BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu kafa ile gitmez

Bu kafa ile gitmez

Biz, ya ne istediğimizi bilmiyor veya istediğimizi iddia ettiğimiz şeylerde samimi değiliz! Yarım asrı geçen süredir oynamakta olduğumuz demokrasi oyunumuzdan bahsediyoruz.



Biz, ya ne istediğimizi bilmiyor veya istediğimizi iddia ettiğimiz şeylerde samimi değiliz! Yarım asrı geçen süredir oynamakta olduğumuz demokrasi oyunumuzdan bahsediyoruz. Demokrasi, halkın yönetimi olmasına rağmen, biz bunu kendimize benzeterek, halka güvensizliği esas alan bir sistem geliştirdik. Ve, bize göre de bunun adına demokrasi dedik! Sayın Süleyman Demirel, 24.1.2000 tarihinde, Türkiye Parlamenterler Birliği’nin düzenlediği ‘Avrupa Siyasal Kuruluşlarında Parlamenter Boyutlar’ toplantısındaki konuşmasında: ‘Bize göre demokrasi olmaz’ diyordu. Diyordu demesine de, demokrasi tarihimiz boyunca, bizzat kendisinin de uzun seneler tatbik mevkiine koyduğu, maalesef hep ‘bize göre demokrasi’ olmuştur. Millete tepeden bakan, millete rağmen işleyen ve asla millete güvenmeyen bir sistem! Girelim veya girmeyelim, AB’nin bizden istediği gerçek demokrasi. Yani demokrasinin bütün dünyada kabul gören evrensel değerleri. Türk halkı henüz gerçek demokrasiye layık değildir safsatasının arkasına kimse saklanmasın! Demokrasiyi benimseyen ve layıkıyla tatbik eden milletler, çoğulcu ve katılımcı demokrasi evrelerini de geride bırakarak, ferdi esas alan ve ferde göre şekillenen bir demokrasiyi yaşar oldular. Bu nasıl bir parlamenter sistemdir ki, işleyişinde merkeze devleti oturtuyor ve ona ‘baba’ diyor! Devlet baba! Millete tepeden bakan ve onda bir şahsiyet görmeyen ceberut anlayış! Parlamenter demokratik sistemimizde, 4 veya 5 senede bir milletin önüne bir sandık konuyor ve millete, ne seçtiğini bilmeden bu sandıklara oy attırılıyor! Milletin demokrasiden nasibi bu kadar mı olmalı? Bu sakil şekliyle de olsa, millet görevini yapıyor diyelim; ya seçip Parlamentoya gönderdikleri? Onlar, millet ve demokrasi adına ne yapıyorlar? Ki, esas iş onlarda; milletin ve demokrasinin önünü açacak onlar.. 70 sene önceki Türkiye’yi ve Türk insanını düşünün! Cumhuriyetin kurucusu Atatürk, önümüze bir hedef koydu: ‘Muasır medeniyet’ ve dedi ki: ‘Ne mutlu Türk’üm diyene!’ 70 sene sonra bugün, geldiğimiz noktaya, kendimize ve etrafımıza bir bakalım. Muasır medeniyetin neresindeyiz? Ve Türklüğümüzle övünebiliyor muyuz? Pasaportunuzu ve paranızı cebinize koyun ve örnek aldığınızı iddia ettiğiniz Avrupa’nın herhangi bir ülkesine gidin. Bakın bakalım; pasaportunuz ve paranız geçiyor mu? Geçiyorsa, nasıl ve hangi şartlar altında geçiyor? Bu halimizle övünebiliyorsak ‘Ne mutlu!’ diyelim ama!.. Daha dün; İçişleri Bakanı sayın Tantan bir genelge yayınlayarak; polisin olur olmaz yerde, millete sürü muamelesi yapan, trafik kontrol ve arama ve kimlik sorma ilkelliklerine son verdi! Dışarıya kızmadan önce, içeride kendimize çeki düzen vermeliyiz. Yani, insan olduğumuza ve insan gibi muameleye tabi olunması gerektiğine biz inanalım ve gereğini yapalım ki, dışarıya söz söyleme hakkımız olsun! Bir Tantan’la ve bir bakanla olmaz bu iş. Bu kafalarla buraya kadar! Bundan sonrası, bu kafalardan başlayarak herkeste ve her şeyde mutlak değişim! Bunun için de Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok; demokrasinin evrensel değerleri önümüzde duruyor. Bize düşen yalnızca samimi olmamızdır. Muasır medeniyeti yakalamak ve Türklüğümüzle övünmek istiyorsak tabii...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT