BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Müslüman mıydılar?

Müslüman mıydılar?

Edebiyat dünyasının ünlü isimleri öyle şeyler söylemişler ki insanın “Yoksa Müslüman mıydılar?” diyesi geliyor



“Kur’an’ın kitapların kitabı olduğuna / Müslümanlık icabı inanıyorum” * (Goethe) Kur’an-ı kerim’in göze çarpan ilk karakteri onun doğru, mükemmel ve yol gösterici olmasıdır. O dürüst bir rehberdir. * (Carlyle) Kur’an’la aramızda ne kadar duvar varsa / düşsünler artık birer birer. * (Puşkin) Johann Wolfgang von Goethe... Her Alman’ın yüreğini titreten isim. Aslında bir hukuk adamı ve mesleğinde çok başarılı. Edebiyattaki ünü mâlum ama o, mimarlık, optik, bitkiler ve renkler üzerine de yazıyor. Bunlar elbette pozitif incelemeler değil ama okuyanlara “bu adam bir dahi” dedirtiyor. Almanlara göre Goethe’nin eserleri bir yana, diğerlerinin alayı bir yana. O’nun nasıl büyük bir şair olduğunu bütün dünya biliyor ve bütün eleştirmenler uygarlık tarihinin en gözde eseri olarak Faust’u gösteriyorlar. Ama bizi ilgilendiren yanı Goethe’nin cesaretidir ki O, o günün Almanya’sında “....Kur’an’ın kitapların kitabı olduğuna / Müslümanlık icabı inanıyorum” diye yazmaktan çekinmiyor. *** Dalalet beni şaşırtmak ister; Ancak sen şüphelerimi dağıtmayı bilirsin. İşlerimde, şiirlerimde Yoluma istikamet verirsin. *** Goethe, sadece şiirlerinde değil nesirlerinde de hakikata kapı aralar ve der ki: Kur’an’ın üslûbu, muhtevasına ve gayesine uygun bir şekilde kati, yüce, haşyet verici ve hakikaten muhteşemdir. Kur’an’ın içinde pek çok tekrarlar vardır. Onu okuduğumuz zaman bu tekrarların usandıracağı sanılır. Fakat biraz sonra bu kitap bizi kendine çekmeye başlar, önce hayranlığa, sonunda da büyük bir saygıya götürür. İnanın bu kitap ebediyyen tesirini kaybetmeyecek ve diğer milletleri de etrafında toplayacaktır. Hiç kimse Hazret-i Muhammed’in bildirdiklerinden daha ileri bir adım atamaz. Avrupa’ya nasip olan bütün başarılara rağmen bizim kanunlarımız İslâm kültürüne göre eksiktir. Biz medeni imkânlarımız olduğu halde Hazret-i Muhammed’in çıkmış olduğu merdivenin ilk basamağındayız. Şüphe yok ki bu yarışta hiç kimse O’nu geçemez. Madem ki İslâm, Allaha teslim olmaktır, öyleyse hepimiz İslâm’da yaşayıp İslam’da ölmekteyiz. Her yıl kadir gecelerini kutladığını saklamayan Goethe: “İslâm yaşıma uygun düşen (o yıllarda 70 yaşındadır) bir şiir ilham ediyor. ‘Allah’ın sırrına varılmaz’ iradesine teslimiyet, dünyanın bir karar üzerine durmayan akışı karşısında rindane (kalenderane) bir tavır, iki âlem arasında yalpalayan bir sevgi, saflaşan ve mecâzda ifadesini bulan gerçek... Söyleyin bütün bunlar bir ihtiyara yetmez mi?” Goethe Batı-Doğu divanı adlı eserinde son noktayı koyar ve der ki: “... ve müellif, Müslüman olduğu şüphesini reddetmez!” Prof. Dr. Thomas Carlyle Carlyle İngilizler’e benzemeyen bir İngiliz. Hakikat sızıntılarını yakalamayı biliyor ve bunu mertçe savunuyor. Zaten o devir aydınlarının İslâm’ı tanımasında da onun tesiri var. Meselâ Lamartine nefis mektuplar yazıyor, hakikatı anlatıyor. Carlyle hayatı boyunca metaryalistlere karşı savaşıyor. Siyasi ve kültürel terakkilerin ancak olağanüstü kişilerce gerçekleştirilebileceğine inanıyor ki onun ölçülerini üstüste koyarsanız istikamet tek adrese çıkıyor: “Hazret-i Muhammed!” İsterseniz sizi onun sözleri ile başbaşa bırakalım. Muhammed Aleyhisselam ve O’nun asrı Muhammed Aleyhisselam gelmeden evvel Arapların bulundukları yerlere kocaman bir ateş parçası sıçramış olsaydı kuru kum üzerinde kaybolup gidecek ve hiçbir iz bırakmayacaktı. Fakat Muhammed Aleyhisselam gelince bu kum dolu çöl sanki bir barut fıçısına döndü. Delhi’den, Granada’ya kadar her yer yandı ve alevler semaya yükseldi. Bu büyük zat sanki bir şimşekti ve onun etrafındaki insanlar ondan ateş alan parlayıcı maddeler haline dönüşmüşlerdi. Kur’an-ı kerimi okudukça onun alelade bir eser olmadığını hissedersiniz. Kur’an-ı kerim kalplere nüfuz eder. Diğer bütün eserler onun yanında çok sönük kalır. Kur’an-ı kerim’in göze çarpan ilk karakteri onun doğru, mükemmel ve yol gösterici olmasıdır. O dürüst bir rehberdir. Kur’an-ı kerim’e “doğru ve yol gösterici” diyen biri içindekilere de inanmış olmaz mı? Ne diyelim, darası diğer İngilizlerin başına. Aleksandr Sergeyoviç Puşkin Rus edebiyatçılarına göre Puşkin kendinden evvel kaleme alınan ne varsa hepsine denk eserler vermiş muhteşem bir sanatkârdır. Rusların Özgürlük şairi diye adlandırdıkları Puşkin bir İslâm aşığıdır ve bunu asla saklamaz. Kiliseye hatta zaman zaman Çar’a bile kafa tutar. Hak bildiğini sonuna kadar savunur. Zaten ölümü de bu yüzden olur, bir düollaya girer ve vurulur ki yaşı henüz 38’dir. Bakın Rus edebiyatının güneşi “Kur’an’ın tesiri altında” adlı şiirinde ne yazıyor: Sabit yeryüzü sabit Göklerse kubbe kubbe Sensin ey yüce yaratan Sensin durduran öylece Karaları boğamaz denizler, Bürünmez denizler karalarla Onların altında ezilmekten Sensin bizi koruyan Rahimdir O Rahmandır O Nurlar saçan Kur’an’ı Muhammed’e indirendir O Yönelelim onun aydınlığına Onun nuruna koşalım elele Perdeler, perdeler, insin perdeler! Gözlerimizin önünden kalksın engeller Kur’an’la aramızda ne kadar duvar varsa Yeter artık, düşsünler birer birer. Puşkin’in saray ve askerlerle içiçe olan bir Rus aristokratı olduğunu düşünürseniz söylenecek tek söz kalıyor: “Daha ne yazmasını bekliyoruz ki?”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT