BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Uzun ince bir yol - 2 -

Uzun ince bir yol - 2 -

Rusya’nın, Kafkasya’nın, Balkanlar’ın ve Ortadoğu’nun tam ortasındaki modern, genç, dinamik ve güçlü Türkiye’nin varlığı Dünya ve Avrupa için bir teminat olmaya devam etmektedir.



Avrupa için artılarımız Üyelik süreci içinde, karşımızdaki muhataplarımız içinde dostça duygular besleyenler kadar, düşmanca duygular taşıyanların da olduğunu peşinen kabul etmeliyiz. AB içinde bazı çevreler, Türkiye’yi birliğe katmakta tereddütler yaşıyor. Türkiye’yi içine aldığı takdirde, AB’nin, sınırlarının çalkantılı ve problemli Kafkaslar-İran-Irak-Suriye ile ortak olacağını ve birtakım yeni savunma külfetleriyle karşılaşacağı iddia ediliyor. Bazı kaynaklar, bu korkunun, fanatik Avrupalılar’ın bilinçaltlarındaki komplekslerden kaynaklandığını iddia ediyorlar. Kendini bilmez bazı batılı politikacıların zaman zaman bu kanaati kanıtlayan beyanatları da oluyor. Tarih bizi haklı çıkarıyor Avrupa devletleri, tarihte emperyalist Rus yayılmacılığının kendi çıkarlarını tehdit ettiği dönemlerde, Osmanlı Devleti ile siyasi ve askeri dayanışma sağlamaya çalışmışlardır. Bazan bu eğilimler, kültürel ve ticari ilişkileri pekiştirme ve alışverişte bulunma noktasında kalmış; bazan bir ittifak anlaşması ile sonuçlanmış, bazan de birlikte harbe girilmiştir. Batılı Müttefikler 1949’da kurdukları NATO ittifakı içerisine 1952’de Türkiye’yi almışlardır. Soğuk harp boyunca bir cephe ülkesi olarak risk yüklenmesi ve asker beslemesi en büyük olaydır. Türkiye, Avrupa Konseyi ve NATO’nun yanısıra, Avrupa’nın tüm diğer ortak kurumlarında da yerini almış ve olumlu anlamda bir çaba birliğine girmiştir. Türkiye, AB’ye katılım için Batı dünyasından teşvik görmüş ve 1963 tarihinde bu kuruma dahil olmak için müracaat etmiştir. 1980’li yılların sonlarına doğru, SSCB ve Warşova Paktı çökme sürecine girmiş, ancak Ortadoğu’da baş gösteren İran ve Irak’ın tehditleri ile Balkanlar’da ve Kafkaslar’da başlayan etnik çatışmalar Batı dünyasının huzurunu kaçırmaya başlamıştır. 1989-1990’daki Irak’ın, Ortadoğu petrollerinin kalbi Basra Körfezi’ndeki Kuveyt’i işgali Batılı ülkeleri, Ortadoğu’da beklenmeyen sürpriz bir harbe sokmuştur. Bu harpte silahlı bir tarafsızlık rolü izleyen Türkiye, harbe giren ABD ve Avrupa için en büyük kıtasal üs imkanlarını sunmuştur. Ortadoğu’daki Arap-İsrail gerginliği devam etmektedir. Ne Kafkaslar, ne de Balkanlar’da arzu edilen istikrar henüz yoktur. Bu üçgenin tam ortasındaki modern, genç, dinamik ve güçlü Türkiye’nin varlığı dünya için bir teminat olmaya devam etmektedir. Ortaasya/Hazar havzasında ortaya çıkan büyük petrol rezervleri ise Türkiye’nin önemini daha da arttırmıştır. ABD, İkinci Dünya Harbi sonrasından, özellikle Kore Harbi’nden itibaren Türkiye’ye lâyık olduğu itibarı göstermiştir. ABD, NATO’nun güney kanat ülkesi olan Türkiye’nin, Boğazlar’ı ve Balkanlar-Ortadoğu-Kafkaslar arasındaki konumu itibariyle jeopolitik değerini hep takdir etmiştir. ABD, ufukta parlayan “Türk Dünyası’nı petrol ile özdeleştirmiştir. Avrupa da aynı bilinç içindedir. Bu nedenle, bizim için en önemli ve asıl konunun, Orta Asya petrolünün gerçek süjeleri olan Türk devletleri arasındaki iyi ve dostane ilişkileri sağlamlaştırmaktır. Bunun için öncelikle, ‘Türk Dünyası Kültür Birliği’ni takviye etmek ve gerçek anlamda oluşturmak; ikinci olarak ekonomik ve teknik ‘işbirliğini’ daha da somutlaştırmak, hatta ‘Türk Ülkeleri Ekonomik Birliği’ni tesis etmemiz gerekiyor. İşte o zaman, ‘Türk Dünyası’ hamâsi bir platformda kalmaktan çıkacaktır. AB’ye Katılım Süreci Türkiye öncelikle bir ‘Milli Strateji’ hazırlamalıdır. Bu belge saydam olmalı ve yayınlanmalıdır. Bu belgede kısa ve uzun vadeli hedefler ortaya konulmalıdır. Bu hedeflerden biri elbette AB’ye katılımın gerçekleştirilmesidir. Bugüne kadar Türkiye’de sadece güvenlik konularına ilişkin strateji belgeleri hazırlanmaktadır. Bu belgeler de doğal olarak ‘Çok Gizli’ gizlilik derecelidir ve ilgili makamların icraatlarına özgüdür. Tüm ülkenin, devlet ve sivil toplum örgütleri dahil herkesin katılımın sağlanması için, Milli Strateji belgesinin, ABD’de olduğu gibi, Devleti ve milleti temsil eden Cumhurbaşkanlığınca hazırlanması ve sayın Cumhurbaşkanınca imzalanması uygun olur. (ABD gerektiği zamanlarda böyle belgeleri hazırlamakta, tüm ABD’ye ve internet yoluyla tüm dünyaya yayınlanmaktadır.) bu belgeye alt belge olarak, Başbakanlıkça hazırlanacak olan, ‘AB Katılım Hazırlıkları Stratejisi’ ve uygulama belgeleridir. Kanaatimizce AB’ye katılım işlerini koordine edecek bir tek Devlet B.lığı’nda bu işlerin tplanması uygun mütalaa edilmektedir. Bu işin hem Dışişleri ve hem bir Devlet Bakanlığı’na verilmesi, koordinasyon ve işbirliği sorunlarına, dolayısiyle işlerin gecikmsine yol açacaktır. Uzun ince yolun aşılması akıllı bir planlamaya, metoda ve zamanın iyi değerlendirmesine bağlıdır. Ayrıca her Bakanlıkta AB işleri için birer koordinatör makam kurulmalıdır. Bu günkü hükümetin icat ettiği usül, koalisyon ortaklarının gönüllerini almaktan öteye gitmeyeceği kanaatindeyim. Üstelik bu işler giderken, hükümet, önümüze ısıtılıp ısıtılıp çıkarılacak sorunlarla boğuşmak zorunda kalacaktır. Bu nedenle, bu süreçte karşımıza çıkacak sorunlar ve bu sorunlarla mücadele yöntemi planlanmalıdır. Aksi takdirde bu ince yol seyahatimiz çok uzar veya tamamen bitebilir. Türkiye’nin destabilazyonu için bazı güçlerce, içeride canlandırılmaya çalışılacak bölücülük, gerici akımlar, anarşi, terör vb. sorunlara ilâve olarak dışarıdan da bilinen bazı sorunlar potansiyel birer tehdit olmaya devam edecektir. Bütün bunlara hazırlıklı olmalıyız. Ancak, bir an önce ekonominin güçlendirilmesi, refahın yükseltilmesi, eğitimin yaygınlaştırılması ve kalitesinin arttırılması bu sorunların önünü kesecektir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT