BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gözlerinden iki damla yaş süzüldü...

Gözlerinden iki damla yaş süzüldü...

Hülya beyaz önlüğünü giymiş, iki yaşlarındaki iki küçük kıza yemek yediriyordu. Büyük çadırın en arka tarafındaydı. Ön taraftaki hareketlenmeyi fark edip oturduğu minderden ayağa kalktı.



Hülya beyaz önlüğünü giymiş, iki yaşlarındaki iki küçük kıza yemek yediriyordu. Büyük çadırın en arka tarafındaydı. Ön taraftaki hareketlenmeyi fark edip oturduğu minderden ayağa kalktı. Başını uzatıp ne olup bittiğine baktı. Küçük çocuklardan birisi o taraftan kendisine doğru koşarak geldi. Elinde küçük bir oyuncak araba vardı: - Bak Hülya abla... Bir ağabeyle abla getirdi. Oyuncak veriyorlar orada... - Aferin Cem... Güzel güzel oyna haydi... Sakın yaramazlık yapma. Bak ne güzel. Teşekkür ettin değil mi? Küçük çocuk başını salladı “evet” anlamında. Hülya geldiği günden beri bu tür yardımların getirilmesine alışmıştı. Gerek duymadı o tarafa gitmeye. Yine küçük kızların başına döndü. Burada bambaşka bir dünyayla tanışmıştı sanki. Otobüse binip Karamürsel’e gelirken kafasının içindeki düşüncelerden eser yoktu artık. Hayata daha bir başka bakıyordu. Bir şeyler yapmanın, birilerine faydalı olmanın, kısacası üretebilmenin onurunu, heyecanını yaşıyordu. Yorulmak nedir bilmiyordu. Bütün deprem çocuklarını bağrına basmıştı. Bu çadırda yatıp kalkıyordu. Günde üç öğün Kızılay tarafından yemek geliyordu. Başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktu ki. Akşama kadar çocukları motive etmek için çabalıyor, onları hayata eskisi gibi sağlıklı bir şekilde hazırlayabilmek için çabalıyordu. Birkaç gün önce Cevat yanına gelmiş ve: - Gereken yerlere yazdım. Buradaki çalışmalardan sonra Sosyal Hizmetler bünyesinde çalışmaya devam edebileceksin. Yani seni işe alıyorlar Hülya... diye müjde vermişti. Bundan sonra hayatını bu yönde yönlendirecek, muhtaç olan insanlara yardım edebilmek için çabalayacaktı. Bütün umutsuzlukları, güvensizlikleri bir bir yok oluyordu. Cevat ilk tanıştıkları gün, insanlar kendi dertlerinden, başkalarının dertlerine derman olabildikleri ölçüde kurtulabilirler derken çok doğru söylemişti. Küçük kızlar yemeklerini bitince gülümsedi onların ellerini, ağızlarını silerken: - Şimdi koşup siz de oyuncaklarınızı alın bakalım... dedi. Tabakları üst üste koyup dışarıdaki çeşmede çalkalamak amacıyla hareketlendi. Çadırın yan tarafındaki kapısından çıkacaktı. Ön taraf oldukça kalabalıktı. Çünkü. Tam örtüyü açacakken gözleri oyuncak dağıtan genç kadına ilişti. Onu tanıyordu. Birden arkasında Hakan’ı gördü. Tabaklar düştü elinden. Yalnızca kendisinin duyabildiği boğuk bir sesle fısıldadı: - Hakan! Aman Allahım, ölmemiş... Yüreğinden serin bir rüzgar geçti sanki. Heyecanlanmıştı. O tarafa doğru yönelmek istedi. Koşup genç adamın kollarına atılmak, “ben ölmedim Hakan, kurtar beni, yaptıklarımı affet!” diye bağırmak istedi. Tam bu sırada yanına yaklaşan kendisi gibi görevli bir genç kız: - Yardım getirmişler... ne kadar hoş değil mi... Evliymişler... Genç bir karı koca... Çok düşünceli insanlar var hayatta... Hülya kekeledi: - Evli mi?!. Bu genç adamla o kız evli miymiş? Görevli kız başını salladı gıptayla o tarafa bakarak: - Evliymişler ya... Taa İstanbul’dan kalkıp gelmişler... Çocukları yokmuş daha... Ne güzel... Hülya olduğu yere çakılıp kalmıştı. Bir müddet kıpırdamadan durdu. Hakan ve Aylin neşe içinde dağıtıyorlardı oyuncakları. Hakan küçük çocukları kucağına alıyor, onlarla konuşuyor, Aylin ise mutluluk dolu gözlerle kocasının yanına gelip onun kucağındaki çocukla meşgul oluyordu. Mutlulukları kimsenin gözünden kaçacak gibi değildi. Hülya yavaşça süzülerek gizledi kendini bir yardım sandığının ardına. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Başını geriye attı. Usulca dışarıya çıktı. Derin bir nefes aldı. Az ileride oynayan çocuklara baktı. Neşeyle gülümsemeye çalıştı o tarafa doğru ilerleyerek. - Haydi bakalım, beni de alın aranıza, beraber oynayalım... Çocuklar neşe içinde bağırıştılar... -SON-
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT