BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ağaçlar ayakta ölür...

Ağaçlar ayakta ölür...

Mustafa öğretmen, ağır ağır yürüyerek sınıfa girdi. Çocuklar ayağa kalkmış onu bekliyorlardı. Sınıfa girer girmez, el işaretiyle oturmalarını istedi. Kürsüye geçip oturdu. Sanki yaşlı bir çınar ağacı gibiydi.



Mustafa öğretmen, ağır ağır yürüyerek sınıfa girdi. Çocuklar ayağa kalkmış onu bekliyorlardı. Sınıfa girer girmez, el işaretiyle oturmalarını istedi. Kürsüye geçip oturdu. Sanki yaşlı bir çınar ağacı gibiydi. Yılların yükü onu epeyce yıpratmıştı. Ama çocuklarından ayrılamıyordu. Onları çok seviyordu. Gözlüklerini el mendiliyle sildikten sonra, sınıf defterini açarak al gül yüzlü, fidan boylu Sabri'yi tahtaya çağırdı. Ona tahlil yapmak için bir cümle yazdırdı. Yaşlı öğretmen, durgun deniz mavisi gözlerini tahtaya dikerek hayallere daldı. Dündü sanki. Elinde bavuluyla otobüsten inmiş, küçük dağ köyüne doğru ilerliyordu. Yürüdükçe de heyecanlanıyor ve önündeki yol ona bir ip gibi uzayıp uzayıp duruyordu. İnce bıyıklarıterlemiş, kara gür saçları rüzgârdan darmadağın olmuştu. İlk öğretmen olduğu köye gelişini anımsamıştı... Sabri tahta başında , özneyi, yüklemi bulmuş ve işaretlemişti. Sınıfın da iştirakiyle, ,cümlenin tüm tahlili yapılıp bitirilmişti. Mustafa öğretmen, kendinden geçer gibi oluyordu. Kara gür saçlarının yerinde şimdi sanki pamuklar açmıştı. Bitkin bir hali vardı. Söbümsü yüzü, kavun gibi sararıp solmuştu. Daha kaç köyde öğretmenlik yaptığını hatırlamaya çalışıyordu. Yıllar, koşan al atlar gibi geçip giden yıllar... Anadolu'nun bir dağ köyünde uzun yıllar kalmıştı. Burada, bir köylü güzeliyle evlenmişti. Kır çiçeği gibi iki kızı, çınar boylu, kiraz benizli bir de oğlu vardı. Ömrü boyu uğraşıp didinmiş, her üçünü de okutmuştu. Onlar da ailelerinin ak yüzünü kara etmemişti. Okuyup yükselmişler, kendilerine birer meslek edinerek hanenin gururu olmuşlardı... Mustafa öğretmen, alnında oluşmuş boncuk boncuk terleri mendiliyle kuruladı. Yüzünü, gözünü de sildi ve mendilini ön cebine koydu. Sonra sınıf defterini karıştırmaya başladı. Bir öğrencisini daha imtihan etmek için başını sınıfa doğru kaldırdı. Ama nedense gözleri biraz görmüyor gibiydi. Perdeleniyorlardı. Kalbinde bir ağırlık hissetti. Onun yerinde sanki bir ateş oluşmuştu. Ne kadar gözlerini açıp bakmaya çalışsa da seçemiyordu. Çocuklar, onun böyle bir heykel gibi duruşuna bakakaldılar. Öğretmene acaba ne olmuştu? Rahatsız mıydı yoksa? Zaten derse de ağır ağır girmişti. Hiç de neşesi yoktu. Önceleri gibi şakalaşmıyor ve gülmüyordu. Birdenbire bu dev çınar ağacı, kökünden damarları kopmuş gibi devrilip yıkıldı. Kürsünün arkasında oturduğu sandalyeden sıyrılıp oracığa serpiliverdi. Evet, yıllarını işte bu ayçiçeklerine ışık saçmakla geçiren Mustafa Sertel öğretmen görevinin başında iken çocuklarına "elveda" diyerek bu dünyadan göç etmişti. Çok doğruydu. "Ağaçlar aykta ölür" demiyor muydu bir filmde de. Mesleğine sadık, vatanını ve Allah'ını seven her kişi, işte böyle uçup koşarken kavuşur rahmete... * Lâtif KARAGÖZ / ÇORLU Bırak martını uyusun yüreğinde Gecenin en soğuk anında kollarında yağmurun kokusu Güneşin savurganlığından uzak bir yıldız tutuyorsa ellerinden Bırak martını uyusun yüreğinde Ve dağların karları gelinin olduğunda Yırtılmış kelimelerde görünen ayak izleri son sevincindir Bırak martını uyusun yüreğinde Kızakların altında ince bir inleyiş sesi Rüzgar alnının ortasından yürürse sonsuzluğa Bırak martını uyusun yüreğinde Bulutların gölgesi tüm pencereleri sarıp sarmalarken Yürüyüp bir şarkı söylersen gri kente Bırak martını uyusun yüreğinde Uzaklarda karanlığın içinde, ışıklar hayalinle birleştiğinde Korku tüm günahlarını toplayıp giderse ardıçların arkasından Bırak martını uyusun yüreğinde Gurbet şerha şerha yayılıp arasına Hasret düğümlenirse aniden boğazına Bırak martını uyusun yüreğinde * Firdevs AKKOYUN / VAN Ben olayım Yoluna gül dökülen değil Yoluna gül ekilen ben olayım... Ben ki gül ile vuslat isterim, Gülşende bülbül yahut diken olayım... Bir damla yağmur olup düşmek, Gül yaprağında parçalanmak, Son bir yaşam ümidi olmak, Yaşatmak uğruna ölen ben olayım... Vermeyin suyumu, kesin aşımı Alın herşeyimi, verin gülümü Bir güle eğrim bu dik başımı Yaşasın gül, solan ben olayım... * Bekir KALE /KOCAELİ Türkiyem Ben hep âşık olmuşum, Toprağına, taşına, Aşık oldum kışına, Vatanımsın Türkiyem... Baharına, yazına, Aşık oldum kızına, Dertli vurdum sazına, Benim aşkım Türkiyem... Tırpanla ekin biçtim, Demet demet çok servet Taşında, toprağında Bol bereket Türkiyem... Şu gönlümde, kalbimde, Damarımda, kanımda Dolaşan bu memleket, Güzel yurdum Türkiyem... * Nazım TAŞTAN / KONYA Hoş geldi Ramazan Hoş geldi Ramazan düzen kuralım, Yaradan aşkına divan duralım, Rahmetin dileyip oruç tutalım, Gönüller alalım hatır soralım... Okunur ezanlar, toplar atılır, Gam, keder, acılar bala katılır, O saat dualar rabbe ulaşır, İbadet, niyazla günah atılır... Buyurun kutsaldır iftar sofrası, Canlara şifadır rıza lokması, Hükmedip nefsine galip gelmenin, Keyfine varılır oruç sonrası... Şükürler olsun ki geldik bugüne, Mü'minler kavuştu sanki düğüne, Affına sığındık bizi bağışla, Eriştir Allah'ım bayram gününe... * Nagâhan AKAY / İSTANBUL Beraber değiliz Çiçekler açmıyor baharda bile, İkimiz beraber değiliz diye, Bir sitem var yağmurda bile, İkimiz beraber değiliz diye. Sevda pınarımız dönmüş çöle, Bülbül yüz çevirip küsmüş güle, Acı söz dolanmış tatlı dile, İkimiz beraber değiliz diye. Anılar ağlayıp seni soruyor, Arzular içimde isyan ediyor, Mutluluk almış başını gidiyor, İkimiz beraber değiliz diye. * Bahar DAL / İSTANBUL Minare ışıkları Yine geldi Ramazan, Sevinç gözyaşlarıyla. Cümle ehli İslâm'ı Topladı etrafına. Nur yüzlü insanların, Yüreğinden gelen ses. Çınladı gökyüzüne, Aydınlandı herkes. Kalbi pas tutanların, Pasını sen sildirdin. Bir nebze de olsa, Uykudan uyandırdın. Sular birden çağladı, Irmakları kabarttı, Damarları dolaştı, Oh, seslere ulaştı. Gül kokan bahçelerin, Yeşil kalsın her zaman. Yüzündeki tebessüm, Işık saçsın minarem. * Şengül ŞAHİN / BURSA Yabancı Prangalar da dost bildi bizi Güneş yine de yabancı Gece başını yüreğime, Katıp uyusa da, Şafaklar bize yabancı... A canım, azizim... Çarığınla bastığın Toprakları öptüğüm Bu şehir bize Tümden yabancı... Köyümü özledim... Çamurdan ve çubuktan Olan evimi... Oysa umutlara sığınmıştık İkimizde Sırt sırta vermiş Kucak kucağa olmuştuk Yazık, çok yazık Olmuşuz şimdi ikimiz de, Birbirimize yabancı... * Burhan USTALAR / ADANA
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109015
    % -0.59
  • 3.8624
    % -0.74
  • 4.5529
    % -0.66
  • 5.1834
    % -0.7
  • 156.266
    % -0.22
 
 
 
 
 
KAPAT