BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yalvaran gözlerle baktı annesine...

Yalvaran gözlerle baktı annesine...

Ekrem beylere yakın bir ev tutulmuştu Aylin’le Hakan için. Meserret hanım da onlarla birlikte oturacaklardı.



Ekrem beylere yakın bir ev tutulmuştu Aylin’le Hakan için. Meserret hanım da onlarla birlikte oturacaklardı. Ekrem Gürel büyük bir atölye açmıştı damadına. Aylin de orada model çizimini yönetecekti. Hakan bütün bu yapılanları borç olarak kabul edeceğini söylemiş, sonunda Ekrem beyi de yeni işinde kendisine ortak olmaya razı etmişti. O sermayeyi, kendisi de emeğini koyacaktı. Damadını asla ikna edemeyeceğini anlayan adam çaresiz ortaklığı kabul etmişti. Nergis hanımın da payı olmuştu bu kabul edişte: - Ayol, bize bir şey olsa kızımıza kalmayacak mı her şey... Ortak ol o zaman, en azından Hakan’ın içi rahat etsin... diyerek rahatlatmıştı adamcağızı. Böylesi olursa Hakan da daha rahat hissedecekti kendisini. Genç adam zaten elini bile sallamadan karşısına çıkan bu talih kuşunun imkânlarını kabul etmekte zorlanıyor, emeksiz ve uğraşmadan bir yerlere gelmeyi kendi hayat anlayışına uygun bulmuyordu. Ama onu da ikna eden Meserret hanım olmuştu. - Bir felaket yaşadık oğul... Kolay değil. Bütün çaban, uğraşın, didinmen uçup gitti birkaç saniyede. Böyle bir imkânla karşılaşman senin ahlak anlayışına etki etmesin. Bir yuva kuracaksın, bir işin olacak. Bu bir şans, kabul ediyorum ama sen çalışkanlığınla, dürüstlüğünle, iyi kalbin ve efendiliğinle bunun karşılığını kat be kat ödersin yavrum. Aylin çok iyi bir kız. Aklı başında, olgun, sevgi dolu. Ne mutlu bana ki bugünü gördüm, hep böyle bir gelin istemiştim... Ana oğul nikahtan bir gün önce yalnız başlarına konuşuyorlardı bunları. Tuttukları ev döşenmiş, hazırlanmıştı. Hakan ısrarla yeni evine taşınmak istemiş, Aylin’in gelinliği ile ana evini terk ettiği gün o da kendi evlerinde bulunmayı arzu etmişti. Ana oğul iki gün öncesinden beri yeni evlerinde kalıyorlardı artık. O gece geç vakte kadar oturdular Meserret hanımla Hakan. Artık gece yarısını geçerken sordu o ikisinin de beklediği, ama bir türlü açmaya cesaret edemediği konuyu yaşlı kadın: - Sen iyisin değil mi oğlum? Her şey geride kaldı değil mi? Hakan hızla kaldırmıştı gözlerini. Buğulu, anlaşılması güç bakışlarla süzdü annesini. Sonra acı dolu bir ifadeyle eğdi önüne başını. Ağlamaklı, titrek bir sesle fısıldadı: - O öldü artık anne... İçimde derin bir sızı sadece... O kadar! Sonra hemen atıldı: - Aylin biliyor her şeyi... Ona anlattım. O da anlıyor beni. Meserret hanım gülümsedi hafifçe dudak ucuyla: - Tabii anlıyor oğlum ama kadınlar çok hassas olurlar. Bunu sakın unutma. Sana anlayış göstermek için o kızın harcadığı çabayı sen harcasan kendini yeryüzünün en fedakar insanı zannedersin. Oysa o bütün bunları yüreğine gömer. Tabii ki sana anlayış gösterecek. Sevgi bunu gerektirir. Ama sakın bunu uzatıp ta o kızı kırma. İki elim yakanda olur bilesin. - Ben... ben bir şey demiyorum ki anne. Benim üzüntüm bir ölüm! Sadece bu! Meserret hanım asıl sorusunu bundan sonra sormuştu: - Ya ölmeseydi.... Ölmese de çıkıp gelseydi... Şimdi, şu anda, kapı çalınıp girseydi içeri, “affet Hakan, hata etmişim” deseydi? Genç adam taş kesilmişti sanki. Dudakları titriyordu. Yüzü bembeyaz olmuştu bir anda. Yalvaran gözlerle baktı annesine. Titrediğini fark etti Meserret hanım oğlunun. Tekrarladı ısrarla: - Evet Hakan, ya gelseydi? - Ben... Ben... Anne, acı çektirme bana ne olur! Gözleri düz bir çizgi halini aldı yaşlı kadının. Sesi sertti: - Bana bak! Asla Aylin’e bu kötülüğü yapmana izin vermem bilesin. Eğer duygularından emin değilsen şimdiden dön geri. Ben sana dürüstlüğü böyle öğretmedim. Düşün, kararını ver yol yakınken... O gün sabaha kadar uyumadı Hakan. Dönüp durdu yatağın içinde. Gün ışıdığı zaman kendisini uyandırmak için gelen annesine gülümsedi. Artık duygularından emin, kendine güveni olan bir hali vardı... * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT