BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Genelkurmay’ın zamanlaması

Genelkurmay’ın zamanlaması

Ertuğrul Özkök kardeşimiz, Avrupa Birliği’nin Nice (Nis) şehrindeki toplantısında “ilk olarak” Türk Bayrağının da bulunduğu bir pano önünde çekilen “aile” fotoğrafında yer aldığı ve konuştuğu sırada Ankara’da Genelkurmay tarafından Kürtçe TV ve radyo, PKK ve Avrupa Birliği konularında yapılan açıklamanın “zamanlamasının” yanlış olduğunu söylüyor.



Ertuğrul Özkök kardeşimiz, Avrupa Birliği’nin Nice (Nis) şehrindeki toplantısında “ilk olarak” Türk Bayrağının da bulunduğu bir pano önünde çekilen “aile” fotoğrafında yer aldığı ve konuştuğu sırada Ankara’da Genelkurmay tarafından Kürtçe TV ve radyo, PKK ve Avrupa Birliği konularında yapılan açıklamanın “zamanlamasının” yanlış olduğunu söylüyor. Diğer taraftan da, çok haklı olarak kabul ediyor ki, Türk Genelkurmayı ve Komutanlar, tesadüfen, rastgele açıklama yapmazlar ve “zamanlama” ustalarıdır. Ne demişler; zamanlama, işte, aşkta ve savaşta en önemlı şeydir! Benim hiç kuşkum yok; Özkök’ün de düşündüğü gibi, bu açıklama, hükümete, siyasilere, Avrupa’ya, Mesut Yılmaz’a ve bilumum entellerimize mesaj vermek için, gereken zamanda ve gereken dozda yapılmıştır. Genelkurmay, bu hayati konularda MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’la aynı düşünmediğini de “gördüğü lüzum üzerine” bir kere daha, teyit etmiştir. Ve dikkat ediniz, son açıklama, KOB “münasebetsizlikleri” krizi üzerine, ağzımıza bir parmak bal sürülmüş olmasına rağmen, değişen fazla bir şey olmadığı için, dayatıların “uygulanmasını” sağlayacak olan ulusal programımızın hazırlanması arefesinde bence bir uyarı olarak yapılmaktadır. Şu sırada yapılmasa idi, etkisi az olurdu. Çelişkiler Doğru; açıklama, Başbakanı maalesef biraz müşkül durumda bırakmıştır: Ecevit, dönüşünde de nasıl yorumlayacağını pek bilememiştir. TSK’nın bu bazı konularda “çok duyarlı” olduğunu söylemekle yetinmiştir herhalde. TSK’nın bu konularda ne düşündüğünü yeni ögrenmiyordur. Acaba bu sözlerden, Başbakanın, özelikle Kürtçe TV ve radyo konusunda aynı şekilde düşünmediği, aynı derecede ve aynı anlamda duyarlı olmadığı, Genelkurmayın duyarlılığının yanlış olduğunu düşündüğü veya önemli görmediği neticesini mi çıkarmalı? Şurası muhakkak ki ve bir defa daha anlaşıldı ki, özellikle, Kürtçe radyo, TV ve eğitim, PKK vb. konularında Genelkurmayla Hükümet ve MİT arasında en azından bir görüş ve değerlendirme farkı var. AB yolu üzerinde önemli bir engel var. Ayrıca kamuoyunun ortasından da, entellerle milliyetçiler arasından da, bir fay hattı geçiyor. Askerlerin değerlendirmesi Genelkurmayın açıklanan, “2000 Yılı İç Harekât Değerlendirmesi”nde, özet olarak şu noktalara değiniliyor: * Dağlarda TSK tarafından yenilen PKK, şimdi planlı olarak etnik milliyetçilik temeline dayalı, siyasi bir ayrılıkçı hareket olmak çabası içindedir ve bu yolda içeride dışarıda faaliyet göstermekte ve toplumun bazı kesimlerini, legal ve illegal kuruluşları kullanarak toplumsal eylemlere hazırlanmaktadır. * Kürtçe radyo ve TV, Kürtçe egitim ve yerel yönetimleri güçlendirmek talepleri bu maksada hizmet edecektir. * Bu konularda PKK’yı en fazla cesaretlendiren gelişmeler AB’ye katılım sürecinde yaşanıyor. AB’nin bazı üyeleri, açık ve gizli olarak PKK’yı ve gayelerini destekliyorlar. Sayın Bahçeli’nin ve naçizane benim de hep paylaştığım bu değerlendirmeler yanlış mı? PKK’nın basın-yayın organlarını izler ve güya İmralı’daki hücresinden hiç konuşturulmayacak olan Öcalan’ın daha dün ÖZGÜR POLİTİKA gazetesindeki demecini okursanız ne kadar haklı olduğumuzu görürsünüz. Kürtçe yayınları, bir ana dili kullanmak hakkı ve çanak anten meselesı olarak sathi şekilde değerlendirenler, bölücülerin bu yayınları güya kültürel kimlik ve yerel yönetimleri kuvvetlendirerek, üniter devleti, ulus devleti yok etmek için kullanmak çabası içinde olduklarını nasıl göremiyorlar, hayret ediyorum. AB’yi kızdırmamak Bazılarının endişesi, Genelkurmay’ın, onlara göre “zamansız ve yetkisiz” açıklama ve değerlendirmelerinden, AB “ağalarının” amiyane tabirle “gıcık almaları” ve tam olmuşken (ne kadar olduğu da belli değil ya) üyeliğimizin veya aday adaylığımızın, aile fotoğrafındaki yerimizin tehlikeye düşmesi! Ama inceldiği yerden kopacaksa varsın kopsun diyeceğim. Ancak, galiba bazılarına göre, AB’ye girelim de varsın Türkiye Kürdistan olsun, “Aile fotğrafında” da hangi bayrak altında poz verirsek verelim! Belgenin satır araları AB’nin 8 Kasım’da yayınlanan 72 sayfalık Katılım Ortaklığı Belgesi var. (TURKEY’S PROGRESS TOWARD ACCESSION) Türkiye’nin her alanda fotoğrafını çeken, yorumları, değerlendirmeleri ve de dayatmaları içeren bir belge bu... AB hakkında övgüler yağdıran. Bunun Atatürk’ün yolu olduğunu iddia ederek ahkam kesenlerin kaçı acaba bu belgeyi dikkatle okumuşlardır? Okumuşlarsa da içlerine sindirebilmişler midir? Ben okudum. İçinde doğru tespitler ve tavsiyeler de var. Bunların çoğu bizim kendiliğimizden, mübaşirlerin denetimi altına girmeden, yapabileceğimiz şeyler. Neden şimdiye kadar yapılmadıklarını, ülkeyi idare etmiş olanlardan ve her şeyin kaynağı olan bozuk yönetim sistemini değiştirmemiş olanlardan sormalı. * Ama açık söyleyeyim bu belge ve satırlarının arası, bir Türk olarak, benim haysiyetime dokundu, bana ondokuzuncu yüzyıldan beri yabancı ıslahat heyetlerinin gidiş gelişlerinden, Duyunu Umumiyeye ve oradan Sevr’e kadar uzanan “kaba ve uzun yolu” çağrıştırdı. Güneydoğu ve ısrarla azınlık telakki edilen Kürtler konusundaki, MGK konusundaki değerlendirmeleri, hele Öcalan’dan -katil bir teröristten- MR. ABDULLAH ÖCALAN diye söz edilmesi “zarafeti” beni çileden çıkardı! Asker karşıtları korosu * Şimdi de, Atasagun’un müdahalesini kendi fikirlerine uygun buldukları için alkışlayanlar, ülkemizin en güvenilir ve doğru düşünen kurumu olan Genelkurmayı ve MGK’yı da ülkenin önünü kesmekle suçlamaya, koro halinde başlamışlardır. Hep sorarım, “Eğer TSK olmasa idi veya kışlasında otursaydı halimiz nice olurdu?” diye de, pek cevap veren çıkmaz.. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Savaş, diplomasinin başka yöntemlerle devam ettirilmesidir” * Karl Von Clausewıtz 1780-1831 “Ülkeyi ilgilendiren kritik konularda yasama, yürütme gibi klasik güçlere değil, kilit kurumların ne düşündüğüne bakmak gerekir!” * Mehmet Ali Kışlalı
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT