BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türk polisi Türk askeri

Türk polisi Türk askeri

Çevik Kuvvet mensupları izinsiz yürüyebilir mi yürüyemez mi? Bu soruya halkımız başka cevap veriyor idarecilerimiz ve siyasîlerimiz başka.



Çevik Kuvvet mensupları izinsiz yürüyebilir mi yürüyemez mi? Bu soruya halkımız başka cevap veriyor idarecilerimiz ve siyasîlerimiz başka. Halkımız, polislerimizin izinsiz yürümesini haklı buluyor. İdarecilerimiz ve siyasîlerimiz ise, kanunsuz-izinsiz yürüyen polislerimizin şiddetle cezalandırılmasını istiyor. Öyle veya böyle! Ben bu münakaşalara girecek değilim. Benim üzerinde duracağım husus, bazı köşe yazarlarımızın öfkeleriyle ilgili. Hazretlere göre: “Laik cumhuriyetimizin polisleri, yürüyüş esnasında: ‘Ya Allah! Bismillah! Allahu ekber!’ diye bağıramazlarmış. Çünkü bu şekilde slogan atmak laikliğe aykırı” imiş! Şaşırmamak elde değil: Cumhuriyetimizin üzerinden 77 yıl geçti. Biz hâlâ bu laiklik anlayışına bir açıklık getiremedik. Birtakım insanlar, laikliğin, din ve vicdan hürriyeti olduğunu hâlâ anlayamadılar” Laikliği dinsizlik veya din düşmanlığı şeklinde düşünenler, devlet-millet hayatımızda büyük huzursuzlukların doğmasına yolaçtılar. Dine, dinî kelimelere itikatlara ve ibadetlere: “laiklik düşmanlığı” etiketi yapıştıranlar, akıllarını Kaf dağının ardında unutanlardır. Birtakım kimseler, milletimizin kalbinden ve vicdanından din duygusunu ve dince mukaddes kelimeleri neden çekip almak istiyorlar? Atatürk 1930 yılında diyor ki: “Din vardır ve lâzımdır. Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur!” Atatürk’ün ifadesiyle, din lüzumlu ise ve dinsiz milletlerin yaşamasına imkân yoksa, milletimizin dinî duygularına, yaşayışına, ibadetine bu tahammülsüzlük neden? Polisler: “Ya Allah! Bismillah! Allahu ekber!” diye bağırmakla kimin dinî duygularını çiğnemiş, kimin dini inanışını, ibadetini yasaklamışlardır? Böyle bağırmak suç ise, 70 bin camimizin kapatılması gerekir. Çünkü: Suç her yerde suçtur. Bir kânunu dağ başında ihlâl etmek de suçtu, bir şehrin meydanlarında da! Bir kimseye fısıltı halinde sövmek de suçtur; bağırarak sövmek de! “Ya Allah! Bismillah!” demek laikliğe aykırı ise, sabahları evlerinden “Ya Allah! Bismillah” diye çıkanlar da, dükkanlarının kapısını Bismillahirrahmanirrahim diye açanlar da, minarelerden “Allahu ekber” diye ezan okuyanlar da rükua ve secdeye varanlar da laikliğe aykırı davranmaktadırlar. Böyle laiklik anlayışı olur mu? 1974 Kıbrıs çıkarmasında, 1980-90 PKK çarpışmasında “Allah Allah” diye doğrulan, koşan, çarpışan Mehmetçiğin bu davranışı neden laikliğe aykırı değildir de, “Ya Allah! Bismillah! Allahu ekber!” diye yürüyen polis, laik devlet polisine yakışmayan bir davranış içindeymiş gibi gösterilmektedir? Elimde Ruşen Eşref Ünaydın’ın bir kitabı var. İsmi: Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülâkat. Bu kitabın 35. sayfasında, Atatürk Çanakkale kara savaşlarını Ruşen Eşref’e aynen şöyle anlatıyor: “...Size Bombasırtı vak’asını anlatmadan geçemeyeceğim Mütekabil -karşılıklı- siperler arasındaki mesafemiz sekiz metre. Yani ölüm muhakkak, muhakkak. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına kamilen düşüyor. İkincidekiler, onların yerine gidiyor; fakat ne kadar şayanı gıpta bir itidal ve tevekkülle, biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç, ufak bir fütur bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okumak bilenler, ellerinde Kur’an-ı Kerim, Cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, kelime-i şehadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.” Atatürk bu açıklamaları, Cumhuriyetin ilânından 7 sene sonra yapıyor -1930- Bin defa hayret! Atatürk’ün ifadesiyle, bize dün Çanakkale muharebesini kazandıran o yüksek ruh, bugün büyük bir suç imiş gibi gösteriliyor. Diyeceksiniz ki Çanakkale savaşlarına katılan askerlerimiz, düşmanlarımız olan İngilizler’e, Fransızlar’a, Anzaklar’a, Hindûlara...karşı çarpışıyorlardı. Doğru! Doğru! Doğru! Dün Çanakkale’de, karşımızda, bugünkü teröristlerimizden kırk kat daha namuslu düşmanlarımız vardı. Onlar bizim dış düşmanlarımızdı. Bugün askerimize ve polisimize kurşun sıkanlar ise, iç düşmanlarımızdırlar. Çanakkale’deki dış düşmanlarımızdan daha zalimdirler. Üstelik bir de nankördürler...Bizzat kendileri askerimizi ve polisimizi “düşman” görmektedirler. “Ya Allah! Bismillah! Allahu ekber!” diyerek ruh kuvvetini gösteren Türk polisi, Türk Askeri, “şayanı hayret ve tebrik bir misaldir!” efendiler!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT