BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Doğup büyüdüğü yerdeydi artık...

Doğup büyüdüğü yerdeydi artık...

Otobüs terminalindeki ürkek hareketleri çevresindekilerin dikkatini çekmiş olacak ki, bir anda çığırtkanlarla doluverdi Hülya’nın çevresi: - Abla hemen Ankara, hemen kalkıyor...



Otobüs terminalindeki ürkek hareketleri çevresindekilerin dikkatini çekmiş olacak ki, bir anda çığırtkanlarla doluverdi Hülya’nın çevresi: - Abla hemen Ankara, hemen kalkıyor... - İzmir, İzmir, İzmir, şimdi hareket... - Abla götürelim, nereye gideceksen söyle... Çekingen tavırlarla uzaklaşmaya çalıştı onların elinden. Biraz daha yaşlı bir adam ilişti gözüne çevresindekilerin arasından. Usulca yaklaştı: - Ben Karamürsel’e gitmek istiyorum. Gölcük, Karamürsel... - Buyurun küçük hanım, hemen Bursa arabamız var. Adeta genç kızı kolundan sürükleyerek bilet satış yerine götürdü. Hemen eline tutuşturulan kağıt parçasını alıp adamın parmağıyla işaret ettiği otobüse doğru koştu. Cam kenarındaydı yeri. Derin bir iç çekişle arkasına yaslandı. - Bir kez daha... Bir kez daha göreyim orayı. Sonra... Yutkundu. Gözlerini kapattı. Beyninin içindeki düşünceler iyice berraklaşmıştı artık. Ölüm tek kurtuluş çaresiydi ona göre. Bu kocaman dünyada bir kum tanesi kadar ufaktı ve korkuyordu ezilmekten... Araba hareket etti süzülerek. Çok geçmeden Ankara asfaltında hızla ilerliyorlardı. Yaşanan büyük felaketin izleri Tuzla’yı geçtikten sonra tek tük görünmeye başladı. Yıkılmış binalar, enkaz yığınları başındaki insanlar, derme çatma kurulmuş çadırlar yol boyunca sık sık karşılaştığı manzaralar olmaya başlamıştı. İzmit’e geldikleri zaman her şey daha belirginleşmişti. Bir müddet önce kuvvetli bir artçı şok daha yaşanmış, zaten korku içindeki insanların yüreklerini bir kez daha ağzına getirmiş, herkes kendisini sokaklara atmıştı. O sarsıntı esnasında oteldeydi Hülya. Hiç korkmamıştı. Hatta bir ara tepesindeki tavanın üzerine yıkılıvermesi için dua bile etmişti. Ölümü bu kadar çok istiyordu. İzmit’te yol boyunca kurulmuş Kızılay çadırları içinden geçti otobüs. Körfezi dönüp Gölcük’e doğru yaklaşmaya başladıkları zaman korkunç görüntüler ortaya çıkmaya başlamıştı. Bir kağıt destesi gibi birbirine yapışmıştı katlar. Oldukları yerlere yığılıvermişlerdi sanki onca yükü taşımaktan yoruluvermiş gibi. Ayakta duran apartmanların en az iki katının toprağa gömülü olduğunu dehşetle gördü Hülya. Otobüsün içindeki insanlardan hayret ve üzüntü dolu uğultular yükseliyordu. Neredeyse üç buçuk saat kadar süren bir yolculuktan sonra Karamürsel’e geldi araba. Hemen cadde üzerinde kaldırıma yanaşıp durdu: - Evvveet!, Karamürsel yolcuları..... Kimse kalmasın. Hemen atladı otobüsten. Ne eşyası vardı ne bir şeyi. Bir anda ayakları yere basınca kendisini emniyette hissetti. Doğup büyüdüğü yerdeydi artık. Koşar adımlarla yürüdü evlerinin olduğu sokağa doğru. Sanki uzun süre gurbette kalmış, yeni memleketine dönmüş gibi heyecanlıydı. Oracıkta bekliyorlarmış gibiydi anansı, babası, kardeşi. Sokağa girip evlerinin yerinde duran o korkunç enkazı görünce gerçekle yüz yüze geliverdi. Kızdı kendi kendine böyle düşündüğü için. Daha ilk günkü gibi duruyordu enkaz. Etrafına bakındı. Kimseler yoktu. Hemen oracıkta taşlardan birinin üzerine oturdu. Elini çenesine dayadı, mırıldanmaya başladı: - Hâlâ oradasınız, biliyorum... Ben de geleceğim yanınıza... Ben de geleceğim... Gözlerinden süzülen iki damla yaşa aldırmadı. Gözleri beton ve tuğla yığınına dikilmişti. Birden arkasında bir gürültü duyup hızla döndü. Küçük, dört beş yaşlarında bir çocuk hayretle kendisine bakıyordu. Ayağında burunları yırtılmış ayakkabılar, üzerinde kir pas içinde bir kazak vardı. Kaşlarını çattı: - Sen de kimsin? Ne arıyorsun burada? Çocuk omuzlarını kaldırdı anlamamış gibi. Hemen kalktı genç kız. Küçük çocuğun elinden tuttu: - Gel bakalım, annen, baban merak eder seni şimdi. Haydi onları bulalım... * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT