BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ölüm orucu

Ölüm orucu

Sol örgütlerin 20 ayrı cezaevinde sürdürdüğü ölüm oruçları devletin müdahalesi ile engellenmelidir. Kayıtsızlık intihara göz yummadır. Örgütlerin talepleri şantaj ve pazarlıktır. Devletin böyle bir pazarlığa boyun eğmesi kendini inkar olacaktır. Bazı sol aydınların tavırları ise gerçekten düşündürücüdür..



DHKP-C, TİKKO ve TKİP ile benzeri 5 Marksist-Leninist örgüte mensup 181 militan ölüm orucunda 173’ü de açlık grevinde. 20 ayrı cezaevinde sürdürülen bu eylemin öncelikli gerekçesi F Tipi cezaevlerinin kapatılması. Sol örgütler buna ilaveten DGM’lerin kaldırılmasına kadar pekçok şeyi de istiyor. Sol aydın desteği 50. güne yani ölümün sınırına yaklaşıldığı eylemle beraber kamuoyunun yakından tanıdığı pekçok sol aydın tabir yerinde ise ayağa kalktı. Zülfü Livaneli, Oral Çalışlar, Ercan Karakaş, Orhan Pamuk, Yaşar Kemal, Adalet Ağaoğlu gibi isimler ara bulmaya talip olurken, Suavi gibi bazıları da aktif tavır takındılar. Sol aydının gerekçesi şekil olarak insani. Ölümü engellemek için diyalog kurulmasını istiyor. Peki diyalog nasıl kurulacak? İstemlerin en azından bir bölümünün yerine getirilmesi. İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman bu arzuya paralel olarak F Tipinin bir yıl ertelenmesini teklif ediyor. Bakan Türk’ün sözleri Gelelim Adalet Bakanlığı’nın konuya yaklaşımına: Bakan Türk; F Tipi cezaevine en büyük engel olarak sunulan Terörle Mücadele Kanunu’nun 16. maddesi ve infaz hakimlikleri, ceza infaz kurumları izleme kurulları ile ilgili tasarı yasalaşmadıkça F Tipi cezaevinin hizmete açılmasının sözkonusu olamayacağını söylüyor. Ne midir sol örgütlerle destekçilerinin karşı çıktığı 16. madde? F tipinde kalanlar açık görüş yapamaz ve hükümlüler birbirleriyle irtibata geçemez. Malum kesim bu kanuna başkaldırıyor ve olayı tecrit ya da yalnızlaştırma olarak görüyor ve öyle sunuyor. Adalet Bakanı çoklarımızın normal karşılayacağı kanunun bu içeriğine rağmen yeni düzenlemeyi terennüm ediyor ve bunun yapılmaması halinde F Tipi’ne fiilen geçilmeyeceğini söylüyor. Söylüyor söylemesine de bakanı dinleyen kim? Dramatik olan bir başka hadise ölüm sınırına gelen eylemcilere müdahale olayıdır. Bakanlık müdahaleyi seslendirirken eylemciler ve destekçileri buna karşı çıkıyor. İlginç ayrıntı, karşı çıkanların içinde hipokrat yemini yapan doktorların da bulunmasıdır. Ölüme müdahale Neymiş efendim ölüm hakkı kutsalmış. O zaman sormak lazım boğaz köprüsünden atlamak isteyenlere neden engel olunuyor? Hayır, hayır, hayır. Bunun adı “ölüm hakkı” şu bu değil, intihardır ve devlet tereddüt göstermeksizin müdahale etmek zorundadır. Devletle pazarlık Gelelim geri adım olayına yani devletin eylemcilerin taleplerine olumlu yaklaşmasına? Soruyorum bunun adı pazarlık olmayacak mı? Hangi ciddi devlet bu tür bir pazarlığa boyun eğebilir? Yapılan abartısız şantajdır. Devlet bir kere taviz verirse hiç kuşkunuz olmasın bu metod yol olacaktır. Hem 16. madde yeniden düzenlenmeden F Tipine geçiş de yok. Yani akşamdan sabaha taşınma da sözkonusu değil. Peki o zaman bu direnç niye? Hadise bu örgütlerin farklı bir eylem biçimidir ve propagandaya matuftur. Dünyanın bütün çağdaş ülkelerinde cezaevleri koğuş değil oda sistemindedir. Koğuş sisteminin sakıncaları Nuriş olayı ile bir kez daha tescillenmiştir. Bu modelde cezaevlerine mafya ve örgütler egemen olmaktadır. Ödün verilmemeli Oda sistemine geçilirse işin tabiatı gereği örgütler ve çeteler çökecek ve ölüm orucunu tutturacak militan ya da kurban da bulunamayacaktır. Koğuş sistemi örgütün devlet eliyle bir tutulma hadisesidir ve pekçok eylem buradan yönlendirilmektedir. Sonuç olarak söyleyeceğimiz ölümlerin önüne geçilmesi yani devletin müdahalesi ve de F Tipinden de asla ödün verilmemesidir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT