BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Bizde de hortumcular var!”

“Bizde de hortumcular var!”

"Yuva yıkanın yuvası yıkılmayacak mı? Hep onlar mı gülecek? Hep onlar mı yiyecek, hep onlar mı hortumlayacak? Ruhi dengem bozuldu. Aileler ne zaman yıkmak yerine yapıcı olacak, çocuklarının aile içi işlerine karışmak yerine yardımcı olmak lazım değil midir?"



İzmir’den isim belirtmeden gönderdiği faksında aile içi serzenişlerini dile getiren bir okuyucumuzun sitemlerine yer veriyoruz bugün. Yazı başlığı olarak da “Bizde de hortumcular var” demiş. Biz de o başlığı kullanıyoruz. “İzmir’de ailecek inşaat işi ile iştigal etmekteyiz. İlkokulu bitirdikten sonra ilgisizlikten dolayı yedi senede bitirdiğim ilkokuldan sonra babam “sen adam olmazsın bari işyerini bekle” diye beni bekçi yaptı. İş kendi işimiz. Yirmi sekiz senedir bilfiil gece gündüz, yaz kış, hafta sonu demeden iş ne gerektiriyorsa elimden geldiği kadar kafamın çalıştığı kadar gayretle çalıştım. Babamım malı mülkü çoktur ama aramızda aklı biraz fazla olanlar var. Yani hortumcu. Bir kardeşime sermaye verdi ama kardeşim iyi çalışırken lüks sevdasından elindeki avucundakini kumarda vs. kaybetti. Sonra yine kendini topladı ama hâlâ akıllandığını sanmıyorum. Benim büyüğüm kardeşimde tam yetki ve sorumluluk ve en önemlisi babamın “genel vekaleti” var. Ama kötü bir huyu var. Babama nasıl yağ yakacağım diye şaşırıyor. Yalakalık ve maşalık yapıp üzerindeki gayrimenkullerin muamelelerini yapmak almak satmak şeklinde kendi üzerine yapıyor. Babam ölmeden, miras paylaşılmadan, kendisine dört katlı 3 tane dublex dairesi olan bir malikane yaptırdı. Beraber yaptık ve anladım ki diğer iki dublex daireyi çocuklarına yaptırmış. Yani ben yıllarca yeğenlerime mi çalışmıştım. Otuz yedi yaşındayım ve onbeş senelik evliyim ama babam ve abim elbirliğiyle yuvamı dedikoduyla yıktılar ve beni de inandırdılar. İnsanın kanı bozuk olunca vicdanı da olmuyor. Bu yüzden, kardeşim benim hakkımda “tüm akrabalarla araları bozuk, gelen giden kimsesi kalmadı” diye dert yanıyormuş. Bunların derdi “Hep bizde olsun, herkes bize muhtaç olsun.” Onüç ay önce yuvamı yıktılar. Onların zoruyla eşimi mahkemeye verdim. Döndüncü mahkemede davayı geri aldım. Çünkü akıllanmıştım. Eşimle barışmak için aracılar göndermeye başladım ama hep boş çıktı. Sonra babamla abim faturalarımı ödememeye başladılar. Oturduğum evi de satıp ellerine parasını vermiştim. Üzerimde hiç bir şey yok. Oturduğum evden çıkmam için baskı yaptılar ama resti görünce çekindiler. Tabii beş altı aydır mal ve parayı silah olarak kullanıyorlar. Sebep: “15 yıllık eşimden boşanayım.” Sigortadan bile çıkışımı yapmışlar iki çocuklarım hastalanırsa tedavi olamasın diye. Bu böyle mi olacak bunun kanunu bu mudur? Böyle gelir, böyle mi gider. Yuva yıkanın yuvası yıkılmayacak mı? Hep onlar mı gülecek? Hep onlar mı yiyecek, hep onlar mı hortumlayacak? Boşanıp iki çocuğum rezil mi olacak? Bir mesleğim de yok. Okutmadılar da. Amelelik mi yapayım şu birçok tanıdığımız olan şehirde. Rezil mi olayım? Ama borç içindeyim. Ruhi dengem bozuldu. Aileler ne zaman yıkmak yerine yapıcı olacak, çocuklarının aile içi işlerine karışmak yerine yardımcı olmak lazım değil midir? Bir işte her bir insan işin bir ucundan tutunca bu işten kazanılan para ortak değil midir? İlle de resmi bir belge mi olması lazımdır? Ailemden tazminat alabilir miyim? Dava etsen ne çıkar? Türkiye’de davalar senelerce sürüyor. Nafaka parasını zoru zoruna ödettirebiliyorum. Bir senedir yalnız bir erkek olarak çamaşır, bulaşık, yemek vs. ihtiyaçlarımı sormayan bir baba ve kardeş. Dört kez intihar girişiminde bulundum olmadı. Alıp başımı birbuçuk ay doğuya gittim sen neredeydin diye merak bile etmediler. Bu nasıl baba, beni cami avlusunda mı buldular merak ediyorum? Benim gerçek babam kim? Şimdi bu hortumculara ben ne yapayım? Vurayım da otuz sene içeriye mi gireyim? Yavrularım ne olacak? Yuvamız ne olacak? Ben ne olacağım? Eşim ne olacak?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT