BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dehşet tablosu

Dehşet tablosu

Bir devlet düşününüz ki suçluyu tıktığı cezaevine 10 yıl sonra ancak topla, tüfekle ve tankla girebiliyor. Bu dehşet tablosudur. Sadece cezaevlerinde yaşananlar değil, Türkiye her alanda tel tel dökülüyor. Düşünün askeri, ekonomik müdahaleye çağıran İTO Başkanı’na “sus” diyebilecek biri bile yoktur.



Bir devlet düşünün ki suçluyu tıktığı cezaevine tankla, topla, tüfekle girebiliyor. Bir devlet düşünün ki güvenlik güçlerine cezaevlerinden uzun namlulu silahlarla ateşler ediliyor. Ve bir devlet düşünün ki sokakları ablukaya alınıyor, işyeri ve araçlara saldırılar düzenleniyor. Bu devlet ya da ülke maalesef Türkiye’dir. Dünyada hangi devlet 10 yıl kendi kontrolündeki cezaevine giremiyor? Hangi ülke cezaevlerinin terör kampı ya da eğitim merkezine dönüştürülmesine göz yumuyor? Neden göz yumuldu? Soruyorum bu devlet 10 yıl boyunca bütün bunlara neden izin verdi? Haberi olmadı diyemezsiniz? Devletimiz operasyon sabahı teröristlerin yaptığı konuşmaları kaydedebildiyse 10 yıldır bütün olanları da biliyor demektir. O halde yapılan ihmaldir ve sorumluluk taşıyan herkes de bu vebalin altındadır. Hayır biz bu operasyona emir verenlere “yaşa, varol” demiyoruz. Bunu yapmaları zaten onların olmazsa olmaz görevleri. Alkışladığımız ve minnetle andığımız, şehitlerimizle görev yapan diğer güvenlik mensuplarımızdır. Türkiye bunaldı Abartmıyoruz fotoğraf dehşet tablosudur. Sadece cezaevlerinde yaşananlar değil, istisnasız her alanda Türkiye tel tel dökülüyor. Özellikle son birkaç ayda her şey rayından çıktı. Şu manzaraya bakın: Devletin zirvesi başka bir problem yokmuş gibi af ucubesi ile inatlaşmasını sürdürüyor. Devletin başına iki yıldır bu af belasını kim sardıysa o vicdanların önünde de, tarih önünde de sorumlu olacaktır. İşçi yürüyor, memur feryat ediyor, esnaf kan ağlıyor, sanayici şaşkın, toplumda tam bir cinnet hali var ama devleti yönetenler hâlâ affın sosyal yararlarını düşünüyor. Sosyal patlama Düşünün “ekonomiye asker el koysun” diyen İTO Başkanına “sus be adam” diyebilecek biri bile yoktur. Bir tarafta tespit edilen 103 milyon asgari ücretle bir ay geçinmek zorunda olan milyonlar, diğer tarafta yılbaşı baloları için İsviçre Alplerine akın eden mutlu azınlık manzaraları. Evet maalesef Türkiye’nin 2000 yılı Aralık ayındaki tablosu budur ki bu hiç abartısız bir dehşet tablosudur ve bütün bunların toplumu patlatmasından endişe ederiz. Bir tarafta son cezaevleri olayı sonrasında Ülkü Ocaklarının kurşunlanması ve laik-antilaik, Türk-Kürt, Sünni-Alevi gerilimi ya da oluşturulmaya çalışılan kamplaşma ortamı, diğer tarafta PKK’nın siyasallaşma çabaları ile Kuzey Irak’taki fiili durum ve AB’nin Sevr özlemleri. Ve bütün bu dehşet tablosunda dağınık görüntüler veren devlet ve yorgun bir Başbakan’ın yönettiği bir Türkiye. En hassas konularda bile hayati kurumların farklı farklı değerlendirmelerde bulunduğu Türkiye. Çıkış yolu Peki bu dehşet tablosu tükenme ya da yok olmanın işaretleri mi? Asla ve asla değil elbette... Bu ülke nice badireleri atlattı, emin olun bunu da atlatacaktır. Bugün yaşanan yönetim krizi biraz şahsi yetersizliklerin eseri, biraz da tıkanan sistemin sonucudur. Aydınlar ve medya ölüm orucu çılgınlığına arabuluculuk yapacağına ve ahkam keseceğine biraz da bu işlere kafa yormalıdır. Siyasal kurumlarımızın ve devlet yapılanmamızın pili bitti. Yeni bir yapı ve enerji için herkes üstüne düşeni yapmak durumundadır. Bu yapı ve kadro ile patinaj sürecektir...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT