BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ya şehr-i Ramazan

Ya şehr-i Ramazan

Seyyid Abdulkadir Geylanî, Ahmed Yesevî, Abdulhalık Goncdüvanî, Abdullah-ı Berkî ve Hasan Endâkî gibi pırlantaları yetiştiren bir hoca nasıl olabilir ki? Elbette Yûsuf-ı Hemedânî gibi...



Bozkır çiçeği Değilmi ki, Yûsuf-ı Hemedânî’yi anlatmaya başlayınca onun en sevdiğinin ismiyle başlamak güzel olan. Çünkü bütün iyilikler ve güzellikler onun sayesindedir. Hem değil mi ki Yûsuf aleyhisselam da onun hatırı için yaratılmıştır, Yûsuf-ı Hemedânî de. İnsanların en üstünüdür o. Peygamberlerin sultanı, Allahü teâlânın sevgilisidir o. Yaratılmışların içinde yaratılanlara en ziyade merhameti olan odur. O Muhammed aleyhisselamdır. Alemlere rahmet olarak gönderilen... Aleyhissalâtü vesselam. Birbirine geçmiş altından halkalar düşünün ki, ilki Muhammed aleyhisselamdır, sekizincisi Yûsuf-ı Hemedânî. 18 yaşında Bağdat’a gelir genç Yûsuf ve başlar ilim öğrenmeye. Zamanın âlimlerinden, arının çiçeklerden ayrı özler ve tatlar topladığı gibi ilim ve feyz alır. Sonra ışık saçmaya başlar Asya bozkırlarındaki bahtiyar insanlara. Her büyük Allah dostu gibi üstüne basa basa “Sevgidir” der, “her kapının anahtarı”. İnsanlara ve bütün canlılara merhamet ve sevgi... Onun sevgiden sözetmesi benzemez başkalarının söylemesine. Çünkü sevginin insanı nelere kavuşturacağını bizzat yaşamışlardır dem be dem. Zincirler çözülünce Bir gün bir kadıncağız ağlayarak Yusufi Hemedani Hazretlerinin yanına gelir. “Ne olur yardım edin” diye yalvarır, “biricik oğlumu Bizanslılar esir aldı”. O merhamet deryasının yüreği sızlar, mahzun ifadeler çöker yüzüne. Büyük bir sükunetle “Sabredin” der. Lâkin kadıncağız annelik hassasiyeti ile der ki: “Kalmadı dermanım, hem sabredecek mecalim”. Bunun üzerine büyük veli şefkatli elini açar semaya “Ya Rabbi” der, “bu kadının oğlunu esirlikten, annesini de ıstıraptan kurtar.” Sonra döner kadına “Şimdi evinize gidiniz” der. Kadın bu Allah dostunun duasına şahit olmanın tesellisi ile evine döner. Kapıyı açtığında neredeyse düşüp bayılacaktır. Gördüklerine inanası gelmez zira oğlu karşısında durmaktadır. “Sen” der şaşkınlıkla “nasıl kurtulup da geldin buraya?” -Ben biraz evvel İstanbul’da Bizans zindanındaydım. Ayaklarım bağlıydı. Başımda da bir muhafız vardı. Sonra bir adam zindanın kapısını açtı ve beni aldığı gibi buraya getirdi. Kim, kimi imtihan eder? Bir gün üç kişi Yûsuf-ı Hemedânî Hazretlerini ziyaret için yola çıkarlar. İçlerinden biri “Hemedanlı Yusuf’a öyle bir şey soracağım ki cevabını veremeyecek. Herkes onun gerçek yüzünü görecek!” der. Bir diğeri “Benim de bir sualim var, bakalım nasıl cevap verecek?” diyerek küstahlıkta yarışır. Üçüncüsü ise “Ben o büyük veliye soru sormaktan utanırım. Çünkü onun Allah dostu olduğuna inanıyorum” der. Bu üç kişi huzura çıkarlar. Yûsuf-ı Hemedânî ilk ikisine heybetle döner ve derki “Sizin sorularınız bunlar, cevaplarınız da şunlardır!” Sonra üçüncü kişiye döner “Sen Allah dostlarına olan edebin ve muhabbetin sayesinde öyle büyük bir veli olursun ki. Evliyaullah söz birliğiyle senin gibi büyüklüğüne şahedet ederler. Ve yıllar geçer, ilk iki kişi büyük sıkıntılarla yaşar ve ölürler. Üçüncüsü ise evliyaya serdar olur ki, bu sevimli gencin adı Seyyid Abdulkadir Geylanî’dir. Yûsuf-ı Hemadânî büyük insanlar yetiştirir adları dillere destan olan. Biri Ahmed Yesevî’dir, biri Abdulhalık Goncdüvanî... Abdullah-ı Berkî ve Hasan Endakî’dir hem... Ve nihayet her fani gibi o da bu fani dünyadan göçer (M.S. 1140). Kavuşur aşkıyla yandığı Muhammed aleyhisselama ve yaradanına. Ama sözleri, halleri ve nasihatleri her Allah dostunda olduğu gibi iki cihan saadetine giden kapıların anahtarları olur yüzyıllarca... Kıyamete dek.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT