BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cevap!..

Cevap!..

Çarşamba gecesi Galatasaray’ın Paris Saint Germain’i yenişinin mutluluğu içinde yatağa girdim!



Çarşamba gecesi Galatasaray’ın Paris Saint Germain’i yenişinin mutluluğu içinde yatağa girdim! Maçtan 4-5 saat önce gerek sevgili İlker Ateş’in, gerekse sevgili Turgay Renklikurt Hocam’ın “radyo programlarına canlı bağlantılar yapmış” ve demiştim ki: “Galatasaraylı futbolcular artık elmalarla armutları beraberce toplamayacak kadar bu işi öğrendiler. Maçtan önce cereyan eden olayları soyunma odasında bırakacaklar, hakemin başlama düdüğü ile maçı bitiren düdüğü arasında üstlerine düşen görevi en iyi şekilde yapacaklar ve maçı kazanacaklar. Buna yürekten inanıyorum.” “Bu tahminin de tutması” ile uyumadan önce “Cuma yazımda neler yazmam gerektiğini” düşünüp durdum, dalmışım! Sabah kalktığımda “kahvaltı masasıyla beraber, gazeteleri de önüme koydum!.” Büyük bir keyifle “herkesi okumaya başladım!.” “Önce” bizimkileri.. Sonra da diğerlerini.. Erman Toroğlu’nun “maçın hakkı beraberlikti” yorumu, keyfimi biraz bozdu; “Bugün bile Galatasaray antipatisini saklamamış” diye gülüp geçtim!. Amma.. İşte bu sırada... Hiç ummadığım, hiç beklemediğim bir yazı ile karşılaştım. Sabah’ta sevgili kardeşim Hıncal Uluç, “defalarca anlatmama, yazmama rağmen”, yine Alaaddin Çakıcı’larla başlayıp, Faruk Süren’lerle, Halûk Ulusoy’larla biten ve “doğrudan şahsımı hedef alan” son derece ağır bir yazıyı “asıl köşesinin başına oturtmuştu!” Tam “üç defa okudum!.” Büyük bir ümitsizliğe düştüm. Üzüldüm. “Aynı üslûp içinde” cevap vermem mümkün değildi! Üslûbum bu değildi, hiç olmadı! Üstelik “çok olan düşmanlarımız” zil takıp oynardı! İki ihtimâl vardı: Sevgili Hıncal haklıydı!. O zaman demek ki ben bu işi yapamıyordum! Ya da Sevgili Hıncal haksızdı! O zaman demek ki ben ona bile meramımı anlatamayacak kadar “başarısız” bir spor yazarı idim! Oturdum, Türkiye spor sayfasına “Galatasaray” yerine “kendim için” açık seçik bir “Veda” mektubu yazdım! “Nokta!.” dedim!. Ve İstanbul’a faksladım! Kısa bir süre sonra, sevgili Sadık Söztutan aradı! “Veda’ya nokta değil, şimdilik noktalı virgül koymamı, geçtiğim yazıyı değiştirmemi ve yeniden bir değerlendirme yapmamı” istedi! Cuma yazımı “Veda’dan Cevap’a çevirdim!” Düşünüyorum! O halde, “var mıyım?” Ya da “yok muyum?” Şu anda “ortadayım!” Ve düşünmeye devam ediyorum! Faruk Süren’ler, Halûk Ulusoy’lar ve benzerleri için, bıraktım kardeşleri, dostları, meslekdaşları, herhangi bir insanın bile kalbini kırmaya değer mi? “Keskin kalemler ve sivri diller”, futbolumuzdaki çarpık düzenden yarar sağlayan insanlar için “birbirlerini yaralayan, birbirlerini yiyen” spor yazarlarının, gazetecilerin en büyük ayıbı değil mi? Düşünüyorum; “Böyle bir arenada işim ne?” Kalmak bir şey ifade etmiyor, ya gitmek? Düşünüyorum!.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT