BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mevlana’yı anma toplantılarından biri

Mevlana’yı anma toplantılarından biri

15-17 Aralık 2000 tarihleri arasında, Ankara’da başlayıp Konya’da biten bir anma toplantısının, Ankara ayağına katılabildim.



15-17 Aralık 2000 tarihleri arasında, Ankara’da başlayıp Konya’da biten bir anma toplantısının, Ankara ayağına katılabildim. Bu toplantılarda, büyük Türk düşünürü, mutasavvıfı, Mevlana anlatıldı. Kültür Bakanlığı Yayınlar Daire Başkanı’nı da kutluyorum. İlgililere teşekkür ediyorum. Milletlerarası ve ilmi bir araştırma hizmeti verilmek istenmişti. Ne güzel. Kültür bakanımız sayın İstemihan Talay’ın nazik davetleri ile ben de iki günlük bölümüne katıldım. Zaman zaman çok faydalı bilgiler de aldım. Toplantıya 48 bilim ve fikir adamı davet edilmişti. Bunun 24’ü Türk, 24’ü de dünyanın muhtelif devlet ve milletlerinden idi. Türk bilim ve fikir adamlarının ekserisi, kariyerlerinin son basamağındaki tanıdıklardı. Yabancıların da öyle. Avrupa devletlerinden gelenlerin % 80’inin dinleyenlere Türkçe hitab edip; bildirilerini Türkçe hazırlamış olmaları bizi sevindirdi. Aslında Türkçe şartı yoktu. Onlar severek bunu böyle düşünmüşlerdi. Mevlana gibi,Türk Dünyasının ilim ışığı olmuş bir insanın anmasını ve anlatımını onun dili ile yapmayı, zevkli görev bilmişlerdi. Biz gazeteciyiz. Olanları yazarız. İyileri iyi, kötüleri de ikaz için yazarız. Kötüleri yazmak elbette acıdır. Ama şifa veren ilaç gibidir. Hatanın devamını önler. Mevlanayı bir Neyzen gibi Ney üfleyen, bir Semazen gibi zaman zaman aşka gelip dönen ve hatta kadınların bulunduğu meclislerde sema yaptığını anlatan bilim adamlarına katılmıyorum. Zira işin doğrusu öyle değildir. İşin doğrusunu, Özbekistan’dan gelen Prof. Cemal Kemal beyefendi, pek güzel anlattı. Mevlana’ya ney ve semanın ötesinde, insan gönüllerine taht kurmuş, Türk birliğine büyük hizmetleri olmuş bir Türk büyüğüne sevdalı ve hürmetli anlatımıyla dinleyenleri ferahlandırmıştır. Prof. Kemal, “Siz belki de bizim kadar Mevlana’yı tanıyamazsınız. Ben bu toplantıya Mevlana’nın Mesnevisinin bir cildinin tercümesini bitirip koşarak geldim. Bizde Mevlana derinlemesine okunur. Halka mal olmuştur. Bizde, Ankara eski valisi Abidin Paşa’nın Mesnevi şerhi esas alınır. Orada NEY İNSAN-I KAMİL olarak tarif edilmiştir. Yani İnsan-ı Kamil kendi benliğinden sıyırılıp, yaratana öyle yönelmiştir ki; Ney gibi içi boş bir kamış olmuştur. Rabbinin rızası nerede ise onun yönlendirmesiyle hareket eder. Tıpkı ‘ney’e üflendiği gibi. Üstelik Mevlana, şaraptan da bahseder. Ne ney ne şarap onun meşrebinde yoktur. O aşk şarabıdır. Gelin bunu böyle bilelim.”... gibi Mevlana’ya yakışan şeyler söylemiştir. Prof. Kemal Yavuz bey ise Türk dili meselesinde Mevlana ve Gülşehriyi sanki hepimizin kalbine işleyerek anlatmıştır. Dinleyende ağzını açacak mecal bırakmadı. Bu iki konuşmacıyladır ki, Mevlana’nın hakiki yönleri gündeme oturmuştur. Toplantıda konuşan Mehmet Önder’in, kadınlarla Mevlana ilişkilerini anlatımından doğrusu hicap duydum. Huzuruna gelen hanımlara örtünmenin insanları kapalı şeylerde meraka sevk edeceğini anlatmaya çalıştığı cüppe altındaki ekmek misali doğrusu pek garip idi. Tıpkı Hasan Ali Yücel’in, torundan damadı olan bir Prof’un, Hasan Ali’nin mevleviliğini uzun uzun anlatması kadar. Hey gidi dünya. Sap ile samanın karıştırılması, bu hezeyanların yanında pek masum kalırdı... İkinci günün oturumunda, salonda 53 kişi saydım. Bunun 20’si yabancı dinleyici, 20’si konuşmacı, 10’u üst kademe bürokrat, bir bu fakir ve iki lise öğrencisi. Ramazan olmasına rağmen, Mevlana’yı anmada yabancı konuklar kürsüde bir damla su içmemeye özen gösterirken, bazı Türk konuşmacılar gözümüze baka baka damacanaları devirdiler. Kimsenin orucuna karışma hakkımız yok. Ama bu başkasının inancına saygı göstermeye engel değildir...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT