BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > AB, paranoyası...

AB, paranoyası...

Nerede ise yarım asır olacak, dünyanın bilinen en eski kıtası sayılan ‘Avrupa’da birleşme’ gayretleri bir sıtma nöbeti gibi bir üşütüp bir yakarak sürüp gidiyor. Adı şimdilerde Avrupa Birliği’ne çıkan bu akıma tam kırk yıldır bizler de kenarından köşesinden katılmış durumdayız.



Nerede ise yarım asır olacak, dünyanın bilinen en eski kıtası sayılan ‘Avrupa’da birleşme’ gayretleri bir sıtma nöbeti gibi bir üşütüp bir yakarak sürüp gidiyor. Adı şimdilerde Avrupa Birliği’ne çıkan bu akıma tam kırk yıldır bizler de kenarından köşesinden katılmış durumdayız. Bunun bir umutlu bir umutsuz işaretlerini, arazını bir Sendrom halinde hissetmiş, ama bu topluluğa tam olarak katılmaya önce kendimizi, sonra da yol arkadaşlarımızı uzun süre inandıramamıştık. Nihayet geçen yılın tam bugünlerinde Helsinki Zirvesi’nde AB’ye adaylığımız resmen karşılıklı olarak kararlaştırıldı. Artık aday ülke idik. Doğru olanı da bu idi. TC olarak başımız Batı’ya dönük olarak dünyaya gelmiştik. Aday olduğumuz topluluk, tarihte çok denenmiş örneklerinden farklı yola çıkmıştı. İkinci Dünya Savaşı sonlarındaki ekonomik ve siyasal konjonktür içinde ABD’nin Marshall hortumları ile sulanarak boy pos atmış, kendi deyimleri ile “Değişebilir Hendeseli” bir varlıktı. Sınırları henüz tam belirlenebilmiş değildi. Sovyet Rusya’nın, Yugoslavya’nın dağılmasından sonra ortada kalan eski Demirperde ülkelerinde Baltıklara, Akdeniz’e, dolayısıyla Türkiye, Kıbrıs ve Malta’yı da içine alacak 4 milyon km. kare bir coğrafya içinde 4 yüz milyona yakın insanı kapsayacaktı. 1957’nin AET’sinden bugünlerin AB’sine gelinceye kadar Roma’dan Mastricht’e, oradan Amsterdam ve Kopenhag’a kadar sıçraya, zıplaya çok mesafe alınmıştı. “Komisyon” adı altında muazzam bir Bürokratik mekanizma Brüksel’e, Parlamento, Strazburg’a, Adalet Divanı ile AB Merkez Bankası da sırası ile Lüksemburg ve Frankfurt’a yerleştirilmişti. Coğrafyası gibi işlevleri de “Değişebilir bir Hendese” “Geometrie Variable” içinde yürüyecekti. *** AB’nin yönetimi altışar aylık süreler ile bir üye Devletin Başkanlığında yürütülüyor, bir önceki ile bir sonra Başkan olacak üye danışman olarak çalışmalara katılıyordu. Fransa’nın Başkanlığı, bu hafta sonunda Nice’de yapılacak Zirve ve Aile Yemeği ile sona erecek ve Başkanlık İsveç’e geçecektir. Bu sütunda daima yazdık, yine tekrarlıyorum. Türkiye eğer Avrupa Birliği’ne girecek ise, bu mutlaka Fransa kapısından olacaktır! Fransa sürecinde Chirac’ın şahsi gayreti ve Hükümetimizin kararlı tutumu ile Sendromundan gerçek bir ‘paranoya’ya dönüşmek üzere olan talihsiz ve sun’i engeller “İn Extremis” son anda kaldırıldı ve Başbakan Ecevit zirveye ve aile yemeğine katılmak üzere Cote D’Azur’e gitti. Bunca ekonomik, mali, iç ve dış gailelerden sonra Allah için söyleyelim Başbakan böyle bir dinlenmeyi hak etmişti. *** Avrupa Birliği Sendromu giderek her iki taraf için de bir “Paranoya”ya dönüşmek üzere idi. Lugate baktım, bu iki yabancı kelime de Yunan kökenli imiş...(Başka nerden olabilirdi ki?) Birincisi bilinmeyen bir rahatsızlığın belli belirsiz işaretleri anlamına geliyor, ikincisi ise aşırı bir gurur, bencillik, egozim ile akıl ve mantık düzeninin bozulması, endişe, korku, saldırganlık belirtileri gösteren bir Ruh haleti...” diye ifade ediliyor...Kimde varsa Allah şifasını versin diyelim!... KOB’da bizi haklı olarak rahatsız eden ilavelerin Komisyon üyelerinden birinin ısrarı ile yapıldığı söylentileri yaygınlaştı. Böylesi olaylarda Fransızlar “Cherhez la femme” arkasında kadını arayın! derler. Ama biz polisiye filmlerdeki “Komiser Poirot” değiliz üzerinde durmadık. Ancak tam bu sıralarda AB Komisyonu’ndan PKK’nın Paris’teki komitesine gönderilen cevabi bir mektup olayı ortaya çıktı. İmza sahibini 1970’lerde AB’nin Ankara Enformasyon bürosunda çalıştığı dönemlerden tanırım. O zamanlar henüz şimdiki gibi Büyükelçi düzeyinde bir temsilciliğe müsaade edilmiyordu. Basın temsilcisi bir İtalyandı. Tanınmış ailelerden, aynı zamanda gazeteci bir Türk Hanımla evli idi. Sonradan ayrıldılar ardından yardımcısı Alain Silvatie de bir Türk hanımla evlendi. Mükemmel Türkçe konuşurdu. Çocuklarına bile Türk ismi verdiği söylenen bu adamın kendi ifadesiyle “Basireti bağlanmış” olsa bile böyle bir halt etmiş olmasını hiç anlayamıyorum. Acaba kendisini “Azmettiren” birisi mi vardı? diye düşünmek bile istemiyorum. Yunanlılar’la ne de olsa komşuyuz, bir gün gelir yine dost oluruz dedim...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT