BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Onlar hâlâ sahipsiz!..

Onlar hâlâ sahipsiz!..

Deprem ülkesiyiz evet. Deprem heyecanıyla yatıp kalktık evet. Yüreğimiz sızladı gördüklerimize evet. Yardımlar oldu falan filan... Aradan geçen zaman içinde hepimiz kendi yaşantımıza döndük yeniden.



Deprem ülkesiyiz evet. Deprem heyecanıyla yatıp kalktık evet. Yüreğimiz sızladı gördüklerimize evet. Yardımlar oldu falan filan... Aradan geçen zaman içinde hepimiz kendi yaşantımıza döndük yeniden. Ama orada depremzedeler vardı hâlâ ilgi bekleyen. Haksızlığa uğrayan. Sesini kimseye duyuramayan. Bunlardan sadece birinin duygularını kaleme alıyoruz yüzlercesi adına... Düzce’den Şerife Yüksel “Yazımı yayınlarsanız, depremden aldığım en güzel hediye bu olacak” diye de ilave ediyor. Elbette yayınlarız neden yayınlamayalım ki... “Bu yazımı Kasım’dan önce yazmış, daha sonra postalamaktan vazgeçmiştim. Fakat şimdi duyuyorum ki prefabriklere ayda 4 tüp ayrıca Şubat ayına kadar elektrik parası yokmuş. Benim gibiler deprem yaşamadık mı? Ben aldığım kira yardımı ile emanet yere bir şeyler yaptım oturuyorum bize tüp yardımı yok. Ben eşimden kalma Bağ-Kur maaşıyla geçinen biriyim. Aldığım maaş bir ay 30 ikinci ay 35 milyon. Ama bu maaşla bile gazeteye abone olmuştuk. 17 Ağustos’ta yaşadığımız deprem arkadaşımı ve beni ayırdı. Arkadaşım başka bir mahalleye taşınınca ben hem arkadaşımı hem gazeteyi kaybettim. Depremin stresiyle ne olursa olsun gazeteye abone oldum. Yani Türkiye gazetesini okumadan huzurlu olamıyorum. Hayatım Roman bölümüne ben de yazsam mı diye düşündüm. Bazı yazılarınız çok dikkatimi çekiyordu. “Benim yazımı da dikkate alan olur mu?” diye çok düşündüm ve yazmaya karar verdim. Ben iki deprem yaşamış bir Düzceliyim. 17 Ağustos gecesi uykudan uyandığımda deprem aklıma gelmedi. Kıyamet kopuyor sandım. Karanlık 4. katta oturuyorum. Bir kızım oturma odasında uyuyordu bir kızım yatak odasında benimleydi. Yatak odasının kapısına koştum düşe kalka. “Kalk annesi” diyebildim, yatak odasının kapısında kaldık çıkamıyoruz. Çünkü vitrin yatak odanın kapısına yıkılmış. Deprem durduktan sonra vitrinin altında ayağımıza camların battığını bile fark etmeden kendimizi merdivenlere kadar attık. Komşularla aşağıya indik. Ben kızlarıma “korkmayın tamam bir şey yok” diyorum, kızlarım “Biz senden korktuk sana bir şey olursa” diyorlar. Çünkü ben hipertansiyon ve kalp hastasıyım. Bu ilk deprem böyle yaşandı sokaklardaki çektiklerimi yazsam sayfalar almaz. 17 Ağustos’tan Kasım’ın 1’ine kadar eve çıkmadım. Doktorum izin vermiyordu. Şimdi depremden ölünmüyor kalp krizinden ölünüyor demişti. Çünkü bir haftada 4 kişi kalp krizinden ölmüştü. Ben doktora gittiğim hafta “kendini iyi hissedince çık” dedi. 1 Kasım’da eve çıktık, hâlâ korkumuz vardı. Oturma odasında oturuyor, orda yatıyorduk. Kanepelerin önüne yere yatak atıyorduk. Öyle yarı uyuyor yarı uyku tutmuyordu. Kış temizliğimizi yaptık iki gün sonra 12 Kasım dünyamızı kararttı. İlk depremde duvarlarımızda hafif çatlaklar vardı. Cam eşyalarımızın bir kısmı kırılmıştı. 12 Kasım’da bir tane bardak kalmamıştı. Yeni aldığım iki kere kullandığım mutfak robotu ki kullanmaya kıyamıyordum, yatak odam, vitrin hiç kullanılacak halde değildi. Evde hiç eşya kalmadı nerdeyse. Zengini fakiri, çoluk çocuk hasta yaşlı felçli herkes sokakta. Depremin ilk günleri... Mehmetçik yetişti imdadımıza. Çadırlar kurdu yiyecek giyecek yardımları battaniyeler dağıtıldı. Birçok kuruluş yardım getirip dağıtıyordu. İşte bu dağıtım esnasında gördüğünüz haksızlık ve ilgisizlikti beni kahreden. Bazen merhametli insanlar da vardı mahalle arasındaki depremzedelere dağıtmak için geliyordu fakat çadır kentte kalanlar koşup bizden önce kapıyorlardı. Herkes bambaşka olmuştu. Depremden önce birbiriyle yardımlaşan komşu, ekmeğini bölüşen komşu şimdi bambaşka insan olmuştu. Her gelen yardımdan bir battaniye kapıp onbeş battaniyesi olmuş, öte yandan komşusunun hiç battaniyesi yok, al şu da senin olsun demiyordu kimse. Bu nasıl müslümanlık, bu nasıl insanlık? Beni etkileyen, insanların yardımlaşacağı bir zamanda fırsatçılık yapmaları. Çadır derdiyle belediye reisine çıktım. Kızılay başkanına gittim. İstediğim bir tane kışlık tünel çadır. Komşularım biliyorlar onlar da uğraştılar ama ne yazık ki kışlık bir çadır bulamadım. Ankara’da çadır fabrikasına telefon ettim. Fiyatını söyledi. “Biraz indiremez misiniz depremzedeyiz ve rahatsızım tedavimi yaptıramıyorum” dedim. Şu cevabı verdiler: “Arayanlar hep aynı şeyi söylüyor”... Onlar da haklıydı. Kışın çadırsız ne yapacaktım tek başıma!.. ¥ Devamı yarın
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT