BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ölüm ve oruç!

Ölüm ve oruç!

Kimin ölümü olursa olsun “Ölüm” hazin bir olay... Bunun, hele su mübarek ayda, huzur veren “Oruç”la yan yana (getirilmemesi) gerekir!



Kimin ölümü olursa olsun “Ölüm” hazin bir olay... Bunun, hele şu mübarek ayda, huzur veren “Oruç”la yan yana (getirilmemesi) gerekir! Ama çeşitli cezaevlerinde, F Tipi cezaevlerini protesto etmek ve başka talepleri dayatmak için, sürdürülen açlık grevlerine, daha doğrusu “toplu intihar teşebbüslerine”, bu çelişkili (adı vermek), herhalde, kamuoyunu etkilemek gayretlerinin bir boyutu.. Bu konuda Web sitelerinde, elektronik mesajlardaki ve bazı gazetelerdeki trajik, salya sümük propaganda manifestolar gibi! Bu mesajların birinde “Ölüm şaka değil” dedikten sonra hemen ardından “Yaşasın Ölüm Orucu” deniyor... Bu da, Komünistlerin İspanya iç savaşında “Viva la Muerte” (Yaşasın Ölüm) sloganını hatırlatan başka bir çelişki. Şaka değil Şu sırada, bu grevlerin 47. gününde, muhtelif cezaevlerinde, resmi makamlara göre 173, organizatörlerin iddiasına göre 210, mahkumun ölümün eşiğinde olmaları, bazılarının da, 20 güne kadar ölmeye başlamaları ihtimali, herhalde şaka değil.. Ancak duygusallığı bir tarafa bırakarak, devlet için, devletin geleceği için, ciddi bir badire teşkil eden bu olayı irdelemek, gerçek adını koymak gerekiyor: Bu açlık grevleri devletin düşmanı, çoğu terörist sol örgütler tarafından organize edilmiş ve tek merkezden ustaca yönetilen, sadece hükümete ve Adalet Bakanlığına karşı değil Devlete karşı, inanılmaz bir şantaj ve başkaldırı hareketidir. Bu örgütler, bir cadı kazanının alfabetik unsurlarıdır: DHKP, TKP-MIL, THKP, PKK ve TAYAD vb. Bu dehşet çorbasının tuzu biberi de başta Akın Birdal’ın İnsan Hakları Derneği olmak üzere çeşitli, Sol-liberal örgütler ve entel sanatçılar! Ucunda kullanılan zavallı grevcilerin ölümü olsa bu toplu intihar teşebbüsüne “şov” diyeceğim. Ve bu trajik “şov”un sorumluları da herhalde, iddia edildiği gibi, ne hükümet, ne devlet, ne de bir insan olan Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk. Asıl katiller, onları bu intihara bile bile planlı bır şekilde siyasi ve ideolojik maksatlarla sürükleyen ve kendileri intihar etmeye hiç de niyetli olmayan örgüt yöneticileri. Garabet Siz şu garabete ve çelişkiye bakın ki, kendilerini güya insan haklarına, bu hakların en kutsalı olan yaşama hakkına adamış olan insan hakları erbabı kişiler, devletin, doktorların grevcileri muhakkak bir ölümdem kurtarmak için zorla müdahale etmelerine ve doktorluk etiği icabı grevcilerin, hayatlarını kurtarmalarına, “İnsan haklarına, ifade özgürlüğüne aykırıdır” diyerek karşı çıkıyorlar. Bu kişiler neticede ne kadar çok mahkum ölse, hükumet ve devlet, müşkül durumda kalacak diye memnun olacaklardır! Çelişkiler Ama asıl garabete bakın ki, bu olaylar konusunda medyada anlaşılmaz bir acındırma, “ölüm organizatörlerine” hak verme havası var, şu sırada... Bazı arkadaşlarımız gerçekleri, bu grevlerin asıl maksadını ve organizatörlerin ideolojik kimliklerini görmezlikten geliyor, grevi adeta destekliyorlar ve dolayısıyla yapılması zorunlu olan F Tipi Cezaevlerine de karşı çıkmış oluyorlar. Hükümetin ve devletin, bu konuda geri adım atmasını, F Tipi Cezaevleri reformundan vazgeçilmesi başta, bütün talepleri uzlaşma ve anlaşma ile kabul etmesini kısacası, başkaldırıya, organize şantaja boyun eğmesini istiyorlar. Militan ölüm detsekçilerini bir tarafa bırakıyorum. Ama aklı başında bildiğimi sandığım bazı arkadaşlar da oyuna gelmişler, hükumeti bu konuda duyarsız davranmakla suçluyorlar. Milliyet’te Fikret Bila, anlaşılmaz bir mantıkla “İnsan mı mühim cezaevleri mi?” diye sorduktan sonra, “F Tipi Cezaevlerinin gerekçe ve faydaları, hiçbir mahkumun ölümle sonuçlanacak eylemlerine kulak tıkamanın, göz yummanın nedeni olamaz” diye ekliyor. Sonra da grevi kışkırtanların “Hücre Ölümdür, Hücre İşkencedir” sloganlarının haklı olabileceğini ima ediyor. Radikal’in Genel Yayın Müdürü olalı beri liberalliği daha da radikalleşen İsmet Berkan da, sıkı durun, grev organizatörlerinin, “Koğuş sisteminden F tipi Cezaevine geçildiği takdirde, güvenlik kuvvetlerinin isyancılara Uşak ve Ulucanlar cezaevinde olduğu gibi daha sert ve pervasızca müdahale edebilecekleri” tezini destekliyor. Adı geçen cezaevlerinde ve diğerlerinde, başkaldırılar karşısında Jandarma müdahale etmeyecek de, elebaşları ile pazarlığa mı girecek, onlara buket mi verecekti? Nasıl bir anlayış ve mantıktır bu! Ama suçluları korumak ve herhalde mağdurları unutmak, polisi ve devleti Pavlov reaksiyonu ile suçlamak, tıpkı devletin grevcileri ölümden kurtarmak için zorla beslemesini özlük ve kişilik haklarına müdahale addetmek gibi, entelliğin şanından olsa gerek! Kişisel tercih Kiminki olursa olsun, ölüm arzu edilir bir şey değil. Ama, yanlış bir ideal ve maksat uğruna da olsa böyle göz göre göre ölüme gitmek de büyük inanç ve cesaret işi. Ama en sonunda tıpkı intihar gibi kişisel tercih meselesi. Grevcilerin cesareti neticeyi değiştirmiyor ve onları ölüme tahrik edenleri günahlarından azade kılmıyor. Bir defa, mahkumlar daha doğrusu örgütlerin tutsak yani harp esiri telakki ettikleri kişiler, niçin F Tipi Cezaevlerine karşıdırlar? Aslında bu cezaevlerinin işkence hücreleri ve tabutluklar olmadıkları, modern, mümkün olduğu kadar rahat infaz müesseseleri olarak tasarlandıkları ortada. Dürüst bir kişi olan Bakan Türk, bunları fotoğrafları ile hep anlatmakta. Örgütler ve “tutsaklar” bu reformu istemiyorlar, koğuşlarda ilkel şartlar içinde, yaşamaya razılar. Çünkü koğuş sistemindeki eylem, ideolojik eğitim yapmak, başkaldırı düzenlemek ve silah, telefon, uyuşturucu vs. bulundurmak rahatlığını kaybedeceklerdir. Müthiş talepler Fakat F Tipi Cezaevlerinin hemen kapatılmasından öte, asıl önemli talepleri de var: 1713 sayılı antiterör yasasının tüm sonuçları ile kaldırılması.. Üçlü Protokolün iptal edılmesi.. DGM’lerin kapatılması... Değişik tarihlerde, Buca, Ümraniye, Diyarbakır, Ulucanlar, Burdur, hapishanelerinde mahkumların kendi deyimleriyle “tutsakların” ölümlerinden, yaralanmalarından sorumlu olanların yargılanması... Rahatsızlıkları sabit olan 96 açlık grevi sonrası rahatsızlıkları sürenlerin çeşitli saldırılarda yaralanan ve tedavi edilmeyenlerin salıverilmesi.. İşkencecilerin yargılanması... Ve “Halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesi önündeki tüm antidemokratik yasaların iptal edilmesi, baskılara son verilmesi. “Bu sadece açlık grevi” devlete karşı isyan provasıdır; görülüyor ki adeta Devleti teslim almak istiyorlar! Bila, Berkan ve diğer arkadaşlarımız yazılarında hiç söz etmedikleri bu taleplerin de kabul edilmesini de önerirler mi acaba? Sonra bu “tutsak” dedikleri de kimlerdir? Çoğu, askerleri, polisleri ve masum vatandaşları öldürmüş teröristler! Sonuç Bu olayda sözkonusu olan, intihara karar vermiş, zorlanmış, itilmiş zavallıların hayatlarından ziyade, Devletin gücü ve haysiyetidir. Şantaja bir defa boyun eğdiniz mi arkası gelir.. giderek Öcalan’ın affı için şantaj maksadıyla, bazı zavallılara açlık grevi yaptırılır, hatta kendi kendilerini yaktırırlar. Hükümetin, geçenlerde Devlet Bakanı Tunca Toskay’ın temin ettiği gibi, bu şantaja boyun eğmeyeceğini umuyorum.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110248
    % 0.84
  • 3.8277
    % -0.93
  • 4.5278
    % -0.49
  • 5.1355
    % -0.16
  • 155.463
    % -0.28
 
 
 
 
 
KAPAT