BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bütün ümidini Tarık’a bağlamıştı...

Bütün ümidini Tarık’a bağlamıştı...

Hülya biraz peynir ve zeytinden oluşan sabah kahvaltısını yaptıktan sonra her zaman yaptığı gibi pencerenin önüne oturdu. Tam on gün olmuştu bu eve geleli. Tarık kendisini buraya getirip bıraktığından beri bir kere daha uğramamıştı.



Hülya biraz peynir ve zeytinden oluşan sabah kahvaltısını yaptıktan sonra her zaman yaptığı gibi pencerenin önüne oturdu. Tam on gün olmuştu bu eve geleli. Tarık kendisini buraya getirip bıraktığından beri bir kere daha uğramamıştı. Zavallı kız her gün akşama kadar pencerenin önünde oturuyor, gözlerini sokağın başına dikip, köşeden dönecek olan genci bekliyordu dört gözle. Oysa ne gelen vardı ne de giden. Cebindeki parayı idareli kullanmaya çalışıyordu. Buna rağmen neredeyse yarısına yakını tükenmişti. Kendisi için hiçbir gelecek düşünemiyor, ne yapacağını, nasıl yaşayacağını kestiremiyordu artık. Bütün umudunu Tarık’a bağlamıştı. Öyle ya! Karamürsel’deyken her şeyi bu insan için tepmemiş miydi? Oysa şimdi gözlerinin önündeki gerçeği görmemekte direniyordu. Sonunda tekrar Tarık’ın o muhteşem villasına gitmeye karar verdi. Hiç olmazsa ne olup bittiğini öğrenirdi. Mutlaka o aksi suratlı annesi bir pürüz çıkartmıştı. Hazırlanmaya başladı. Tam bu sırada kapının çalındığını duydu. Kalbi yerinden fırlayacaktı heyecandan. Yüzüne bir sevinç dalgası yayıldı. Gelmişti sonunda işte. Koşarak açtı kapıyı. Tanımadığı bir genç vardı eşikte. O da hayretle bakıyordu kıza: - Buyurun? - İyi, buyurayım da sen kimsin yahu? - Ben... Ben... Tarık’ın sözlüsüyüm ben. Genç adam bir kahkaha attı pervaza dayanıp: - Hah, hah, hah... Tarık’ın sözlüsü mü? Yapma be kızım. Neden bu kadar aptal oluyorsunuz anlamıyorum... Kaşları çatıldı genç kızın. Sevmemişti bu adamı. Kapıyı çevirdi. Kendisini siper etti önüne: - İçeri giremezsiniz! Genç adam alaycı bir tavırla sırıttı: - Ya... Öyle mi? Peki burası kimin evi biliyor musun? Başını kaldırdı Hülya: - Tarık’ın bir arkadaşının evi. Adam dudaklarını büzdü. Kıs kıs güldü: - İşte anacığım, o arkadaş benim. Yani burası benim evim. Şimdi sen içeriye kimi sokmuyorsun bakalım! Genç kız buz gibi olmuştu. Kanının bütün damarlarından çekildiğini hissetti. - Tarık sizi aramadı mı? Arayacağını söylemişti. Omuzlarını silkti genç. Orta boylu, kumral bir tipi vardı. Açık yeşil bir gömlek giymişti. Güneşten yanmış, bronz bir teni vardı. Dikkatle süzdü genç kızı: - Yooo... Daha evvelki gün beraberdim Tarık’la... Bir şey söylemedi. Heyecanlanmıştı Hülya... Mavi gözleri merakla açıldı: - Tarık’la beraber miydiniz? İyi mi o? Ne yapıyor, hiç aramadı beni. Oysa geleceğini söylemişti. Genç adam kapıda beklemekten sıkılmıştı. Eliyle itti kapıyı ve içeri daldı. Hülya karşı koyamadı bu sefer. Acı dolu bir teslimiyetle kenara çekildi. - Gelmez kızım, sen vazgeç ondan. Adam İngiltere’ye dönüyor önümüzdeki hafta. Gidiyor buradan. Askerliğini de erteletti. Kandırmış seni. Yazık sana... Güzel kızsın halbuki. Eğer istersen Tarık yerine benimle arkadaş olabilirsin. Oturursun burada... Ne dersin? Yılışık bir ifadeyle bakıyordu kızın yüzüne. Hülya’nın kaşları çatıldı. Bir aslan gibi kükredi: - Sen ne biçim adamsın. Ben senin arkadaşının sözlüsüyüm diyorum sen ne diyorsun, ahlaksız! Hızla oturma odasında duran ceketini kaptı ve koşarak atıldı merdivenlere. Sokağa çıktığı zaman nefes nefeseydi. Sonunda başını soktuğu yerden de olmuştu. Hemen caddeye çıktı. Tarık’ın evine gitmekten başka çaresi kalmamıştı. * DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT