BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Teravihe doğru

Teravihe doğru

Sahlep güğümleri, çay ocakları, macuncular, pam helvacılar, horoz şekerciler, kestaneciler, kokoreççiler ve mısır patlatanlar... Bozalar, güllaçlar, şamballılar, baharatlar ve nargile muhabbetleri... Bize has ne varsa meydanda yerini alıyor.



Ramazan ayında hep öyle oluyor. Sultanahmet gündüzleri sakin (hatta biraz fazlaca sakin) geçiyor. Ama ikindiden sonra meydan kıpırdayıp, kımıldamaya başlıyor. Akşama doğru hareketlilik ayan beyan artıyor. Müezzin elini kulağına attı mı saflar tutuluyor, namazlar kılınıyor. Çimenlerin üzerinde çiçek çiçek sofralar açıyor. Amcam hurma dağıtıyor, teyzem elceğizi ile yaptığı yaprak sarmalarını ikram ediyor. Dolmalar, köfteler, börekler... Burada herkes birşeyler dağıtıyor, hem bir oruçluya iftar vermenin sevabına kavuşuyor, hem de lokma paylaşmanın hazzını yaşıyorlar. Tarihi köfteciler bir anda kilitleniyor, 50 porsiyon birden hazırlayıp rekora gidiyorlar. Avrupa topluluğu kokoreçe tavır koymuş ne gam? Hem nasipsizler işkembeden ne anlar? Buharına girdiğiniz çorbacılar, dumanına takıldığınız kebabçılar... Lahmacun, acılı dürüm, çiğköfte... Lokmasını ısıran ısırana, avurtlar doldu mu gözler ışıldıyor. İnsan yağıyor Karnı doyanlar iki şey arıyorlar. Kürdan ve çay. Kalabalık, bakır davlumbazlardan taşan buharı buruk demlerin cazibe alanına yakalanıyor. Garson “20 olsun, 40 yap” diye bağırıyor. Tepsi üzerinde ince belli bardaklar. Nargileciler tiryakilere tömbeki, ateş, marpuç koşturuyorlar. Derken meydana insan yağıyor. Nereden çıktığı anlaşılmayan onbinler sökün ediyor. Sahlep güğümleri tıkır tıkır kaynıyadursun, macuncular, pamuk helvacılar, horoz şekerciler mal yetiştiremiyor. Kestanecilerle, kokoreççiler sanal âlemin meselelerini çözmeyi bir yana bırakıp ızgara yelliyorlar. Mısır patlatanlar feslerini enselerine itip işe girişiyor, bozalar, güllaçlar, şamballılar kapış kapış gidiyor. Akideciler cam kavanozlarının bakır kapaklarını açıp açıp kapatıyor, baharatçılar habire paket sarıyor. Çocuklar analarının eteğine asılıp maytap, dümbelek, balon istiyorlar. Kağıt külahlar çerez doluyor. Bir renk ve ses cümbüşü ki görülse gerek. Belediye çadırında her akşam ayrı bir program. İstanbullular kâh kahkaha tufanına tutuluyor, kâh şiir denizinde hüzün gezdiriyorlar. Bir bakıyorsunuz tok bir ses Vita kutularına çiçek ekiyor, bir bakıyorsunuz Hacivat vıyvıylayıp duruyor. Ardından neyler, utlar, darbukalar... Avluda kitap fuarı kurulmak üzere ama dışarıdaki dükkancıklar onları aratmıyor. Hafız Osman hattı Kur’an-ı kerimler, ilmihaller, menkıbeler, hikayeler. Minik şişelerden taşan miskler, baş döndüren tütsüler. Kabe, Mescid-i Nebi ve Kudüs posterleri. Tuğralar, ahşap hatlar, isim yazanlar. Video bandlar, kasetler, CD’ler. On derste Kur’an, ilahi grubları, mehter kösleri. Vaiz efendinin sesi dışarılara taşıyor. “Ramazanda fakirleri sevindirin” diyor, “Evinizde iftar verin. Zekâtınızı unutmayın, fitrenizi aksatmayın”. Buyrun namaza Ezanla birlikte saflar tutuluyor. Hocaefendi öyle kısa ayetler biliyor ve öylesine seri okuyor ki rekatler bir solukta bitiyor. Bakın nostalji muhabbetine bir şey dediğimiz yok ama namaz devam ederken içeri sızan fasıl nağmeleri can sıkıyor. Sahi birileri Ramazan ayı deyince niye direklerarasındaki Ermeni kantocuları hatırlıyorlar? Hem o devir İstanbul’unda çadır tiyatrolarını arşınlayan bıçkınlar halkın yüzde kaçını oluşturuyor? Neyse... Vitr-i vacibi de kılınca yüreğiniz bir hoş oluyor. Adına vazifeyi bitirmenin hazzı deyin, huzur deyin, neşe deyin, ne derseniz deyin. İşte şimdi içiniz rahat. Bunun üstüne bir çay daha içilir. Belki iç ısıtan bir sahlep. Yağmur varmış ne gam. Burada ıslanmak bile ayrı zevk ve inanın geldiğinize değiyor. Biliyor musunuz, Sultanahmed’i görenlerin çocuklarına anlatacakları bir şeyleri oluyor. Peki çocuklar? Onlar zaten bu şöleni hiç unutamıyorlar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT