BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ya şehr-i Ramazan

Ya şehr-i Ramazan

Mabih “Ahmed” adını duyunca bir hoş olur, az kalsın ağaçtan düşecektir



Kureyşliyi duydun mu? Hakikatleri arıyan Mabih, yaşlı rahibin ahir zaman peygamberi hakkında anlattıklarını içer gibi dinler. Dayanamayıp sorar: -Onu nasıl bulabilirim? -Mekke’den çıkması bekleniyor ama inananlar çok zülum görecek, hicret edecekler. -Nereye gidecek? -Duyduklarıma göre doğusu ile batısı siyah kayalarla kaplı bir şehre, hurmalıklarıyla ünlü bir beldeye. -Onu farklı kılan özellikler olmalı. -Elbette ama ben sadece sadaka kabul etmeyeceğini biliyorum. Sonra iki küreği arasında nübüvvet mührü olacak. Mabih, elindekini avucundakini satar ve Kelboğulları kabilesine ait bir ticaret kervanına katılır. Ancak kervancılar bu genç yolcuya ihanet ederler. Hayber civarlarında (Vâdiyyül Kurâ’da) onu zincire vurur, köle diye bir yahudiye satarlar. Mabih kendini olayların akışına bırakır, başına gelenleri hayra yorar. Çünkü tutsak olduğu şehir aradığına benzer. Şimdilik işine bakmalı ve... Ve adı güzel Ahmed’i beklemelidir. Duydun mu? Bir gün ağaç üstünde çalışırken bir yahudi sahibine laf atar -Hey duydun mu Kûba’ya gelen Kureyşli, peygamberlik iddiasında bulunuyormuş. -Yok yaaa. Adı neymiş peki? - Bilmiyorum ki, kimi Ahmed diyor, kimi Mustafa. Mabih sevinçten çıldıracak gibidir, neredeyse ağaçtan düşecektir... Konuşmaya katılmak ister ama sahipleri yüz vermez “sen işine baksana” derler. Mabih o gün her zamankinden çok çalışır ve izni koparır. Efendimizi görür görmez içi ılınır. Hayır, bu güzel sözlerin ve bu şirin yüzün sahibi yalancı olamaz. Önlerine bir miktar hurma bırakır. Kibarca “sadakamı kabul buyrun” der. Resulullah onları etrafındakilere dağıtır. Mabih bir miktar daha hurma çıkarıp “bunları da size hediye ediyorum” der ki Efendimiz ondan hem yer, hem de yedirirler. Hurmalar 25 tane kadardır ama ortalıkta binlerle çekirdek vardır. Mabih bu açık mucize karşısında şaşkına döner. İşte uğruna ömrünü verdiği gün gelmiştir. Şu an için ne çilelere katlanmış, maldan, mülkden, atadan geçmiştir. Rakik kalbi bu sevinci kaldıramaz, kucağına kapanıp hıçkırmaya başlar. Cebrail gelince Server-i Kainat, İranlı köleyi elinden tutup yanlarına oturturlar “Hayat hikayeni dinlemek isteriz” buyururlar. Gelgelelim Mabih’in Arapçası henüz başından geçenleri anlatacak kadar iyi değildir. Civarda farisi bilen bir Yahudi vardır, onu çağırırlar. Ancak duydukları karşısında şaşkına dönen tercüman bazı kısımları değiştirir, bazı kısımları ise tamamen atlar. Tam o esnada huzurda bulunanları bir hâl kaplar, Yahudi dağların altında kalmışcasına ezilir ve çok korkar. Efendimiz ona dönerek “Neden yalan söylüyorsun?” buyururlar. -B.. Ben doğru söylüyorum efendim... -Ama Cebrail Aleyhisselam bana herşeyi bildirdi. Yahudi önce pişmanlıkla boyun büker, sonra teslimiyetle diz çöker. O gün hem o Yahudi ve hem de hadiseye şahit olan kararsızlar halkaya katılırlar. Efendimiz Mabih’e yeni bir isim takar, ona “Selmân” buyururlar. İşte Mabih’in hikayesi böyledir, peki Selman’ın ki? Dilerseniz onu da yarına bırakalım. Ne dersiniz? Kırk ukiye Allah’ın Resûlü, Selman-ı Farisi’yi (radıyallahü anh) çok sever onu bir başka sevdiği ile (Ebu’d Derda ile) kardeş ilan eder. Selmân aradığına kavuşmuştur ya, esaret umurunda bile değildir. Ancak Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) onun kölelikten kurtulmasını çok arzu eder. Yahudi bedel olarak hurma verecek duruma gelmiş üçyüz fidan ve kırk ukiye altın ister. Sahabe-i kiram hemen o gün üçyüz çukur kazar, üçyüz fidan bulurlar. Efendimiz gelir ve 299 tanesini elceğiziyle diker. Biri hariç (onu başkası dikmiştir) hepsi meyve verir. Yine o günlerde uzaklardan gelen biri “hürriyetine kavuşmak için efendisi ile kırk ukiye altına anlaşan köle kim?” der. Selman’a irice bir altın verir ve geldiği gibi meçhule gider. Hürriyetine kavuşan Selman Ehl-i Suffa arasına katılır. Gece gündüz Server-i Kâinat’ın huzurunda bulunur. Vahiy pınarının berrak sularıyla yıkanıp, arınır. Resulullah neredeyse o da oradadır. Hatta Aişe validemiz “Biz bile Resulullah’ı Selmân kadar göremezdik” diye anlatır. Elbette bu huzurda, çok şey kazanır ve silsile-i aliyye denilen veliler zincirine katılır. Şimdi nesi var? Eskiden kadınlık çok zahmetliydi. Ramazan hazırlıkları aylar evvelden başlar, hoşaf için meyveler kurutulur, tatlı için cevizler ayıklanırdı. Sonra yufkalar açılır, erişteler yapılırdı. Baklava, börek tam bir telaşeydi. Kalaylanacak kaplarla uğraşmak bile ayrı dertti. O yerinden kalkmaz siniler bel bükerdi. Şimdi çarşıda herşey var. Yufka mı aradın, buyur yufka, erişte mi istiyorsun, işte erişte. Güllaç, peynir tatlısı, kadayıf hepsi hazır... Hani fena da değiller. Azıcık fabrikasyon da olsa dert körlüyorlar. O ki söz hazırlardan açıldı bugün kuskus yapalım. Yanında da zeytinyağlı kereviz olsun (unutmayın kan yapar, zihin açar). Bugünlerde çocukları ihmal ettik. Öyleyse hazır puding. Nasihat etmek gibi olmasın derler ama olsun. Yemekten kalkınca çocuklar ağzını ve ellerini yıkamayı unutuyorlar. Ahir zaman veledlerinin dişleri ansızın çürüyor. Onlara misvak ve fırça kullanmasını öğretelim. Tamam mı ? Haydi bakalım.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110248
    % 0.84
  • 3.8277
    % -0.93
  • 4.5278
    % -0.49
  • 5.1355
    % -0.16
  • 155.463
    % -0.28
 
 
 
 
 
KAPAT