BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tanıdık bir yüz aradı...

Tanıdık bir yüz aradı...

Hakan başıyla karşı tarafı işaret etti: - Şuraya bak... Hiçbir şey kalmamış... Daha enkazlar olduğu gibi duruyor yahu! Aylin acı bir gülümseme ile kocasına cevap verdi:



Hakan başıyla karşı tarafı işaret etti: - Şuraya bak... Hiçbir şey kalmamış... Daha enkazlar olduğu gibi duruyor yahu! Aylin acı bir gülümseme ile kocasına cevap verdi: - Daha dur hayatım... Kolay değil, bir şehir değil, iki şehir değil... Yüz binlerce bina... Hangi birine koşulsun... Hakan yumuşak bir hareketle arabayı dördüncü vitese geçirdi: - Haklısın... Bu manzarayı görünce insanın içi kalkıyor, düşünemiyor... Bir müddet konuşmadan ilerlediler. Ekrem beyin yardım için hazırlattığı kamyon sabah erkenden hareket etmişti. Fabrikadan birkaç kişi de kamyonla birlikte gitmişti. Dağıtımı organize edeceklerdi. Hakan ile Aylin ise kahvaltılarını yaptıktan sonra yola çıkmışlardı. Deprem bölgesine gidip yapabilecekleri bir şey olup olmadığına bakacaklar, Ekrem beyin yazlığını verdiği aileye para yardımını de vereceklerdi. Hiç olmazsa bir iki ailenin ihtiyaçlarını karşılasalar, o da bir şeydi... Karamürsel’e öğlene doğru girdiler. Karşılarındaki korkunç manzaradan onlar da etkilenmişti. Her yer çadır, derme çatma yapılmış barakalarla doluydu. İnsanlar sokaklarda yaşıyorlardı. Evleri sağlam olanlar da korkudan giremiyorlar, hayatı böyle parklarda, bahçelerde, caddelerde geçiriyorlardı. Hakan gözlerini dünyaya açtığı andan beri yaşadığı bu küçük sevimli kasabanın yıkık, dökük, enkaz yığınlarıyla dolu sokaklarında gözleri dolu dolu dolaştı bir müddet. Tanıdık bir yüz, bir sima aradı. Birkaç kişiye rastladı. Hepsinin bir kaybı vardı mutlaka. Akrabasından, ailesinden, komşusundan, eşinden dostundan yitip giden bir can vardı. Her duyduğu kayıp daha da çökertiyordu genç adamı. Aylin kocasının elini tutmuş, o acı haberleri aldıkça ona destek olmak için var gücüyle çabalıyordu. Güçlükle atlıyorlardı enkaz dolu sokaklardan. Sahil kesimi biraz temizlenmişti. Mahmut’un sandviççi dükkanının önüne geldikleri zaman ikisi de sessizdi. Kocaman bir boşluk vardı dükkanın yerinde. Enkaz kaldırılmıştı. Aylin sokuldu kocasına: - Metin olmak zorundasın Hakan... Genç adam başını sallamakla yetindi. Bir şey söylemedi. Yıllarca süren bir sevdanın sonuydu gözlerinin önündeki. Hülya geldi aklına. Çaresizce karısına baktı. Aylin onun kafasının içindekileri anlamış gibi gülümsedi: - Hülya’yı mı hatırladın? Kafasını salladı “evet” anlamında... Mırıldandı usulca: - Yazık, Allah rahmet eylesin... - Onların evleri de yıkık değil mi? - Evet, yerle bir olmuştu... Kimse sağ çıkamaz oradan.... Derin bir nefes alıp sevgiyle gülümsedi karısına: - Haydi, gidelim buradan... Villalara gidip barındırdıkları aileye maddi yardım yaptılar. Sonra bütün güçlerini toplayarak yıkılan evlerinin olduğu sokağa gittiler. Hâlâ enkaz duruyordu. Hiç yaklaşmadan öylece, uzaktan baktı Hakan. Bir müddet sonra geri döndüler. Parkın içinden geçip gelen yardım kamyonunun ne yaptığına bakacaklardı. Karı koca el ele tutuşup girdiler çadırlarla dolu parka. Kamyon neredeyse bütün malzemeyi dağıtmıştı düzgün bir organizasyonla. Bütün depremzedeler sıraya girmiş, hepsine birer çuval verilmişti. Herkesten Ekrem bey için dualar yükseliyordu. Karı koca çadırların önündeki insanlarla konuştular. Hakan kendisini tanıtıyor, uzaktan bile olsa hatırladığı hemşehrilerine yardımcı olmaya çalışıyordu. Olanı biteni, yapılanı öğreniyorlardı. Hakan bu sohbetler sırasında öğrendi ustası Abdi’nin de vefat ettiğini. Çok sarsıldı. Eğer Sarıbaş olmasaydı şimdi o da annesi de hayatta olmayacaklardı... - Hakan, bak çocuklara da burada bakıyorlar, haydi, onları da ziyaret edelim... Hem de oyuncakları veririz... Gelirken iki torba da oyuncak getirmişlerdi. Çocuklar için açılan rehabilitasyon çadırına ilerlediler karı koca... * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT