BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > YA SEHRİ RAMAZAN

YA SEHRİ RAMAZAN

“Bizim oralarda güçlü düşmanın karşısına çıkmazlar, müdafaası kolay bir tepeye çekilir etrafına hendek kazarlar”.



Hendek önlerinde Medine’deki huzur müşriklerin gözüne batar. Kureyşliler zırhlanır pusatlanır şehri basmaya kalkarlar. Civar kabileler (Süleymanoğulları, Mürreoğulları, Fezâreoğulları, Esedoğulları ve Gatafanlılar) onlara katılırlar. Üç yüz atı, 1500 devesi olan bir ordu kurarlar ki sayıları 10 bini aşar. Bu sırada dost Huzaa kabilesinden bir ulak yola çıkar. Geceli gündüzlü at koşturur. On günlük yolu dört günde alıp Medine’ye varır. Telaşla “Hazırlanın” der, “muazzam bir ordu üzerinize geliyor!” Alemlerin Efendisi arkadaşlarıyla istişare toplantısına otururlar. Sıra Selmân’a geldiğinde “Bizim oralarda güçlü düşmanın karşısına çıkmazlar” der, “müdafaası kolay bir tepeye çekilir, etrafına hendek kazarlar.” Bu fikir kâbul bulur zira Zübâb Tepesi anlatılana çok uygundur. Eshab-ı kiram hemen kazma kürek tedarikler, işe girişirler. Herbirine 4 metre kadar bir hendek düşer ki derinliği iki adam boyunda, genişliği hızla koşan bir atın atlayamayacağı kadar olmalıdır. Alemlerin Efendisi herkes gibi çalışır. Yükünü paylaşmak isteyenlere “Hayır” buyururlar, “sevabınıza ortak olmak istiyorum.” Zor günler Ancak o günlerde kıtlık ve yokluk bel büker. Hava donduracak kadar soğuktur. Bir ara Cabir bin Abdullah Resulullah’ın açlıktan karnına taş bağladığını farkeder. Hemen evine gider. Üç beş avuç arpası ve bir oğlağı vardır. Hanımı ile elele verirler. Oğlağı kesip tandıra sarkıtır, arpayı öğütüp fırına sürerler. Cabir, Efendimizi yemeğe çağırır. “İyi sen git” buyururlar. Bir ara dışarı bakan hanımı ne görse beğenirsiniz önde Resulullah ardında yüzlerle mümin yokuşu çıkarlar. Ama mübarek kadın telaşlanmaz “O getiriyorsa, korkmam” der, “inanıyorum ki herkese yeter”. Ve öyle de olur. Sadece sahabe ordusu değil, eş, dost, hısım, akraba da doyar. Uzaklardaki ahbaplara tas tas et, parça parça somun yollarlar. Bunlar ferahlatıcı hadiselerdir ancak gelen haberler can sıkar. Mesela saldırmazlık anlaşması yaptıkları Beni Kureyza Yahudileri ahidnameyi yırtar, Kureyşliler’e katılırlar. Düşmanın güçlenmesi bir yana, cephe genişlemiş Medine savunmasız kalmıştır. Mücahidler kendilerini koruyabilirler ama şehirde kadınlar ve çocuklar vardır. Açlık yorgunluk ve soğuk dayanılacak gibi değildir. Ancak Efendimiz ümitli ve neşelidir. Sıkıntıları görmezden gelir, müminlere Şam’ı, Medayin’i, San’a’yı ve İstanbul’u müjdelerler. Münafıklar hain hain güler “Şuna da bakın hele” derler, “Medine elimizden gitti gider, o bize Medayinin ak saraylarını, Şam’ın kızıl kasrlarını vadediyor. İstanbul ve San’a onun olsun şu pis hendekten bir çıkabilsek...” Uzatmayalım müşrikler gelir hendeğin karşısına dayanırlar. Yaklaşık bir ay geçit arar zaman zaman hücuma kalkarlar. Taşlar oklar yağar. Yaralananlar ve ölenler olur ama göğüs göğüse bir çarpışmayı başaramazlar. Harp hiledir İki tarafta yorgun ve bitkindir. Bir çıkış yolu ararlarken Gatafanlı Nu’aym’ın kalbine bir nur doğar. Efendimize gelir ve iman eder. Resulullah ona “Müşrikler arasına tefrika sokup sokamayacağını” sorar ve “Harp hiledir” buyururlar. Nu’aym önce Beni Kureyza Yahudilerine gider. “Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?” der. “Bu kuşatma çok uzadı ve biz sıkılmaya başladık. Yarın çeker gideriz. Ancak siz buralısınız. Düşünün yalnız kalınca haliniz nice olur?” -Kureyşlilerin bizi bırakmamaları için ne yapalım? -O sizin meseleniz ama ben olsam önde gelenlerinden kırkını ellisini rehin alırdım -Doğru, öyle ya. Nu’aym sonra Kureyş karargâhına koşar. “Benden duymuş olmayın ama” der, “görün bakın bu Yahudiler yan çizecekler. Kureyşin ulularını rehin alacak, kafalarını vurup Müslümanlara verecekler.” -Böyle bir şey olabilir mi? -Bunlar Medinelilere yaranmak için herşeyi yapar. Bekleyin görürsünüz. Çok geçmez. Yahudiler gelir “Siz gidici, biz kalıcıyız” derler, “bu işi sonuna kadar götüreceğinizi nereden bilelim?” -Biz sözümüzde dururuz. -Sözle olmaz. Gelin bize liderlerinizden bazılarını rehin verin. İki taraf arasında buz gibi bir hava eser. Kureyşlilerin dövüşme hevesleri bir anda erir biter. Bu arada hava soğumuş, sahra dayanılmaz olmuştur. O gece görülmedik bir fırtına çıkar. Çadırları uçurur, develeri kaçırır. Yerden aldığını kırbaç gibi yüze göze çalar ki sadece kumları değil iri iri çakılları da kaldırır. Müşrikler boğulup helak olmamak için mevzilerini terkeder, perişan bir halde Mekke’ye dönerler. Rüzgar yol boyunca enselerine yapışır, kulaklarında tekbir sesleri çınlar. Medayin Valis Mücahidler Hendek’te bir ay dayanır ve sadece 6 kayıp verirler. Herkes canla başla çalışır ama Selman’ın hissesi farklıdır. Selman-ı Farisi Efendimiz’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) ahirete irtihallerinden sonra da Medine’de kalır. Aynı sadâkatla Hazret-i Ebubekir’e hizmet eder. Hazret-i Ömer devrinde İran’ın fethine katılır. İslâm askerine fillerden nasıl korunacaklarını anlatır. Pek çok İranlı onun vesilesiyle iman ederler ki bu zaferde büyük hissesi vardır. Nitekim Hazreti Ömer onu Medayin şehrine vali olarak tayin eder. Burada çok sevilir. Çoluk çocuk topyekün imana gelir. Selman-ı Farisi valilik maaşını fukaraya paylaştırır. Kendisi toprak işlemekte mahirdir ve sanatıyla geçinir. Yaptığı çömlekleri üç dirheme satar. Bir dirhemi ile tekrar malzeme alır, bir dirhemi kendine ayırır, bir dirhemini de dağıtır. Selman-ı Farisi az yer, az uyur ama çok ağlar. Garip gelir, garip gider, kendi halinde yaşar. Bir gün Şamlı bir tüccar Medayin’e kuru incir getirir. Satmakta zorlanmaz, ama nakliyesi can sıkar. Selmân-ı Farisi’yi soluk bir hırka ile görünce yanına çağırır. -Hişşt gel bakayım! -Beni mi çağırdınız? -Herhalde yani, burada başkası var mı? -Buyrun efendim. -Yüklen bakayım şu çuvalı, haydi düş peşime. Adam önde, Selmân (radıyallahü anh) arkada bir müddet yürürler ancak adam işkillenmeye başlar. Çünkü ahali acayip acayip bakmakta, kenara açılıp yol açmaktadır. Bu saygı kendisine olamayacağına göre... Tüccar, ihtiyar adamın Medayin Valisi olduğunu öğrenince şok olur ama mübarek ne onu, ne de işi bırakır. Saatlerce çuval taşır, misafirini rahatlatır. Öyle ya belki de kurtuluşu bu adamcağızın duasındadır. Farkındaysanız 25 gündür Bağdat-Basra arasında dolanıp durduk. Ama İslâm dünyası bundan ibaret değil. Önümüzdeki günlerde Mehmet Emin Arvas ağabeyimiz bizleri Asya steplerine götürecek. O nefis üslubu ile Türkistan velilerini dillendirecek. Kaçırmayın!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT