BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bülent Ecevit

Bülent Ecevit

Başbakan Bülent Ecevit, benim sınıf arkadaşım. Aynı yaşlardayız. 1944 yılında Robert Kolej’den birlikte diploma aldık.



Başbakan Bülent Ecevit, benim sınıf arkadaşım. Aynı yaşlardayız. 1944 yılında Robert Kolej’den birlikte diploma aldık. Çok yakın dosttuk ve hâlâ da öyleyiz. Siyasete atılacağını sınıf arkadaşları olarak, hiç beklemezdik. Atıldı ve çetin bir politikacı oldu; kendisini politikaya sokan kurt politikacı İsmet Paşa’yı bile, CHP’nin başından ayırıp yerine geçecek, sonra da partinin lideri ve defalarca Başbakan olacak kadar! Siyasete atılmasından sonra, aramızdaki (o da, onda sonradan ortaya çıkan) solculuk farkına rağmen dostluğumuza, zaman zaman, soğukluk girmiş, ancak, birbirimize karşı sevgimiz hiç bitmemiştir. Onu gazeteci ve köşe yazarı olarak, son zamanlarda da bazı konularda, mesela Öcalan’ın idamı konusunda sertçe eleştirmeme rağmen gene de bitmedi. Üstün vasıfları Ben, daima, onun üstün insanlık vasıflarını ve kişisel dürüstlüğünü -bunları belki herkesten fazla yakından bildiğim için- övmüşümdür. Gene sınıf arkadaşım olan eşi Rahşan’la büyük aşkına saygı duymuşumdur. Ecevit’in şahsını, ne kadar eleştirirsenız eleştirin; isterseniz geçenlerde Van Milletvekili Fethullah Gültepe’nin yaptığı gibi, acımasızca ve saygısızca eleştirin, “Bülent” anlayış ve hoşgörü ile karşılar da, Rahşan’a karşı yapılacak terbiyesizlik ve saygısızlığı asla affetmez. Bu da onun çok saygıdeğer, güzel bir tarafıdır. Dostluğumuzun bitmediğini, onu bazı konularda eleştirmeye devam etsem bile, engin hoşgörüsü yüzünden bitmeyeceğini, iki ay kadar evvel onu makamında ayak üstü ziyaret ettiğimde bana karşı gösterdiği sıcaklıktan anladım. Bu ziyaretten sonra da, doğrudan doğruya onu hedef almasam bile, gene AB ve Öcalan konusunda, son olarak F Tipi cezaevlerinde “şantaja ve sokağa” boyun eğdiği veya böyle bir görünüm verildiği için acı acı tarizde bulundum. Bütün bunları söyledikten sonra Van Milletvekili Fethullah Gültepe’nin TBMM kürsüsünden, onun şahsına karşı ve sağlığı konusundaki yakışıksız sözlerini şiddetle kınadığımı belirtmek isterim. Bir defa, bırakın bir Başbakanı, herhangi bir insanı sağlığı konusunda böyle kınamak, en basit anlamıyla, terbiyesizlik, zarafetsizlik ve görgüsüzlüktür. İngilizlerin dediği gibi uygar insanlar “böyle yapmazlar” Ben Başbakanın sağlığının da, bu yaşta olan bizlerin olabileceği kadar “iyi” akli melekelerinin de çok yerinde olduğunu bizzat görmüştüm. Haliyle, çok yorgundu ve yorgun olması için çok da sebep vardır. Belki şimdiye kadar hiçbir Başbakan onun kadar ağır şartlar ve baskılar altında görev yapmamıştır. Niçin kalıyor? Akla hemen şu soru gelebilir; “Yorulmuşsa niçin çekilmiyor?” Tabii, çekilmesini, bazıları, meydanı boş bulacakları için, o Marksist, Sosyalist olmadığı için isteyenler vardır. Belki yerinde gözü olanlar da çekilmesini isterler. Ama ben söyleyeyim: Ecevit, ayakta durabildikçe, gözleri gördükçe ve daktilosunun başına oturabildikçe çekilmeyecektir, sonuna kadar görevde kalmakta direnecektir. Çünkü, evvela çok inatçıdır; kolay kolay mücadeleyi bırakmaz. Sanır mısınız ki onu böyle dayanmaya, mevki hırsı veya eski deyimle “hırs-ı pîri” itiyor! Kesinlikle hayır; onda inanılmaz bir görev şuuru vardır. O ülkesine olan bağlılığı sebebiyle ve şu sırada çekilirse nasıl bir hercümerç yaşanacağını bildiği için çekilmiyor. Bunu herkes çekilirse veya gerçekten sağlık durumu yüzünden göreve devam edemezse, daha iyi anlayacak. Allah muhafaza, hepimize, hele bizim yaşlarımızdakilere her an vaki olabileceği gibi, Bülent Ecevit’e de bir gün, emri hak vaki olsa, çoğu vicdan sahibi kişilerin, onun üstün vasıfları ve medeni cesareti hakkında muhakkak yazacaklarını şu sırada hem bir vicdan borcu olarak hem de şu çetin zamanlarda manevi destek vermek için yazmaları daha yerinde olacaktır. Ben de, işte şimdi bunu yapıyorum, çünkü her şeyden evvel, Başbakan olmasından da önce, sevgili Bülent Ecevit, benim arkadaşım. Allah ona uzun ömürler versin! Öcalan AİHM’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Öcalan hakkındaki davaya bakma kararını vermesi, bu konuda benim ne kadar haklı olduğumu ve Hükümetin de, bu konuda ne büyük hata yaptığını göstermiş bulunuyor. Hani Öcalan canlı mezara konup unutulacaktı? Hani ölüsü canlısından beter olacaktı? Şimdi onu değirmen taşı gibi boynumuzda taşıyacağız; göreceksiniz, bir yıl süreceği tahmin edilen duruşmalar esnasında , Türkiye ve Türk hukuku duruşma salonunda ve sokaklarda yerden yere vurulacaktır. Bu konuda gene yazacağım. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Beni dostlarımdan Allah korusun, düşmanlarıma karşı kendi kendimi koruyabilirim.” VOLTAİRE “Dostlarınızın sizi bağışlayamayacakları tek husus mutluluğunuzdır.” ALBERT CAMUS
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT