BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İnsan çeşitlemeleri

İnsan çeşitlemeleri

Beş altı yıl oluyor; bir dizi yazı için Kütahya'daydım. Tarihi eserleri dolaşırken bir ara elimi yüzümü yıkamak için yer arandığımda bir hanım heyecanla, istekle evine çağırdı.



Beş altı yıl oluyor; bir dizi yazı için Kütahya'daydım. Tarihi eserleri dolaşırken bir ara elimi yüzümü yıkamak için yer arandığımda bir hanım heyecanla, istekle evine çağırdı. Önümüze düşüp yol gösterdi. Çekmecesinden lavanta kokulu bir havlu çıkarıp iki eli arasına asarak beklemeye koyuldu. Ondan sonra havluyu uzattı. Ben havluyla öyle beklemesinden mahcup olmuştum doğrusu. Kendisini meşgul ettiğimi ifade edince, "Rabbime şükürler olsun ki bugün de bir konuğa hizmet etmek nasip oldu. Ben hep yola bakarım. Biri gelse de benden bir bardak su istese, havlu, ibrik tutsam, eline su döksem diye...Eee bacım bunlar da yazılıyor defterimize..." Bir tanıdığımın başına gelmişti. Ailesini almış arabayla güle eğlene, çala söyleye baba ocağına giderken nasıl oluyorsa araba yolda şarampole yuvarlanıyor. Arabanın içinde bulunanlar birbirinin üstüne yuvarlanıp oraya buraya sıkışıp yaralanıyorlar. Teyp de susmamış ne hikmetse, içindekilerin durumundan bîhaber çalıp duruyormuş. Neyse ölen yok, ağır durumda olan yok; birbirlerinin yardımıyla arabadan güç belâ çıkıp, kendilerine gelmek, yaralarına bakmak, korkularını atlatmak için sığınacakları bir yer arıyorlar. Ta ötede bir köy evi gözlerine ilişiyor. Oraya kadar yürüyecek takatleri kalmamış ama çaresiz, son güçlerini kullanarak birbirlerine destek olarak eve varıyorlar. Kapıyı yaşlıca bir kadın açıyor; belli ki eğlenceden gelmeyen bu insanlara yaban yaban bakıyor. Arabanın sürücüsü durumu anlatıyor. "Kaza geçirdik!" diyor. "Beş on dakika burada dinlenebilir miyiz? Elimizi yüzümüzü yıkayalım müsaade ederseniz, yaralarımıza bakalım." Kadın isteksiz görüntüsüyle bunlara bahçede bir peyke gösteriyor "Şurda oturuverin bari" diyor. Sonra da ekliyor: "Ama sizin için ne yapabilirim ki ben? Bizim efendi de yok. Hem benim işlerim var, fazla oyalatmayın beni" diyor ve işine koyuluyor. Yaralılar sızılarıyla başbaşa, uğunup inildeyip dururken, "Bari birer bardak su içeydik" diyor bir tanesi. Kadına bu isteğini iletiyor. "Suyum da kıt..." diye cevaplıyor kadın. "Hepinize ayrı ayrı su verecek durumda değilim vallahi. Bir bardak getirivereyim de artık kim içerse acilen içsin..." Olayı yaşamış olan yakınım başlarına geleni anlattığında beni elimde olmadan bir gülme almıştı. Hani terslik bir defa başladı mı, ard arda gelirmiş; o misal... Fakat benim Kütahya'da tanıdığım havlu tutan kadına bakın bir de... Aslında bizim insanımız insaflıdır; çabuk yufkalaşır, gözyaşları, acıması, bağışlaması hemen burnunun ucundadır. Ama kazaya uğrayan aileyi nerdeyse kovacak karakterde insanlar da var. İşte birbirine uymayan iki ayrı yapıda insanı anlattım. Biri insanlık dolu, biri insana hizmeti en kutsal işlerden biri biliyor, diğeri ise bir kazadan kurtulmuş ve eteklerine düşmüş insanlara yardımdan kaçınıyor. Biri güneş gibi sokuluyor gönle, biri kış bulutlarınca kasvet veriyor...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT