BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Güzelliği dillere destandı Zehra’nın...

Güzelliği dillere destandı Zehra’nın...

Yakup, parmaklarını terden ıslanmış siyah saçlarının arasında daldırarak şaşkın bir şekilde baktı etrafına.



Yakup, parmaklarını terden ıslanmış siyah saçlarının arasında daldırarak şaşkın bir şekilde baktı etrafına. Kalabalık başını döndürmüştü. İzmir’in otobüs terminali her zaman olduğu gibi yine dolu dolu bir gün yaşıyordu sabahın erken saatinden beri. Uzun boyu, hafif kambur duruşuyla çakır gözlerini kısarak süzdü çevresini. Çaresiz bir şekilde arkasına döndü. Üç adım ötede yüzünde korkudan büyümüş, komik bir şekilde açılmış gözleriyle hayret ifadesinden başka hiçbir şey görülmeyen karısı Zehra kocasının baktığını görünce dudaklarını ısırdı heyecanla. Kucağındaki çocuğu sıkı sıkı tutarak bastı bağrına. Yanındaki iki yaşlarındaki oğlunun küçücük parmaklarına daha bir kuvvetle yapıştı. Yakup’un yanına koşan büyük oğlu Tuncer heyecanla ve gizli bir sevinçle aydınlanan parlak zeki bakışlarıyla inceliyordu çevresini. Adam boğazını temizleyerek seslendi: - Hele gelin şu tarafa doğru yahu! Ne dikiliyorsun orada ağaç gibi? Hareketlendi bu sözler üzerine Zehra. Kucağındaki çocuğu bir paket gibi sıkıştırdı koltuğunun altına. Elinden yakaladığı küçük oğlu Ümit’i de sürükledi kendisiyle birlikte. Arkasından cılız adımlarla bir kuş gibi sekerek yaklaştı beş yaşlarındaki Asiye. Hepsi bir araya toplanmışlardı sonunda terminalin ortasında. Dört çocuk iki de kendileri altı kişi sokulmuşlardı garip bir korkuyla birbirlerine. Zehra çekinerek söylendi: - Nereye gideceğiz Yakup? Kalakaldık burada böyle... - Dur hele... Bilip bilmeden konuşma. Bakacağız şimdi icabına. Hele bir kafamı toparlayayım... Tuncer bir sevinç çığlığı atarak bağırdı beş metre öteden geçen baloncuyu göstererek: - Baba, şunlara bak! Rengarenk hepsi... - Sus şimdi başlatma balonundan. Derdim başımı aşmış zaten... Bu sert azardan sonra sustu sekiz yaşındaki çocuk. Tekrar zekice süzmeye başladı çevresini. Bu kadar kalabalık ve büyük bir kenti ilk defa görüyordu. Malatya’dan kalkıp gelmişlerdi. Malatya’nın Hekimhan ilçesinin Güzel Hisar köyünden. Artık köyde yapacak bir şey kalmamıştı. Zaten topu topu otuz beş haneli bir köydü Güzel Hisar. Oturanlar hep yaşlılardı. Gençler elleri ekmek tutup yuva kurduktan sonra teker teker göçmüşlerdi şehirlere. Tarla yoktu, hayvan yoktu, yiyecek yoktu. Dört çocuğu olmuştu Yakup’la Zehra’nın. Dokuz yıl önce evlenmişlerdi. Komşu köyün kızlarındandı Zehra. Güzelliği dillere destandı oralarda. Bilekçi Tahir’in kızı dedikleri zaman bütün delikanlılar içini çekerdi. Zehra bir düğünde görmüştü Yakup’u. Onun kendisinde adeta takılı kalan çakır gözlerini unutamamıştı bir daha. Yakup da öyle. Bu siyah, uzun saçlı, pembe yanaklı, kara gözlü köylü kızını aklından ve kalbinden çıkartamaz olmuş, geceleri uykusuz geçmeye, ağzından söz çıkmamaya, ahlayıp oflamaya başlamıştı. Sonunda anası Hatice dayanamamış, oğlunun önünü kesip derdini öğrenmek için sıkıştırmıştı. Yakup içini çekerek anlattı yüreğindeki sevdayı anasına. Hatice’nin bir tanecik, aslanlar gibi oğluydu Yakup. Sırtını sıvazladı sert bakışlı kadın: - Hele üzme kendini... Bilekçi Tahir senden iyi damat mı bulacak. Akşam babanla konuşurum ben, derdine çareyi buluruz tez elden oğul. Ferah tut gönlünü... diyerek teselli vermişti. Gerçekten de Zehra’nın babası hiç söylenmeden vermişti kızı. Oldukça yüklü bir başlık parası istemesine rağmen Yakup’un babası Baki çıkartıp saymıştı banknotları Tahir’in avucuna. Oğlunu askere gönderdiği zaman biriktirmişti onun için bunca parayı. Dut ağaçları vardı Baki’nin. Ailecek dut kurusu yapıp satarlardı. Bütün geçimi buydu. Çok şükür, kazandığı parayla kışlık bulgurunu alıp koyabiliyor, geçinip gidiyorlardı. Bir tek oğlu vardı. Hatice Yakup’u doğurduktan sonra çok ateşli bir hastalığa yakalanmış, başka çocuğu olmamıştı. Bağrına basmıştı ikisi de biricik evlatlarını. Her şey onun içindi. Yakışıklı bir gençti Yakup. Uzun boyu, çakır gözleri ve kısık bakışlarıyla köydeki birçok genç kızın rüyalarındaydı. Zehra ile evleneceği duyulunca kızların çoğu uğradıkları hayal kırıklığından zor toparlanmışlardı. Zehra’ya için için diş bilemişler, kıskançlıkla bakmışlardı. Delikanlılar da öyleydi. Onlar da rüyalarını süsleyen Zehra’yı Yakup’a kaptırmanın üzüntüsüyle sabahları zor etmişlerdi. İki genç evlenip Yakup’un köyüne yerleştiler... * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT