BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Yarın sabah çıkıyoruz yola...”

“Yarın sabah çıkıyoruz yola...”

Hiç bilmedikleri, görmedikleri bir yerde nasıl ve ne şekilde yaşayacaklardı? Bunun verdiği ürkeklik karar alma kabiliyetlerini de dumura uğratmış gibiydi.



Hiç bilmedikleri, görmedikleri bir yerde nasıl ve ne şekilde yaşayacaklardı? Bunun verdiği ürkeklik karar alma kabiliyetlerini de dumura uğratmış gibiydi. Hiçbir şey düşünemez bir vaziyette zaten iki üç parça olan eşyalarını toparladılar. Köydeki iki odalı evini, sağlam kalan beş altı kadar ağacı yok bahasına sattı Yakup. İzmir’e gideceklerdi. Seneler önce karşı komşuları olan Hüsamettin’in yanına varacaklar, ondan yardım isteyeceklerdi. İnsanlık ölmediydi ya? Elbet bir yolunu bulurlardı nasıl olsa... Hüsamettin yaklaşık sekiz sene önce gelmişti Malatya’dan İzmir’e. O zaman karısını, çocuklarını alıp bir gece verdiği ani bir kararla çıkıvermişti yola. Ardından çok şeyler söylenmişti köyün yerlileri tarafından. Yanlış yaptığı, insanın memleketini ne olursa olsun bırakmaması gerektiği gibi falan. Aldırmamıştı. İki sene önce gelmişti ziyaret için köye. Bayağı iyiydi durumu. Seyyar satıcılıkla başlamıştı işe. Şimdi ise pazarcılık yapıyordu. Bir küçük kamyonet bile almıştı. Sokak aralarında dolaşıyordu. İyi de kazanıyordu. İzmir’in banliyölerinden birinde ufak bir gecekondu da yapmıştı. İki çocuğu ve karısıyla birlikte geçinip gidiyordu. O gelişinde çelmişti aslında Yakup’un aklını. Bir gece kahvede otururlarken eğilmişti kulağına: - Burada yaşanan hayat, hayat mı be aslanım, geleceksin büyük şehre. Modernlik neymiş, medeniyet neymiş göreceksin. Burada bizim aha şu karşı ağıldaki dört ayaklılardan bir farkımız yok inan ki...Tuttuğun altın oluyor sanki. Bak bana... Beş kuruş yoktu yanımda. Var olan boğaza yeterdi. Ama ne oldu, altıma kamyonetimi aldım. Kendi işim, evi de yaptım çok şükür. Hanım da temizliğe falan gidiyor. Kız okuyor, ilk okulu bitirsin o da çalışacak. Oğlan da bir tamircinin yanında. Üç yerden para giriyor eve. Sen aklını kullan. Tam dört çocuk. Bunların büyüyüp çalıştığını düşün. Beni bile ikiye katlarsın... Yakup irkilmişti. Çakır gözlerini iri iri açarak bakmıştı Hüsamettin’e: - İyi de Hüsam ağabey, çocuklar daha sübyan... Nesine çalışacaklar ki?.. - İlerisini düşünüyorum ben oğlum. Yaşlandığında rahat edeceksin işte. Zehra da gider işe. Orada zenginlerin evine temizliğe gidiyor bizimkileri gibi kadınlar... Yakup tedirgindi. Kaşlarını kaldırıp gözlerini masanın üzerindeki kulpu çatlak kahve fincanına dikti: - İyi de ağabey, kadın kısmısı, bilip bilmeden el alemin evine giderse... - Bırak bu geri kafalılığı be Yakup, aklını başına topla... Hem biz revaçtayız orada. Ne de olsa Malatyalıyız. Bak yeni başbakanımız da Malatyalı... Seçimler yeni yapılmıştı. Oniki Eylül darbesinden sonra demokratik düzene yeni geçilmiş, Anavatan Partisi iktidara gelmişti. Seçim sonuçları açıklandığında köyde şenlikler düzenlenmiş, silahlar bile patlamıştı. Hüsamettin dudaklarını diliyle ıslatarak devam etmişti konuşmasına: - Malatyalı dediğin zaman şöyle bir duruyorlar aslanım. Bence sen aklını başına topla iyi düşün. Seni garip koymayız gurbetin elinde... Ağabeyliğimizi yaparız karar verirsen... Biraz da bu sözlere güvenmişti Yakup. Karar verdikten sonra bir gecede toplanmışlardı. Hemen satışlar yapılmış, otobüs biletlerini kol uçları yırtılmış, artık kendisine küçük gelen ceketinin iç cebine yerleştirip kapıdan girmişti içeri: - Tamam Zehra, yarın sabah çıkıyoruz yola. Yolluk bir şeyler hazırla... Tuncer üç kilometre ötedeki okula gidiyordu iki senedir. Yakup mindere bağdaş kurarak oturmuştu: - Ben de öğleden sonra gidip Tuncer’in öğretmeniyle konuşayım. Orada bir okula gider artık. Zehra yan gözle bakmıştı kocasına: - Hüsamettin ağabeyleri bulacak mıyız gidince? - Tabii kız! Bana adresini verdiydi evvelki sene geldiğinde. Cebimde duruyor. Hele bir gidelim oraya buluruz. ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT