BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Güneydoğu konusunda aramızdaki fay hattı!

Güneydoğu konusunda aramızdaki fay hattı!

Ülkemizin sorunlarına, Türklük perspektifinden, Türkiye’nin geleceği açısından “Türk” olarak bakmak var... Bir de evrensel açıdan veya “Avrupalılık” açısından, bakmak da var!



Ülkemizin sorunlarına, Türklük perspektifinden, Türkiye’nin geleceği açısından “Türk” olarak bakmak var... Bir de evrensel açıdan veya “Avrupalılık” açısından, bakmak da var! Bir tarafta, bizim gibi, sorunları, milli duygularımız ve duyarlılıklarımızla irdeleyen “bizler” varız... Diğer tarafta da, bu ülke vatandaşı olup da, özellikle Güneydoğu-Kürt sorununa ve çeşitli boyutlarına, milli duygulardan, duyarlılıklardan soyutlanıp, objektif, evrensel aydın ölçüleriyle bakan “ötekiler” var... Apayrı perspektifler Çoğu soldan dönme liberal-veya benim “liboş” dediğim bu “ötekilerin” (tabii, düpedüz hain olmayanların) gaflet içinde olsalar bile, Türkiye’nin iyiliğini vatandaşların refah ve huzurunu arzu etmediklerini iddia edecek değilim... Onlar, bunları, kendilerine göre, ama, evrensel -son zamanlarda da- Avrupa perspektiflerinden arzu ederler. En büyük problemimiz olan Güneydoğu sorununun, ancak bu yaklaşımlarla halledileceğine inanırlar. Fay hattı Şurası ortada ki “bizlerle”, “ötekiler” arasından derin bir fay hattı geçiyor! Bu derin görüş ve perspektif farkı, genellikle Güneydoğu sorununa yaklaşımlar hususunda ortaya çıkmıştı; son zamanlarda da AB konusunda ve Kürtçe TV ve Radyo yayınları, Kürtçe eğitim konusunda belirginleşti. Toplumumuzda ve aydınlar ve medya arasında bu derin fay hattı -eğer bir milat göstermek gerekirse- 1960’lara kadar yoktu. 27 Mayıs darbesi ile -ve haydi biraz hayırhah olayım- bu darbeyi hazırlayan önceki gelişmelerle ve hatta demokrasinin gelmesiyle açıldı. Yetmişli yılların cadı kazanında ve ünlü ‘68 kuşağının sahnede zuhur etmesiyle derinleşti ve derinleşmekte de devam ediyor. Artık bazıları ile aynı ortak zeminde, aynı dili konuşamıyor ve tartışamıyoruz! Hasan Cemal olayı Olayı somutlaştırmak için, o kuşağın, eylemci mensuplarından Hasan Cemal’in son günlerdeki “Kürt kartına karşı eylem planı” yazısını ele almak zorundayım. Kürt sorununu ve Radyo TV yayınları meselesini, objektif olarak evrensel ve Avrupa açısından, adeta yabancı bir aydının ve medya mensubunun ele alacağı şekilde irdeliyor: Kürt realitesi konusunda yakın tarihimizde, önce Kürtler’in varlığını kabul etmemekten başlayarak, sonra sorunun varlığını kabul etmeye kadar yaşanan merhaleleri, anlatıyor ve lütfen Radyo TV yayınlarının Kürt milliyetçiliğini daha fazla tahrik ederek, PKK’nın “siyasallaşmasının” ülkenin bölünmesine hizmet edeceğini “teşhisler doğru sayılabilir” gibi adeta kerhen ve lütfen kabul ediyor... Yabancı tahrikleri Ve de Kürt milliyetçiliğinin, 19. Yüzyıl sonlarından beri yabancılar tarafından tahrik edilmiş olduğunu da kabul ediyor. Bu konuda kendisine, benim “Titrek Pusula” adlı kitabımı okumasını tavsiye ederim. Bu araştırmamda, Güneydoğu konusunda bugün de devam eden yabancı tahriklerinin, kökenlerini anlatmaya çalışmış ve bu arada 1938 sonuna kadar Türkiye civarlarında dönüp dolaşan İngiliz ajanı Binbaşı Noel’in, 1919 yılında hükümetine yolladığı mesajdan alıntı yapmıştım... “Kürtlerde milli şuur ve milliyetçilik yok ama biz biraz iterek bunları oluştururuz” diyordu, sonraları İngiltere’nin en yüksek nişanına layık görülen Noel cenapları! Bu tahrikleri hatırlamak ve bilmek, yabancıların ve Avrupalılar’ın Güneydoğu Kürt konusunda o kadar objektif ve masum, insan hakları endişeleri ile hareket etmediklerini, şimdi onlardan destek alanlara belki gösterebilir. Tedavide evrensellik Hasan Cemal kardeşimiz ve diğerleri, tedavi yollarına gelince, daha da evrenselleşiyorlar. Kürt kimliğinin ve kültürel özerkliğinin tanınmasını, Kürtlere azınlık haklarının verilmesi hususundaki aşırı ve şüphe çeken talepleri ve bu arada Kürtçe Radyo ve TV yayınları Kürtçe eğitim konulardaki taleplerini, bizim “ötekiler” yani entellerimiz hangi perspektiften destekliyorlar acaba? Hasan Cemal’in ve diğer entellerin “tedavi” önerilerinde “Milli” duyarlılıklarından ziyade evrensel entellikleri ağır basıyor. Entegrasyon Hasan Cemal ve diğerleri, bu konulara batılı “aydınlar” gibi ve onların açısından baktıkları için, unuttukları hatta alaya aldıkları bir önemli şey var; Cumhuriyet kurulurken, Mustafa Kemal ve arkadaşları, Üniter Milli Devleti seçerlerken önemli bir tarihi karar vermişlerdi. Bu karardan sonra, Cumhuriyeti ve birliğini güçlendirmek için Kürt kökenlileri “entegre” etmek için zecri bazı tedbirlere tevessül ettikleri doğrudur. Başka seçenekleri de yoktu... Kürtlere “Kürt” dememekle, hatta onlara “Dağ Türkleri” demekle, hatta ve hatta Kürtçeyi yasaklamakla... Ağalık sistemini bozmak için bazı aileleri Batıya nakletmekle, yürütülmüştü ve bir dereceye kadar da başarılı olmuştu bu “entegrasyon” (Asimilasyon kelimesini özenle kullanmadım) ve bu süreç başarı ile yürüyordu.. Ta ki, PKK terörü engel olana kadar! Asıl soru Şimdi sorun şu: Entegrasyon sürecini göz göre göre büsbütün kesecek faktörlere (Kürtçe Radyo ve TV ve Kürtçe Eğitim gibi) yol ve imkan mı verecegiz? Anlaşılan Hasan Cemal gibi aydınlarımız, Türkiye’yi bölecek de olsa, demokrasi ve bireysel haklar, Kopenhag kriterleri vb. uğruna bu riski göze almaya hazırlar. Avrupalılara gelince bu duyarlılıklar onların acaba umrunda mı? Hasan Cemal’in “Kürt Kartı” konusunda yazacağı ikinci yazıyı merakla bekliyorum. Türkçe’yi öğretmek Bugün bence Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü ve birliğini sağlamak için en gerekli ve zorunlu, 77 yıllık Cumhuriyet döneminde yapamadığımızı yapmak, Kürt vatandaşlarımızın hepsine Türkçeyi öğretmektir. Ancak geçenlerde de yazdığım gibi, standard Kürtçe yayın yaparak muhtelif lehçelerde konuşan Kürtleri birleştirecek, TV ve Radyolara imkan vermek yerine, TV ve Radyonun gücünden yararlanarak Türkçe bilmeyen Kürt vatandaşlarımızın Türkçe öğrenmelerini sağlamak olmalıdır amacımız. Elazığ’dan ses Bu konuda, Güneydoğu ve Kürt sorunu konusunda en iyi kitaplardan birini, “Şark Çıbanı”nın yazarı, Elazığlı tarihçi-yazar, Günerkan Aydoğmuş’un çok ilginç ve orijinal bir görüşü var.. Elazığ’da yayınlanan Türkeli gazetesinde 1997 yılında yayınlanan “Terörün doğudaki yapılanmaya etkileri” başlıklı yazısında ezcümle: 1984’te Eruh-Şemdinli baskını ile patlayan terörün faturasının millete ve devlete ağır olduğunu belirttikten sonra, 1984 yılının ve terör olayının, Anadolu tarihinde en önemli bir dönüm noktası olduğunu acılarının ve sefaletin yanıbaşında, Doğunun, binlerce yıldır değişmeyen ve Cumhuriyetin de değiştiremediği sosyal-kültürel-yerleşim yapısının köklü bir değişime uğradığını, ortadan kaldırılamayan ve kaldırılamadığı için ağaların hakimiyetinden kurtulamayan ve de eğitim götürülemeyen, Türkçe de öğretilemeyen 100.000 kadar köyün, paradoksal olarak terör “sayesinde” ortadan kalktığını, insanlarının, büyük acılar ve sefalet çekmek pahasına da olsa, mecburen büyük merkezlere kaydıklarını söylüyor. Aydoğmuş’a göre, ağaların egemenliği altındaki bu yerleşim yerleri son zamanlara kadar Feodal-ağalar düzenin beşiği olmuşlardı. 1950’den sonra Demokrasi gelince de kuvvetlerini buradan alan Ağalar hatta “bölücü” ağalar, bütün partilerce gözde adaylar yapılmışlardı. Ve Feodal sistem böylelikle de ayrı güç kazanmıştı. Ama 1984’ten sonra, terörün dehşeti ile köy ve mezraların ortadan kalkması, Feodal- Ağa sisteminin de fiilen çöküşü olmuştur. Yani paradoksal olarak Öcalan’ın bir yararı olmuştu bir yerde! Ücra köy ve mezralardan büyük şehirlere göçen insanlar, şimdi sefalet ve ıstırap çekmekte ve gençleri de PKK için, insan malzemesi olmaktadırlar ancak uzun vadeli düşününce, bunların eğitim düzeyleri yükselecek mecburen, Türkçe öğrenecekler ve çoğu Türkiye’ye ve Türklüğe entegre olabilecektir. Bu husus devletin Kürtçe TV ve Radyo ve eğitim imkanları sağlamak veya kaderleri ile baş başa bırakmak yerine, bu entegrasyona aktif şekilde yardımcı olması gerekir. Bence çok ilginç ve üzerinde durulması gereken taze bir bakış açısı! Özet olarak Kısacası, yukarıda sözünü ettiğim “ötekiler” evrensel açıdan insan hakları, azınlık hakları vesaire güdülerle bakarlarken, bizler Kürt kardeşlerimizin bu vatana ve tek millete aynı kültür ve dilde, entegre olmalarını istiyoruz, Türkiye’nin, Türklüğün bekasını bunda görüyoruz. “Avrupa Birliğinde bölünmüş ülke var mı?” diyorlar. Belki yok ama, burası ayrı ve özgün tarih ve tecrübeleri ile Türkiye, biz de herşeyden önce, milletimizin çıkarlarını, herşeyin üstünde tutan, “aydın” Türkleriz!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT