BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şantaja ve sokağa teslim olduk!

Şantaja ve sokağa teslim olduk!

Önceki gün -10 Aralık 2000 günü- Türkiye için hazin bir gündü: Hâlâ inanmak istemiyorum ama Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün açıklamasına göre, Hükümet ve tabii dolayısıyla Devlet, F Tipi Cezaevleri konusunda inanılmaz bir geri adım attı, şantaja boyun eğdi, sokağa teslim oldu ...



Önceki gün -10 Aralık 2000 günü- Türkiye için hazin bir gündü: Hâlâ inanmak istemiyorum ama Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün açıklamasına göre, Hükümet ve tabii dolayısıyla Devlet, F Tipi Cezaevleri konusunda inanılmaz bir geri adım attı, şantaja boyun eğdi, sokağa teslim oldu; sözde “toplumsal mutabakat” adına “toplumsal teslimiyeti” kabul etti. Ve hâlâ bunun Başbakanın kararı olmadığına, ve MHP’nin de bu zül’e ortak olmayacağına inanmak istiyorum. Daha bir gün öncesine kadar Başbakan Ecevit, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ve Hükümet sözcüsü bu konuda yani, F Tipi cezaevlerinin inşaatının muhakkak tamamlanacağını, neticede mahkumların bu modern infaz evlerine nakledileceğini, haklı bir azimle söylüyorlardı. Gerekçeleri haklı idi çünkü, bir alfabe cadı çorbasının içindeki, DHKP, TKP, MLKP, THKP, TİKKO, PKK ve TAYAD gibi çeşitli örgütlerin, çorbanın tuzu-biberi olan Akın Birdal’ın İHD’nin, sol sivil toplum örgütlerinin ve de solcu-liboş sanatçı-yazar takımının, asıl maksatları mahkum ve tutukluların insanca ve rahat yaşamalarını sağlamak değildi. Asıl maksat Maksat bugünkü koğuş sisteminin devamı ile cezaevlerinde, serbestçe başkaldırıları ve ideolojık eğitim kurslarını organize etmelerine, silah, telefon ve uyuşturucu bulundurmalarına imkan vermek ve cezaevleri yönetimlerini baskı altında tutabilmelerini sağlamaktı. Bütün eylemciler sanatçı yazar takımı dahil, böylelikle devlete meydan okumak imkanını da bulmuşlardı. Ve bu maksat uğruna, “Yaşasın Ölüm” diye zavallı yüzlerce grevci mahkumu piyon olarak kullanıyorlar, bu kargaşadan istifade etmek isteyen PKK dahil bütün örgütlerin taraftarlarını ve zavallı mahkum yakınlarını sokaklara döküyorlardı: Bu eylemler, Avrupa’da ve dünyada da, gerçekleri anlamayan veya anlayan fakat Türk devletini sarsmak için fırsat arayan solcu-liberaller arasında AB’de destek buluyorlardı. İşin acısı bu hareketi Barolar Birliklerinin iyi niyetlı bazı sivil toplum örgütlerinin ve medyamızdaki bazılarının da güya bu eylemlere arka çıkmaları idi. Bayrampaşa örneği Daha bir gün önce Hürriyet Gazetesi’nde “Bu da L tipi Cezaevi” Başlıklı bir yazıda bugünkü koğuş sisteminin, Bayrampaşa’da nasıl “L (laçka) tipi cezaevi” haline getirildiğini anlatan bir yazı vardı. Şimdi araya kaynadı gürültüye gitti. Ama muhafaza edilmesi istenen, uğruna “ölüm orucu tutulan” insanların ölüme itildiği sistem işte gerçekte bu idi! Pekala dünden bugüne ne oldu ki Sayın Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, (ve de hükümet) 180 derece değil 360 derece dönerek, erteleme kararı verdiler. Daha dün F Tipinin zorunluluğunu anlatan Bakan, şimdi iki gün içinde ne değişti de “bu cezaevlerinin bu tartışma ortamında açılmasında yarar görmüyoruz” diyor... Hararetle savunduğu F Tiplerinin mimarisinde de, “eleştirilerin de gözönünde tutularak sivil toplum kuruluşlarının (Mimarlar, tabibler odaları vb.) katılımıyla düzeltmeler yapılacağını” ilave ediyor. Hiç şüphe etmeyiniz; bu sözde gerekçeler, eski sözlerle çelişen ve hiç de tatmin edici olmayan bahanelerdir. İşin asıl tercümesi şudur; Bakan ve muhtemelen Hükümet, ölüm oruçlarının ve Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Orhan Pamuk vs. gibi entel-sanatçı takımının ve de gene muhtemelen, dolaylı olarak da AB’nin baskısı altında şantaja boyun eğmiş, sokağa teslim olmuştur. Bakan şimdi, bir de yukarda adı geçen, açlık grevlerini ve dolayısıyla eylemci örgütlere arka çıkan sol-liboş yazar ve türkücü takımına, “katkılarından dolayı” şükranlarını bildiriyor. Ne hacet, eli değmişken, o örgütlere de “katkılarından dolayı” teşekkür etse idi! Ya diğer dayatmalar? Şimdi benim sorum şu: Küstah eylemcilerin ültimatomlarında tek madde F tipi Cezaevlerinden vazgeçilmesi değildi. Liste uzun: * 1713 sayılı antiterör yasasının tüm sonuçları ile kaldırılması.. * Üçlü Protokolün iptal edılmesi.. * DGM’lerin kapatılması... * Değişik tarihlerde Buca, Ümraniye, Diyarbakır, Ulucanlar, Burdur hapishanelerinde mahkumların kendi deyimleriyle “tutsakların” ölümlerinden, yaralanmalarından sorumlu olanların yargılanması...” * Rahatsızlıkları sabit olan 96 ölüm orucu sonrası rahatsızlıkları sürenlerin çeşitli saldırılarda yararlanan ve tedavi edilmeyenlerin salıverilmesi... * İşkencecilerin yargılanması... Ve “Halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesi önündeki tüm anti-demokratik yasaların iptal edilmesi, baskılara son verılmesi.” Son haberlere, örgütlerden yağdırılan elektronik posta mesajlarına ve mahkumlarla “müzakere halinde olan” İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına göre, eylem ağaları bütün bu taleplerinde “sonuna kadar” ısrarlılarmış. Bakanın açıklamalarını “muğlak bulmuşlar” ve “sonuna kadar yaşasın ölüm” diyesilermiş... Birkaç zavallı bu grev neticesinde ölürse, bayram edecekler ve bu “şehitlerinin” faturasını devlete çıkaracaklardır. Geçen yazımda belirttiğim gibi. Bu sadece açlık grevi veya “ölüm orucu” değil devlete karşı isyan provasıdır; devleti teslim almak istiyorlar, hükümetin ve devletin gücünü deniyorlar. Şimdi, Bakan ve hükümet yumuşak karınlarını göstermişlerdir. Bu örgütler bundan sonra her konuda hatta Öcalan’ı serbest bıraktırmak konusunda aynı şantajları yapacak ve hep “ölümü” kullanacaklardır.. Şantaja bir defa yakanızı kaptırırsanız kurtaramazsınız! Hikmet Sami Türk çok saygın ve geçen yazımda da söylediğim gibi “insan bir insan” Ecevit de çok yufka yüreklidir. İnsanların ölmesine razı olamazlar. Ancak kişisel oldukları takdirde çok saygıdeğer olan bu insancıl hasletler devlet idaresinde ve devletin bekası söz konusu olduğunda, kabul edilemez zaaflardır. Bu mevkilerde bulunanlar “idarei maslahatçı” değil çelik iradeli olmak zorundalar. Normal zamanlarda ideal bir Adalet Bakanı olabilecek Türk, şu bağlamda insaf ve merhamet ölçüleri ile zayıf kalmıştır veya aşırı yorulmuştur. Anlaşılan direnci kalmamıştır. Ben de kimsenin ölmesini istemem ama Devletin haysiyetinin ve bekasının her türlü kişisel duyarlılıktan üstün gelmesi gerektiğine inanırım. Ölümler olacaksa bunun vebali, devletliğini bilen devletin ve onun idarecilerinin değil, zavallıları bu “şov” uğruna ölüme iten katillerin olacaktır. Evet 10 Aralık Devlet ve Millet için gerçekten hazin bir gündü. Eğer hükümet bu zahiren erteleme, hakikaten tamamiyle geri adım atma kararında ısrar ederse, hüznü daha fazla içimize çökecek. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “İdare-i maslahat, idarelerin en kötüsüdür; İdare-i Maslahatçılar asla devlet adamı olamazlar!” Kemal Atatürk
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT