir meyl olur. Yani karşınızdakine bir iyilik yaptığınızda mutlaka iyi davranışla karşılaşırsınız.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT