BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kandil geceleri

Kandil geceleri

Yüce Yaratan ruhun gelişip olgunlaşması için beden evinde onun nefisle olan çelişkili beraberliğini takdîr etti. Hayrın şerre galebesini sağlayabilmek için ciddî bir mücadele ve mücahedeye girsin diye...



Elest Meclisi’nde Rabbine olan itaat ve sadakatini tereddütsüzce ortaya koyan insanoğlu, dünyada varlığını güçlendirdikçe ne yazık ki bu ezelî taahhüdünden uzaklaşma temayül ve gafletine düşüyor. Dünya hayatının karmaşa ve dağdağası, hayatın akışı içinde beklenilen veya beklenilmeyen olumsuzluklar veya sarhoşluk ölçüsünde şaşırtan bazı sevinç ve sürprizler insanı hayatın temel değerleri konusunda farklı yön ve hedeflere kaydırır. Ruhun sürekli şer entrikaları üreten, Rabbine âsî ve nankör bir nefisle mecburî arkadaşlığı zaman içinde ondaki asalet ve masumiyetin de kaybedilmesine zemin hazırlar. Nefsin zulüm ve isyanlarına bulaşan ruhu kasvet ve karanlık kaplar. İnsan, bunalım ve sıkıntılar içinde belki çok şeyler beklediği dünya hayatından da nefret etmeye, yaşama sevinç ve heyecanını tamamen kaybetmeye başlar. Aslında Peygamberlerin kılavuzluğuna giren bahtiyarlar, ruhun bu sıkıntılı dünya serüvenini bu kadar ümitsiz ve karanlık durumlara düşmekten kurtarma fırsatına sahiptirler. Yeter ki dînin bu konudaki tavsiye ve öğütlerine samimiyetle kulak vermiş olsunlar. Belki bazılarının serzeniş dolu bir ifadeyle insan ruhunun neden böylesine tehlikeli ve karanlık dehlizlerden geçirildiğini, ona lâyık olan gerçek anlamda huzurlu bir ortam olması gerektiğini iddia edecektir. Ruhlar esasında âlem-i ervahta öyle idi. Yüce Yaratan ruhun daha da gelişip olgunlaşması için beden evinde onun nefisle olan çelişkili beraberliğini takdîr etti. Tâ ki ruh, hayrın şerre galebesini sağlayabilmek için ciddî bir mücadele ve mücahedeye girsin diye... Azimle mücadele etmek gerekir İyi düşünülürse insanoğlunun var olduğu günden bugüne kadar bütün insanî değerler, yüce hasletler, üniversel erdemlerin tamamı Peygamberlerin; ruhun nefse, hayrın şerre, kısacası hakkın bâtıla üstün gelme savaşının ürünüdür. İnançlı ve asil ruhlu insan bu savaşı yürütmeseydi bugün adalet, merhamet, sevgi ve özveri denilen yüce kavramları insanlık âlemi çoktan unutmuş olurdu. Ruh ile nefsin mücadelesinde elbette ruhun da yenik düştüğü, çaresiz kaldığı yer ve zamanlar olacaktır. Fakat “zararın neresinden dönülürse kârdır” diyerek savaşa devam edenler kendileri için sayısız telâfî ve kazanç yolları bulacaklardır. Yeter ki sağlıklı bir durum tesbîti yapıp azimle hedefe yönelebilmiş olsunlar. Hangi noktada nihayete ereceğini bilemediğimiz dünya hayatında hiçbir garantisi olmadığını bilen biz insanların bu noktadaki en önemli gafleti ciddî bir nefis muhasebesi şuuruyla hareket etmemeleridir. Günümüzde özeleştiri dedikleri nefis muhasebesi aslında insanın bulunduğu noktayı belirlemesi açısından çok önemlidir. Hayatın artı ve eksileri, kâr ve zararları, kısacası bilançosu çıkarılmadan durumumuz hakkında hiçbir değerlendirme yapamayız. Eksilerimiz ve eksiklerimiz çok fazla olabilir. İlâhî rahmet ve inâyetin vüs’at ve sonsuzluğu karşısında hangi telâfî edilmez zarardan söz edilebilir?! İçten gelen gerçekçi bir nedâmet (pişmanlık) ve hâlis niyetle yapılan tevbeler önce insanı zulüm, isyan ve şerrin pisliklerinden ve manevî sorumluluklarından arındırır. Daha sonra da insan ruhunda ateşlenen kulluk ve vazife aşkı insanı hayra ve faydalıya yönelme yolunda büyük bir heyecan ve ihlâs duygusuyla titretir. Günlük hayatın rutin telâşları içinde özeleştiriye hiç fırsat bulamayanlar bazen nasıl olduğunun farkına varmadan dünyaya veda ediverirler. Zerre kadar bir iman kıvılcımı olsun kalplerinde kalabilmişse belki ilâhî rahmetle ebedî hüsrandan kurtuluş vizesi bile alabilirler. Fakat sık sık durumunu kontrol eden bahtiyarlar pişmanlık ve yakınmanın fayda verdiği bu fânî âlemden çok daha mutlu ve kazançlı gitme şansına sahiptirler. Üç aylar önemli bir fırtsattır Gaflet diyoruz, günlük hayat düzeni diyoruz da ömrümüzün bu monoton gidişine revnak katacak nice manevî fırsat ve imkânları çoğu kez görmezden geliyoruz. Üç aylar ta’bîr edilen şu mübarek günler, işte bu önemli fırsat ve ni’metlerin art ardına sıralandığı önemli bir manevî kazanç mevsimidir. Recep, Şa’bân ve Ramazan-ı Şerîf aylarının aslında bütün gün ve geceleri feyiz ve bereket doludur. Üstelik manâ ve ruh yüklü Regâib, Mi’râc, Berât ve Kadir geceleri hiçbir maddî ve dünyevî ölçüyle değerlendiremeyeceğimiz ilâhî ikramlardandır. Biraz gönül uyanıklığı, dikkat ve samimiyetle bu gecelerin feyzinden yararlanabilirsek manevî yoldaki bütün eksiklerimizi telâfî edebilir, Hakk’a hâlis kul olabilme yolunda gerçek istikametimizi bulmuş oluruz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT