BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ...Ve polis de yürüyor

...Ve polis de yürüyor

Dün İstanbul tadına doyulmaz bir sonbahar manzarasındaydı. Manzaranın olanca lezzeti ile yaşandığı mekânlardan biri de Sultanahmet çevresiydi. Hava hem yağmurlu, hem güneşliydi.



Dün İstanbul tadına doyulmaz bir sonbahar manzarasındaydı. Manzaranın olanca lezzeti ile yaşandığı mekânlardan biri de Sultanahmet çevresiydi. Hava hem yağmurlu, hem güneşliydi. Çınar ve kestane ağaçları, yaprak dökmüştü. Yerler, sararmış yapraklarla kaplıydı. Tarih, camileri, minareleri, sarayları, müzeleri ile kendini daha fazla hissettiriyordu. Eminönü, Sultanahmet, Cağaloğlu, Aksaray dün bir kere daha “İstanbul”lu olmanın anlamını kulaklara fısıldamaktaydı... Evet, öyle. İstanbul, Topkapı Sarayı, İstanbul, Sultanahmet Camii, İstanbul İbrahimpaşa Konağı... İstanbul’un kalbi burası. Dün, İstanbul’un kalbinde iki ayrı manzara iç içeydi. Birini resmettik. Bir güz günü güneş, yağmur, dökülen yapraklar ve abidevî tarihi eserler; yani İstanbul, Osmanlı’nın Dersaadet’i. İkinci manzaraysa trajikti. Dün, öğleden önce bu çevrede bir uzun yürüyüş vardı. Sirkeci’den Aksaray’a uzanan tramvay yolunu doldurmuş binlerce insanı önce hak arayan veya protestocu vatandaşlar sandık. Arabamızla Cağaloğlu yokuşunu tırmanamamıştık. Yol verilmiyordu. Ebusuud Caddesi’nden geriye dönüp sahile çıkarak, Cankurtaran’dan Ayasofya Meydanı’na vardık. Önce varlığını tahmin ettiğimiz yürüyüş kafilesini önce orada gördük. Tramvay yolu, dolu doluydu. Başlangıçta kim olduklarını fark edemediğimiz koyu elbiseli yürüyüşçülerin polis olduğunu yanlarına yaklaşınca anladık. Alkışlarla slogan atılıyor, dükkân önlerine çıkan vatandaşlar da onlara eşlik ediyorlardı. Gazi Mahallesi’nde iki arkadaşlarının şehîd edilmesi yüzünden sokağa dökülmüşlerdi. Yüreklerinde yangın vardı. Taşkınlık yapmadan atılan bu sloganlardan biri çok manidardı. Devletin polisi şöyle haykırıyordu: -Hükümet, affın anlaşılacak!.. Hecelerin üstüne basa basa söylenen bu söz içinde acı uyarılar taşımaktaydı. Affın haksızlığına, yol açacağı muhtemel tehlikelere işaret ediyordu. Zamanın derinliğine göndermeler yapmaktaydı. Akıp giden kalabalık, canlı bir film şeridiydi. Biz bu filmi, 1968’den 1980’e kadar aynı güzergâhta tüylerimiz ürpererek defalarca gördük. O dönemde öğrenci yürüdü, işçi yürüdü, militanlar yürüdü, analar-babalar yürüdü. Bazen yine böyle bir sonbahar günüydü, bazen, sıcak ve uzun yaz vakti. O zaman da de aynı isimler geçiyordu; bugünlerde aynı isimler Ankara’da. Bülent Ecevit, Rahşan Ecevit, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ve benzerleri. Tabiat güzel, tarih harika, mekân seçkin ama kafalar karışık, kalbler ürküntülü. Giderek yarın kaygısı doğmaya başladı. Bir bakıyorsunuz bir şeyler oluyor, ortalık toz duman. Hemen kasırga esiyor, banka boşaltanların yakasına yapışılıyor, ortalık bunlarla çınlarken birden ekonomik kriz çıkıyor, kasırga unutuluyor, ardından cezaevleri gündeme giriyor, kriz arka planda kalıyor. Derken affı ve “ölüm orucu” ile hapishaneler yetmezmiş gibi âniden polis otobüsüne saldırılıyor, polisler yaralı ve şehîd veriyor. Zaten arkadaşları af dışı kaldığı için mahzun olan polis, yollara düşüyor. Binlerce, polis saatlerce yürüyor. Bir ân için İstanbul’un kalbi duruyor. Bu sırada başkentte AB’ye rest çekmek için “ulusal program zirvesi” zirvesi hazırlanıyor. Anayasa Mahkemesi RP’nin dosyasını açıyor. Bir koyu sise girer gibi, kaosa doğru sürükleniyoruz.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT