BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ABD’de “Hukukun üstünlüğü” kazandı

ABD’de “Hukukun üstünlüğü” kazandı

Amerika’da 7 Kasım’da yapılan Başkanlık seçimlerinden 35 gün sonra Cumhuriyetçilerin adayı George W (Walker) Bush’un 43. Başkan “seçilmiş”olduğu, nihayet, belli oldu ve Amerikan siyasi-hukuki tarihinin en sıkıntılı ve en ilginç, misli, emsali görülmemiş bir safhasının üzerine perde kapandı.



Amerika’da 7 Kasım’da yapılan Başkanlık seçimlerinden 35 gün sonra Cumhuriyetçilerin adayı George W (Walker) Bush’un 43. Başkan “seçilmiş”olduğu, nihayet, belli oldu ve Amerikan siyasi-hukuki tarihinin en sıkıntılı ve en ilginç, misli, emsali görülmemiş bir safhasının üzerine perde kapandı. Washington’daki Federal Yüksek Mahkeme 5-4 bir çoğunlukla, Demokrat aday Al Gore tarafının istediği gibi elle sayımların devam etmesinin, hem bütün Florida’da sayım için eşit standartlar bulunmadığı ve Anayasada tespit edilen 12 Aralık tarihine kadar Elektörler Heyetinin, seçiminin yetişemeyeceği ve dolayısıyla gene Anayasaya göre 20 Ocakta yeni Cumhurbaşkanının and içip, göreve başlayamayacağına karar vermiş elle sayımları ve dolayısıyla açılmış davaları da kadük kılmış ve böylelikle 537 oyla Al Gore’dan daha fazla oy aldığı, daha önce, Florida’da resmen tescil edilmiş olan Cumhuriyetçi George W. (Walker) Bush’un Cumhurbaşkanlığı hukuken de belirlenmişti. Şimdi, formaliteler tamamlandıktan sonra, resmen de, önümüzdeki 4 yıl için ABD’nin 43. Cumhurbaşkanı olacak Benim ilgimin sebebi Bazı okuyucularım, Türkiye’yi ilgilendiren bu kadar önemli konu varken, niçin dış konular ve özellikle, ABD seçimleri üzerinde yazdığımı soruyorlar. Bir bakıma haklılar, ama son zamanlarda Amerika’daki seçimler konusunda yazmamın haklı sebebleri var. Evvela, bu seçimler ve neticeleri, ABD bir süper güç olduğu için, bütün dünya ülkelerini ve bizi yakından ilgilendiriyor. Bence bizim medya, fazla ilgilenmediği için bu bakımdan hata yaptı, hem de, tarihi bir olaya -tarihin gözler önünde yazılmasına- pek önem vermedi, dramatik ayrıntıları kaçırdı. Saniyen, ben şu sırada Amerika’da olduğum için, TV sayesinde hem heyecanlı bir hukuk-politika dizisini seyrettim tarihe tanık oldum: İntibalarımı bir gazeteci olarak, okuyucularıma nakletmek görevimdi. Eskilerin deyimiyle “Salisen” ve belki de en önemlisi; bu seçimlerden bizim için, bizim hukukçularımız ve de politikacılarımız için çıkarılacak dersler vardı. Gönül isterdi ki... Ülkemizdeki herkesin ve özellikle politikacıların 14 Aralık gecesı 35 günlük hukuk mücadelesi verdikten sonra “Kaybeden” ve mağlubiyeti kabul eden Al Gore’un mücadeleden çekilme konuşmasını ve artık resmen, “seçilmiş Başkan-President- Elect” unvanını kazanmış olan Bush’un zafer konuşmasını, aynen dinlemelerini veya okumalarını isterdim. Al Gore’un konuşması “zarifane”, Bush’un konuşması da “alicenabane” idi. Al Gore, Yüksek Mahkemenin kararına katılmıyordu ama kabul ediyordu. Bundan sonra birleşmek ve Amerika için birlikte çalışmak gerektiğini söylüyordu. Bush da artık Cumhuriyetçilerin değil “Bütün Amerikalıların Başkanı” olmayı vadediyordu. Bu Demokrasi için bir zaferdi. Bu seçim mücadelesinde, Al Gore’un halkın oylarının çoğunu ince bir farkla almış olsa bile, Elektörler (İkinci Seçmenler) Heyetinin oylarını kazanamamış olması çelişkisinden başlayarak, seçim sisteminin yanlışlıkları, hukuk keşmekeşi, kanunlardaki çelişkiler ve sonunda Yüksek Mahkemede bile yargıçlar arasında tam görüş birliği sağlanamaması. Yüksek Mahkeme’nin bir Eyalet olayına müdahale etmesinin Federalizme ilkesine aykırılığı, Kuvvetlerin ayrılığı ülkesinin zedelenmesi hep, ilerde izler bırakacak ve çok tartışılacak. Federasyon? Bu arada bir parantez açarak söylemeliyim: Federasyon sistemi, ABD için tarihi bir zorunluk ancak, burada dahi Merkezi Federal Hükumetle Eyaletler, yerel yönetimler arasındaki çelişkiler çok sıkıntı veriyor. Bizde “Federasyon” sistemi yani yerel özerklikler olsa neler olmaz? Nihayet herkesin oyunun gerçekten sayılıp sayılmadığı tartışmaları da, yeni Başkanın, yani George W Bush’un, neticede halkın oyları ile değil de yargıçların çoğunluğunun kararı ile Başkan olması, Al Gore’un birlik çağrılarına rağmen meşruiyetine gölge düşürebilecek. Son günlerde, bazı gazeteler “Bilgi almak özgürlüğü” kanununa dayanarak. Florida’daki oy pusulalarının kendileri veya özerk bir üniversite tarafından sayılması için kendilerine verilmesini istediler. İlginç bir medya teşebbüsü ama farzedin ki oylar sayıldı ve zaten at başı veya “fotofiniş” neticede Al Gore’un daha fazla oy aldığı tespit edildi... Ne olacak? Başka bir kaos! Neticede Tıkanmanın veya hukuk kesmekeşinin devam ettiği sırada Amerikan hukuk ve yönetim sistemi ciddi bir imtihan geçirdi, denendi. Demokratik “makinanın paslanmış olduğu” da anlaşıldı, Elektörler Koleji yani ikinci seçmenler sisteminin artık anakronik olabileceğı tartışılmaya başlandı. Hukuk düzeni hukukun üstünlüğü de zora girdi. Ama gene neticede, krizi, “kördüğümünü” gene bir yazarın dediği gibi, “kararına katılalım, katılmayalım, yargıçların ideolojık ve partizan güdülerle hareket ettiklerinden kuşkulanalım”, Yüksek Mahkemede “hukukun üstünlüğü” çözdü. Bunun alternatifi ne olabilirdi; kaos ve kavganın belki de şiddetlenerek devam etmesi. İnsanın da dağdan çıkmasının veya dağdan inmesinin en belirgin işareti, giderek aralarındaki ihtilafları, uzlaşma-uyuşma, daha sonra da kanunlarla, mahkemelerde, bilge ve adil yargıçların çözmesine razı olmaları... Ne var ki benim de son zamanlarda hep kuşkulandığım gibi, ihtilaflar, her zaman yargı yoluyla adilane çözülebiliyor mu? Haksız ve tarafgir, ideolojik yargıçlar yok mu? Bazan da “Hukukun üstünlüğü” diye diye, hukuk tepelenmiyor mu? Kurnaz ve cerbezeli avukatlar, kanunlardaki boşlukları ve “teknikaliteler”i suiistımal etmiyorlar mı? İçtihat kararları, önceki emsaller biribirleriyle çelişmiyor ve çatışmıyor mu? Kanunların bir paragrafında kesin bir ifade kullanılırken hemen arkasında “olabilir” denmiyor mu? Nihayet hukuk her zaman reel dünya gereklerine ve zorunluklarına cevap veriyor mu? Tabii ki bunlar ve muğlak ifadeler, Hukuk’un ve Kanunların üstünlüğü konusunda tereddütler uyandırıyor. Ne var ki eğer, ihtilafların, bunalımların kan dökülmeden çözülmesi isteniyorsa, Kanunlara ve Hukuka güvenmekten başka seçenek de yok. Acı denemeler... Ancak insanlar demokrasilerde acı denemelerden sonra bu tereddütlerin üzerine çıkabilmişler... Saygı duymadıkları bir yargıca bile saygı ile “Sayın yargıç” diye hitab ediyorlar. Bir Avukat zencilere ilke olarak karşı olsa bile zenci bayan yargıca önünü ilikleyerek sayın yargıç diye hitab ediyor ve Al Gore de neticede Yüksek Mahkemenin kararına katılmasa bile, bağrına taş basarak, bu karara boyun eğiyor. New York Times yazarlarından Max Frankel’in dediği gibi “bu düzen, bu süreç”, “kaybedenin de yaşamasına ve ilerde mücadele etmesine imkan verecek olan düzendir”. Frankel şöyle diyor: “Çıplak ve haşin iktidar mücadelelerinin böyle hukuk ve ilke mücadelelerine dönüşebilmesi insanlık tarihinde önemli bir aşamadır... Bu sistemde haksızlığa uğrayanların, haklarını hayatları pahasına ispat etmek yerine, mücadelelerine devam edebilecekleri bir forum bulmaları imkan ve umududur asıl önemli olan... Bu sistem, reformlara ve adalet umutlarına imkan verdiği için, haksız, karmaşık ve yanlış hükümlere sebeb olsa bile, ahlaken daha üstün bir sistemdir” Bence de, ülkemizde, Kanunların, Hukukun ve Adaletin üstünlüğünden bahsederken ve hatta bunların bazan göz göre göre çiğnenmesine tanık olurken en önemli şey, sistemin reformlara açık olmasını sağlamak ve bu duyguyu telkin etmektir. Eninde sonunda adaletin, yerini muhakkak bulacağı, garantisi ve umudu dışardan müdahalelere karşı en büyük sigortadır. Soru bugünkü sistemimizde, bu imkan ve umutların bulunup bulunmadığıdır...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 107921
    % 1.38
  • 3.8353
    % -0.54
  • 4.5054
    % -0.9
  • 5.1351
    % -0.04
  • 153.999
    % -0.04
 
 
 
 
 
KAPAT