BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Felaketin boyutları çok büyük!”

“Felaketin boyutları çok büyük!”

Küçük çocuk hiç itiraz etmeden tutmuştu Hülya’nın elini. Birlikte nereye gittiklerini bilmeden yürüdüler.



Küçük çocuk hiç itiraz etmeden tutmuştu Hülya’nın elini. Birlikte nereye gittiklerini bilmeden yürüdüler. Sonunda genç kız durakladı, çevresine baktı. Tanınmayacak haldeydi bu küçük, sevimli sahil kasabası. Karma karışık olmuştu adeta. Yanındaki çocuğun önünde diz çöktü: - Şimdi bana nereden geldiğini anlat bakalım küçük arkadaşım... Çocuk gülümsedi sevimli bir ifadeyle. Utanmış gibi başını önüne eğdi. Hülya tekrarladı: - Ama bana söylemelisin ki aileni bulalım. Yoksa nereden bileceğim... Tam o sırada onları izleyen on iki, on üç yaşlarında bir erkek çocuğu yanlarına geliverdi iki adımda. Elleri pantolonunun cebindeydi. Çok bilmiş bir tavırla başıyla çocuğu işaret etti: - O konuşamaz teyze... Deprem gecesi dili tutuldu... Hülya irkildi. Hayretle baktı çocuğa: - Nasıl yani? - Korkudan... Annesi babası öldü, göçüğün altında kaldı. O yalnız başına. Parkın oradaki büyük çadırda kalıyor. Orada, annesi babası ölen çocuklar var. Ben de oradayım. Genç kız gözlerini açtı: - Senin de mi?... Garip, tuhaf bir umursamazlıkla başını salladı çocuk: - Benim anam da öldü teyze... Parmağıyla arka tarafı işaret etti: - Aha, orada oturuyorduk. Bir anam vardı zaten. Hülya onun sesinin titrediğini hissedip az önce yüzündeki umursamazlığın ne kadar sahte olduğunu anlayıverdi. Elini uzattı çocuğa: - Haydi gel sen de o zaman, beraber götürelim bunu o çadıra. Sen büyüksün ama bu çok küçük, kaybolur... Neden çıkıp gelmiş ki buraya... Hay Allah! Üçü birlikte yürüdüler parka doğru. Park alanı bembeyazdı. Her yere çadır kurulmuştu. Birkaç tanıdık yüze de rastladı Hülya çadırlar arasında ilerlerken. Sonunda haki renkli, barakaya benzeyen bir çadır önünde durdu on üç yaşlarındaki çocuk. Eliyle işaret etti: - İşte burası! İçeride ablalar, doktor amcalar var... Usulca süzüldü kapı olarak kullanılan örtüyü kaldırıp içeriye Hülya. Genişti içerisi. Bir sürü çocuk vardı. Hepsinin gözlerinde garip bir buğu vardı sanki. Hepsi korkak bakışlarla süzüyordu etraflarını. Az ileride portatif, açılır kapanır bir masanın başında oturan ince, uzun boylu, ince bıyıklı, gözlüklü, beyaz önlüklü gence doğru ilerledi. - Affedersiniz, bu küçüğü ben çok ötede buldum. Öğrendim ki burada kalıyormuş, getirdim. Adam dikkatle süzdü genç kızı: - Teşekkür ederiz. O kadar çoklar ki ve biz o kadar az kişiyiz ki, yetişemiyoruz. Şaşkın bir gülümsemeyle baktı Hülya... Adamın çok yorgun olduğu belliydi. Gözlerinin altı morarmıştı. Usulca sordu: - Burası çocuklara mı hizmet veriyor? - Evet... Ailesini kaybetmiş küçükleri topladık. Tabii bundan sonrası için bir şeyler yapılacak. Gölcük’ten, Yalova’dan bile geliyorlar buraya. Şimdilik onları hem psikolojik, hem de fizyolojik olarak bakıma aldık burada. Gönüllüler yardım ediyor işte. Ülkenin her yerinden koşup geldi insanlar. Üniversite talebeleri, gençler, kendine bu konuda güvenenler. Ama başımıza gelen felaketin boyutları o kadar büyük ki, yetişemiyoruz. Yetmiyor... *DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT